Tarikatlar, cemaatler ve çocuk istismarı 2: Zihinsel istismar!

4-6 yaş grubu küçük çocuklara yönelik Kuran kursları 131 bin 26 çocuğa ulaştı.

29 Eylül 2020 Salı, 02:00
Tarikatlar, cemaatler ve çocuk istismarı 2: Zihinsel istismar!
Abone Ol google-news

CİNSEL İSTİSMARA GİDEN YOL

- Çocuğun fiziksel istismarı: Dayak atma, dövme, vurma, itme gibi istismardır. 

- Çocuğun duygusal istismarı: Aşağılama, hakaret etme, özgüvenini kırma, beğenmeme gibi davranışlar uygulamaktır. Bu bölüme çocuğu bağımlı kılmayı da eklemek gerekir.

- Çocuğun cinsel istismarı: Daha büyük yaşta ya da erişkin birinin çocuğa cinsel amaçlı dokunma, elleme, cinsel organ ile taciz, kendine dokundurtma gibi eylem ve davranışlardır.

- Bunlar kadar üzerinde durulmayan ama çok önemli bir istismar da, çocuğun zihinsel istismarıdır: Bu istismar, çocuğun düşünme sistemini bozarak onu belirli kalıplarla koşullamaktır.

Bu koşullama ile çocuk kendisinden isteneni düşünmeden yapacak, bunu yapmanın kendi işi olduğu kalıbının dışına çıkamayacaktır.

ÖNCE GÜVEN İSTİSMARI VAR

Cinsel istismar çoğu kez zorbalıkla değil, ikna ederek yapılır.

Öncelikle cinsel istismarı yapan kişi, çocuğun güven duygusunu kazanır.

Bu kişi ya tanıdığı ya da çevresinin saydığı, sözünden çıkmadığı birisidir.

Aile içinden ya da çevresinden birisi bu güveni kazanmıştır.

Tarikatlarda, cemaatlerde ise şeyh ya da hoca, çevresinin sözünden çıkmadığı kişi olarak yetki sahibidir.

Böyle bir kişi çocuğu “seçilmiş kişi” olarak nitelerse çocuğun kabullenmesini kolaylaştırır.

Aslında bu durum, “güven istismarı”dır.

Sonraki adım ise “zihinsel istismar” olur.

ZİHİNSEL İSTİSMAR NEDİR?

Zihinsel istismar, küçük yaştaki çocuğun henüz soyut düşünme yetisi kazanmadığı dönemde zihinsel kalıplar yerleştirerek zihninin koşullandırılmasıdır.

Çocuk gelişim dönemlerinde bilişsel gelişim önemli dönemeçlerden geçer.

İsviçreli psikolog Jean Piaget ve Sovyet psikolog Lev Vigotski bu alanlarda kabul edilen çalışmalar yapmışlardır.

Genel olarak, çocuğun neden - sonuç ilişkisi kuracağı muhakeme gücünü kazandığı yaşlar 12 ve sonraki yaşlarıdır.

4 yaş gibi 6 yaş gibi, 7 - 8 yaşlar gibi bu yetiye ulaşmadığı yaşlarda eğitim adı altında yapılan işlemler, çocuğun zihinsel koşullanmasıdır.

Çocuk kendisine öğretilenleri ölçüp biçmeden kabul eder ve zihinsel kalıplar olarak yerleştirir.

İşte, “iyi - kötü”, “günah - sevap”, “haram - helal” gibi kavramları öğretildiği gibi kabul eder.

Cin - peri öyküleri, cennet - cehennem anlatıları küçük çocuk için tartışmasız kabul edeceği kavramlardır.

Bu yolla yaratılan kalıplar uzun süreli etkilerini sürdürür.

Tarikatlar ve cemaatler bu yolla küçük yaşlardan başlayarak çocuklarda “biat - itaat” kültürünü yerleştirirler.

Böyle koşullanan çocuklar için öğretilenin dışında hiçbir doğru yoktur.

“Dindar ve kindar gençlik” yaratmanın yolu da budur.

Bu telkinlerle zihinlerine kazınmış önyargılar daha sonraki yıllarda “fanatik dinciler”i yaratacaktır.

Ortadoğu’nun din kökenli terör grupları da çocukları “zihinsel istismar” yoluyla koşullamakta,

IŞİD gibi El Nusra, El Kaide gibi örgütlerin militanları, intihar komandoları, canlı bombalar bu zihinsel ambargolarla kendilerinden istenen her şeyi yapmaktadırlar.

Bütün bunların “dinini öğreniyorlar” etiketiyle yapılması da bu işin kamuflajıdır.

Tarikat ve cemaatlerin kapalı yapılarında ancak şeyhlerin ve ona yakın olanların bildiği “ruhani sırlar” öğretisi, çocuk beyinlerinde “onların her söylediği doğru, her yaptıkları kutsal” yargısını oluşturur.

“Onların her söylediği doğru, her yaptığı kutsal.”

İşte bu kabul, çocuğun cinsel istismarında gerçekte ne yaşandığını anlamasını engeller.

Çocukların ne yapıldığını anlasa da sessiz kalmasının asıl nedeni budur.

Cinsel istismara uğrayan çocukların anne babalarının da aynı tarikatın üyeleri olması durumun açıklanmasını daha da zorlaştırmaktadır.

Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Elvan İşeri, “Cinsel istismara uğrayanların sadece yüzde 15’inin bildirildiğini, olayın buzdağının görünen ucu” olduğunu belirtmektedir.

