Tarikatlar, cemaatler ve çocuk istismarı-1: Büyük bariyer: Biat ve itaat

Tarikatlar ve cemaatler kendi içine kapalı yapılardır. Dergâhlarda, tekkelerde, kapalı kapılar arkasında neler yapıldığı dışarıya sızmaz. Ayinleri, zikirleri, sohbetleri her zaman kendi içinde yaşanır. Onun için de ortaya çıkan Uşşaki tarikatı şeyhi Fatih Nurullah’ın iki kız çocuğuna cinsel istismarı toplumda tepki ve öfke uyandırdı.

28 Eylül 2020 Pazartesi, 06:00
Tarikatlar, cemaatler ve çocuk istismarı-1: Büyük bariyer: Biat ve itaat
Abone Ol google-news

Özellikle toplumlarda güven verici olarak kabul edilen din adamlığı gibi, öğretmenlik gibi işlerde çalışanların karıştığı cinsel istismar olaylarının nefret uyandırdığı açıktır. Ama elbette bu ilk değildi. Ensar Vakfı’nda yaşanan cinsel istismar olayları unutulmadı. Giderek erkek ve kız çocuklarının kimi zaman yatılı okullarında, yatılı kurslarında yaşanan bu tür nefret uyandıran olaylar neden din gibi kutsal bir perdenin arkasında yaşanıyor?

Neden bu hacısı, hocası, şeyhi kızların kaç yaşında evlenebileceği ile bu denli ilgili? Neden 10 yaşında, 12 yaşında kızlarla evlenilebileceği bu çevrelerin sürekli derdi oluyor? Toplumu sarsan bu olaylar “tek tük olan sapıklıklar mı” yoksa yaygın bir toplumsal ahlak çöküntüsü mü? Üzerinde durulması gereken de bu.

SUSMAYA ZORLANIR

'Çocuk “açıklama tehdidiyle” ya da korkutularak susmaya zorlanıyor!'

İstismara uğrayan çocuk asıl kendini suçlar. Böylece, cinsel istismar çocuk için kalıcı bir travmaya dönüşür. Çocuk içine çekilir. Arkadaşlarından uzaklaşır. Önceden ilgi duyduğu şeylere ilgisini kaybetmiştir. Uykuları bozulur, neşesizdir, keyifsizdir, okulda aldığı notlar düşer. Doğal bir içgüdü olan cinsellik çocuk için bir karabasana dönüşür.

YASAKLANAN CİNSELLİK YOLUNDAN SAPAR

Cinsel içgüdü, her insanın doğuşundan başlayarak gelişen bir yaşam kaynağı. Üç temel içgüden birisi. Korunma içgüdüsü, beslenme içgüdüsü, çoğalma içgüdüsü. İlk ikisi hayatta kalmayı, üçüncüsü ise türün devamını sağlayan içgüdüler. Cinsel içgüdü doğuşta var ama cinsel gelişim ergenlikle ortaya çıkıyor. Ergenlerin cinsel uyanışla tanışması onun için sancılı. Karşı cinsle artık daha farklı bir konuma gelen ergen, beğenilmek istiyor. Erişkin ise artık cinselliğini fark etmiş, onu nasıl yaşayacağını öğrenmiş olmalı. Bütün uygar ülkelerin küçük yaşlardan başlayarak “cinsel eğitim” vermeleri bu geçişi kolaylaştırmak için. Bu eğitimden yoksun erişkinler, cinselliği tabu gören, yasaklayan toplumlarda cinsel dürtülerini kontrol edemiyor. Bu nedenle de tacizler, tecavüzler, sapkınlıklar yaşanıyor.

