TBMM Dışişleri Komisyonu'nda, 'terbiyesiz' atışması, CHP toplantıyı terk etti

Meclis Dışişleri Komisyonu’nun kapalı bölümünde konuşan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ege adaları, İdlib, Irak ve Suriye başlıklarında CHP’nin Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz ile karşı karşıya geldi.

10 Ocak 2018 Çarşamba, 21:08
Abone Ol google-news

 

Dış politikada geçen yıl yaşanan gelişmeler konusunda bilgilendirmek amacıyla geldiği Meclis Dışişleri Komisyonu’nun kapalı bölümünde konuşan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu,  Ege adaları, İdlib, Irak ve Suriye başlıklarında CHP’nin Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz ile karşı karşıya geldi.

T24'ten Hülya Karabağlı'nın haberine göre, Bakan Çavuşoğlu'nın “Ege meselesinde niye cevap vermiyorsun; İdlib'de 20 bin cihatçı var, niye Türkiye bunların hamiliğini yapıyor" ifadelerine "terbiyesiz" diye cevap verdiği Yılmaz, "Aynen iade ediyorum” ifadelerini kullandı. CHP; bakanın üslubunu protesto ederek toplantıyı terketti.

"Bakan açık bölümde şovunu yaptıktan sonra kapalı bölüme geçtik"

Kapalı toplantıda yaşanan tartışmaya ilişkin konuşan Yılmaz, şunları söyledi:

“Dışişleri Bakanı, bilgilendirme toplantısının açık bölümde şovunu yaptıktan sonra kapalı bölüme geçtik. Sorulara aşırı derecede gergin yanıt verdi. Ege konusunda, İdlib, Irak ve Suriye konusunda yönelttiğim sorulara çok ters cevap vermeye başladı, beni kesmeye başladı, sataşmaya başladı. 'Terbiyesiz' dedi bana. Ben bu Ege meselesinde niye cevap vermiyorsun bu adamlara dedim. İdlib'de '20 bin cihatçı var, niye Türkiye bunların hamiliğini yapıyor' dedim. Niye bunlara ılımlı diyorsunuz. Öyle olunca bana sürekli hakaret etmeye başladı. Öyle olunca ben de kendisine iade ettim. Bu üslup bir bakana yakışmıyor dedim. Baktık ki seviyeler düşüyor, protesto ederek toplantıyı terk ettik.”

Dışişleri Bakanı'nı komisyonun basına açık bölümünde şu değerlendirmelerde bulundu:

-Filistin’e yönelik desteğimiz devam edecek. Filistin’in, bağımsız bir devlet olarak, bugüne kadar tanımayan ülkeler tarafından da tanınması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Avrupa ülkeleri bize destek veriyor. En son Fransa’ya gittiğimizde konuştuğumuz konulardan bir tanesi de buydu.

Önümüzdeki süreçte tabii ki Filistin’in kalkınması, insani yardımların ulaştırılması konusunda da hep beraber çalışacağız.

"Suriye’de siyasi bir çözüme gidebilmek için elimizden gelen her şeyi yaptık"

-2017 yılı içinde Suriye’de siyasi bir çözüme gidebilmek için elimizden gelen her şeyi yaptık ve önemli mesafe katettiğimizi de söyleyebiliriz. Özellikle Halep’ten sonra Rusya’yla iş birliğimiz, daha sonra Moskova Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda İran’ı da işin içine katmamız ve bu toplantıdan sonra ortak deklarasyondan sonra Astana sürecini başlatmamız sebebiyle sahada ateşkesin tesis edilmesi ve çatışmasızlık bölgelerinin oluşturulması, karşılıklı güven artırıcı adımlar yani tutuklu kişilerin karşılıklı takası veya hastaların tedavi edilmesi, yine, kuşatılmış bölgelere insani yardımların ulaştırılması gibi güven artırıcı adımlar sayesinde 2016 yılına göre Suriye’de çatışmaları çok büyük oranda durdurduk. Son günlerde İdlib’de ve Doğu Guta’da rejimin saldırıları var. Dün, işte, İran ve Rusya’nın temsilcilerini çağırdık ve gerekli uyarıları yaptık çünkü tüm bu süreçlerde ve vardığımız mutabakatta rejimin garantörü, yani çatışmaların durdurulması konusunda ve ihlallerin yapılmaması konusunda rejimin garantörü Rusya ve  İran’dır, muhalefetin garantörü de biziz. Zaten ihlaller bekliyorduk yani iki taraftan da ihlal olabilir. İhlallere baktığımız zaman, yüzde 90’ı rejim ve rejimi destekleyen gruplar tarafındandır, ihlallerin ancak yüzde 10’u muhalefet ya da değişik bölgelerdeki terör örgütlerinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, önümüzde Soçi süreci var, bu Soçi sürecinden sonra Doğu Guta ve İdlib’deki bu ihlallerin, rejimin bu saldırılarının durdurulması gerekiyor.

Şimdi Soçi sürecine doğru gidiyoruz. Buradaki amaç, daha geniş bir katılımla rejim ile muhalifleri bir araya getirmek ve siyasi çözüm konusunda hangi adımlar atılabilir, bunları değerlendirmektir. Bizim burada başından beri hassasiyetlerimiz var, YPG’nin katılmaması, terör örgütlerinin katılmaması konusunda. İran da bizim bu hassasiyetlerimize katılıyor. Antalya’daki Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda taslağını hazırladık. Sonra liderler tarafından kabul edilen ortak deklarasyonda da “Buraya katılacakları, kimin katılacağını üç ülke birlikte istişare eder, birlikte karar verir.” ibaresini de koyduk üç ülkenin mutabakatı sayesinde.

"Amacımız Suriye’de barış, istikrar, toprak ve sınır bütünlüğü, kalıcı bir siyasi çözüm"

Ama önemli olan, şimdi, siyasi çözüm. Siyasi çözümde de Cenevre ile Astana ve Soçi’yi nasıl entegre edebiliriz ve bu varılan anlaşmaların, mutabakatların meşruiyetini nasıl sağlayabiliriz, Birleşmiş Milletlerin dışında uluslararası camianın desteğini de nasıl alabiliriz; bu çalışmaları yapıyoruz. Biz bu süreçte hiçbir ülkeyi, diğer ülkeleri yani Soçi’de, Astana’da ol mayan ülkeleri de dışlamadık. Her Astana sonrasında bazı Avrupa Birliği ülkelerinin dışişleri bakanlarını, Körfez ülkelerini bilgilendirdik. Soçi Zirvesi’nden sonra da bizzat Sayın Cumhurbaşkanımız birçok lideri arayarak -Soçi’de ne oldu, amacımız nedir- bilgilendirme yaptı. Yani kimseden gizli kapaklı bir şey yapmıyoruz.

Amacımız Suriye’de barış, Suriye’de istikrar, Suriye’nin toprak bütünlüğü, sınır bütünlüğü ve Suriye’de kalıcı bir siyasi çözümü gerçekleştirmek, demokratik  bir seçimin zeminlerini oluşturmak için Suriye’ye yardım etmektir. Umarım 2018’de bu konularda önemli adımlar atarız.