Bu konuda ortaya çıkan olaylardan çok daha fazlası “sessizlik yasası” uyarınca suskunluğa gömülmekte, ortaya çıkanların bir bölümü de çeşitli yollarla kapatılmaktadır.

DİN EĞİTİMİNDE RAKAMLAR

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açıkladığı rakamlara göre, 2017 - 2018 yılı içinde, Kuran kursları eğitimi 3 milyon 923 bin 592 öğrenciye ulaşmıştır. Yaklaşık 4 milyon kişi Kuran kursu eğitiminden geçmiştir.

- Yaz Kuran kursları, özellikle ilk ve ortaöğretim öğrencilerine yönelik olarak, 2.5 milyondan daha fazla bir sayıya erişmiştir.

- 4-6 yaş grubu küçük çocuklara yönelik Kuran kursları, 131 bin 26 çocuğa ulaşmıştır.

- Camilerde kuran öğretimine 125 bin 653 kişi katılmış.

- Yatılı hafızlık eğitimi, 76 bin 722 öğrenciye ulaşmıştır.

- 4-6 yaş küçük çocuk grubu, 48 - 72 aylık bebelerdir.

Bu bebelere uygulanan Kuran kursu ne amacı gütmektedir?

Üniversitelerin “erken çocuk eğitimi ve gelişimi” bölümleri bu konuda hep olumsuz görüş belirtmekte ancak etkili olamamaktadırlar.

Bütün bilimsel gerçeklerin dışında çocuklara ve ergenlere yönelik “beyin yıkama” işlemleri eğitim adı altında örtülerek sürdürülmektedir.

Bu konu üstelik de “cinsel istismar” gibi suçlanan bir konu olmamakta, tersine “onlar dinlerini öğreniyor” yaftası altında gizlenerek desteklenmektedirler.

Ama işte, bu “biat - itaat” kültürünün temelleri böyle atılmaktadır.

Cinsel istismar olaylarının altında da bu kültür büyük rol oynamakta, koşullanmış zihinler, uğradıkları istismarı kabule zorlanmaktadırlar.

İlerde bu “kulluk - kölelik” toplumunun nasıl yaratıldığını anlamak isteyenler, çocuklara yönelik “zihinsel koşullama” uygulamalarını dikkate almak zorundadırlar.

BİLİMSEL BİLGİDEN MİSTİK ALANA SÜRÜKLENME

Toplumun “bilimsel bilgi iklimi”nden “mistik alan”a sürüklenmesi hep özgür düşüncenin engellenmesi yoluyla olmaktadır.

Falcılar, medyumlar, geleceği biliciler artık açıkça çalışmakta, yasal işler kabul edilerek açık ofislerinde çalışmakta, vergi ödemektedirler.

Muskacılar, üfürükçüler, toplumun sürüklendiği cehalet ortamında açıkça işlerini yürütmektedirler.

Tıp biliminin ışığında çalışan sağlık hizmetlerinde “hacamatçılar” gibi “sülükçüler” gibi geçmişte kalmış uygulamalar “geleneksel tıp” adıyla resmi hizmete sokulmaktadır.

Bütün bu uygulamalar, bilimsel bilgi alanından koptuktan sonra toplumun sürüklendiği mistik alandan kaynaklanmakta, toplum bu yolla da sömürülmektedir.

Cinsel istismar olayları da bu alanda rahatlıkla yorumlanarak, bir cemaat hocası erkek çocuk istismarını “badelemek” olarak nitelemekte, çeşitli din kisveli kişiler de “kız çocuklarının 9 yaşında, 12 yaşında evlenebilir” olduğunu öne sürebilmektedir.

“Çocuk gelinler” olgusu toplumsal bir felaket olarak sürüp gitmektedir.

Oyun oynama çağındaki kız çocukları “gelenek” adı altında erişkin yaşta erkeklerle evlendirilmekte, düğünler yapılarak bu toplumsal utanç örtülmektedir.

Bu olayın aslında “onaylanmış cinsel istismar” olduğu gözlerden kaçırılmaktadır.

Yatılı hafızlık eğitiminde 76 bin 722 öğrenci var.

NE YAPMALIYIZ?

“Çocuklara cinsel istismar” konusu sadece bu zedeleyici olaya uğrayanların konusu değildir.

Bu konu bütün toplumun konusudur.

Bütün anneler, bütün babalar, bütün kadınlar, bütün erkekler ayağa kalkmalıdır. Bütün toplum bu olayın karşısına dikilmelidir.

Karşı çıkılacak şey, sadece cinsel istismar değildir. Çocukların “zihinsel koşullanması”na karşı çıkılması zorunludur.

Çocuklardan başlayan “biat - itaat” kültürüne karşı çıkılmalıdır.

Toplumun “kulluk - kölelik toplumu” olmasına karşı çıkılmalıdır.

Hiç kimse hiç kimsenin kulu kölesi olmamalıdır. Din eğitimi hurafelerden kurtarılmalıdır. Din eğitimi önyargılardan kurtarılmalıdır. İnsanların özgür inançları tarikatların - cemaatlerin hegemonyasından kurtarılmalıdır. Her yurttaş istediğine inanmakta ya da inanmamakta eşit derecede özgür olmalıdır. Laik bir toplum düzeninde uygarca yaşama hakkına kavuşmalıdır.

Çocukların cinsel istismarının arka planındaki her şey görülmelidir.

Gerçek yurttaşlık görevi de budur...

YARIN: - SUSKUNLUK NEDEN? - SİYASAL YANI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