Çocukların cinsel istismarı da bu sapkınlıkların en nefret uyandıran alanında yer alıyor. Psikiyatri terimi olarak “pedofili”, iyi bilinen bir sapkınlık. Bir erişkin tarafından cinsel obje olarak kullanılan erkek ya da kız çocuğu, ne olduğunu kimi zaman anlamayarak, anlasa da karşı çıkmaya cesaret edemeyerek olayı yaşıyor. Çoğu kez bu olayı yaşayan çocuk, “açıklama tehdidiyle” ya da korkutularak susmaya zorlanıyor. Olayların suskunlukla kapalı kalması bu yollarla sağlanıyor. Eğer bu taciz, güvenilen bir kişi tarafından yapılıyorsa çocuk için açıklamak daha da zorlaşıyor. Bir hoca, bir şeyh, bir eğitmen toplumun saygı duyduğu bir kişidir. Tarikatlarda, cemaatlerde ise çoğu kez çocuğun ailesi de o çevrenin içindedir. Çocuk, bu çevrede uğradığı tacizi açıkladığı zaman karşılaşacağı tepkiden de çekinir. Bu olaylarda çocukların yakın çevreleri tarafından suçlandıkları çoğu kez görülür. Çocuk bu olayda asıl kendini suçlamaktadır.

Böylece, cinsel istismar çocuk için kalıcı bir travmaya dönüşür. Çocuk içine çekilir. Arkadaşlarından uzaklaşır. Önceden ilgi duyduğu şeylere ilgisini kaybetmiştir. Uykuları bozulur, neşesizdir, keyifsizdir, okulda aldığı notlar düşer. Doğal bir içgüdü olan cinsellik çocuk için bir karabasana dönüşür. Bu olayları yaşayan çocukların tam bir sosyal ve psikolojik desteğe gereksinmesi vardır. Çocuk için bu destek verilmezse olay kalıcı hasara dönüşür. Çocuğun sosyal hayatı zarar görür, cinsel hayatı sakatlanır.

Cinselliği tabu kılan, yasaklayan bütün sistemler, onun normal yolundan sapmasına neden olur. Kiliselerdeki koro çocuklarına yapılan rahip tacizleri de bu nedenledir. Normal cinsel hayatı yasaklanan rahipler, ergen yaştaki koro çocuklarına karşı bu sapık ilgiyle benzer olaylara yol açarlar. Bu olayların kitapları yazılmıştır, filmleri çekilmiştir. Bizim kapalı kültürümüzde ise bu olaylar, çoğunlukla saklanır, kapalı kapılar arkasında kalır. İstismara uğrayan çocuklar da her türlü destekten yoksun kendi trajedilerini yaşarlar.

BİLİNENDEN DAHA ÇOK

Cinsel istismar olaylarının aslında ortaya çıkandan çok daha fazlasının yaşandığı bir gerçek. Çocukların maruz kaldığı cinsel istismarlar olsun, erişkinlere yapılan tecavüzler olsun çok kere yaşayanların açıklayamadığı suçlar. Açıklarsa kendisinin suçlanacağı korkusu bu olaylara uğrayanları suskunluğa yöneltiyor. Aile içinde yaşananlar, bütün ailenin zarar göreceği korkusuyla kapatılıyor. Ensest. Yani cinsel ilişki kurması yasak olan yakınlar arasında yaşananlar bilinenin çok üstünde olduğu halde suskunlukla kapatılıyor. Tarikatlar ve cemaatler gibi kapalı yapılarda yaşananlar da çoğu kez ortaya çıkmadan kapatılıyor. Bu yapıların öğretisindeki “biat - itaat” ekseni, yaşananlar açıklamanın önündeki büyük bariyer. Temelinde “kutsallık” bulunan, yapılan işleri “kutsala hizmet” olarak niteleyen öğreti, bu işlerin başındaki kişileri de “kutsal rehber” kabul ettiği için dışarıya taşınan her şikâyet “kutsala saygısızlık” içine giriyor. Cinsel istismar olaylarının gizli kalmasında en büyük pay bu öğretinindir. “Kutsallık” olgusu sadece tarikatların, cemaatlerin içinde kalmayacak, siyasete de taşınacaktır. Sağda siyaset yapan bütün partilerin zaman zaman gizli, zaman zaman açık ilişkiler kurduğu tarikatlar ve cemaatler bu parti liderlerine “kutsallık” atfederek kendi topluluklarını etkileyeceklerdir. Bu “kutsallık” kavramı, aslında pek çok olayı açıklar.

GÜÇLERİ GİZLİLİKLERİNDE

Bu kapalı yapıların bütün gücü “gizliliklerinde” yatar. Ruhani sırlar sadece tarikatın - cemaatin en üstünde yer alan “mürşit” tarafından bilinir. O büyük şeyh, müritlerine sadece bilmeleri gerekeni açıklar. Kıdemliler derece derece şeyhe yakınlıklarına göre konumlanırlar. Kıdemsiz dervişler sadece soru sormadan hizmet etmekle yükümlüdür. Bu yapılarda “ruhani sır” öğretinin odağıdır. “Sır” aslında bilinmeyendir. Tarikatların, cemaatlerin müritleri, bu sırrı bilen “şeyh - hoca - mürşit”in peşinde giden kullardır. İşte bu “kulluk kölelik” olgusu, bu gizlenen bilgilerin, ruhani sırların koruyuculuğunda dayanır. Osmanlı İmparatorluğu’nun her döneminde etkili olan tarikatlar ve cemaatler hep bu “gizli gücün koruyuculuğu” ile varlıklarını sürdürmüşlerdir. Kuran’ın Türkçeye çevrilmesi de bu gizliliğin korunması için engellenmiştir. Hatta 1726’da kabul edilen matbaa ancak Kuran’ın basılmaması koşuluyla izin alabilmiştir. Gizlilik, saklanan bilgi, ruhani sır tarikatlarla cemaatlerin temel gücüdür. Bilgi açıklığı, paylaşılan bilgi, laik eğitim onun için tarikatlarla cemaatlerin düşman saydığı işlerdir. Çünkü bu yolla ellerindeki yönetme gücünü kaybedeceklerdir.

BİZİM ASIL FELAKETİMİZ

Bizim asıl felaketimiz, Batı toplumlarının ortaçağda yaşadıkları “dogma egemenliği”ni günümüzde yaşamaya zorlanmamızdır. Batı, ortaçağda kiliselerin dogmalarının egemenliğini yaşadı. Galile gibi akılcı bilginin temsilcileri engizisyon mahkemelerinde hesap verdi. Giordiano Bruna yakılarak öldürüldü. Ama Batı uygarlığı Rönesans ve Aydınlanma ile bu engelleri aştı. Laik yaşamın, laik eğitimin değerini anladı. Çağdaş, uygar toplumlar yaratmayı başardı. Ne yazık ki biz bugün bu ortaçağ zihniyetini kabule zorlanıyoruz. Tarikatlar ve cemaatler yaşamın her alanına egemen kılınıyor. Onları koruyan, besleyen, büyüten siyasal iktidar bu ortaçağ karanlığını ülkeye egemen kılmak için var gücüyle desteğini sürdürüyor. Bizim asıl felaketimiz, Batı’nın yüzyıllar önce yaşadığı karanlıklara bizim bugün sürüklenmemizdir.

ELBETTE BUNU KABUL ETMEYECEĞİZ

Bu toplumda bunu kabul etmeyecek güçlerimiz de var. Aydınlanma ile özgür aklın rehberliğini anlamış, ülkenin çağdaş uygarlık yolunda yürümesi için azmetmiş milyonlarımız var. Elbette tarikatlarla cemaatler de bunu biliyorlar. Çocuklara yönelik Kuran kursları yoluyla, hafızlık eğitimiyle yapmaya çalıştıkları işte bu Aydınlanma ilkelerini etkisiz kılmak, kendi öğretilerinin egemenliğini sağlamak. Ama yaratmaya çalıştıkları bu yeni Ortaçağ, tarihin doğal akışıyla başarısız kalacaktır. Belki bir zaman kaybı olacak, bu da toplum deneyiminin öğretici bir örneği olacaktır. Tarihin bütün bağnaz din yönetimleri ortadan kalkmıştır. Aklın gücünü temsil eden toplumların önünde hiç bir engel tutunamaz. Bunu bizim toplumuzda da göreceğiz. Yeter ki bilelim, anlayalım ve kararlı olarak hedeflerimize yürüyelim.