Tek yaptığım şarkı söyleyip dans etmekti

Fransa'nın şov ve müzik dünyasındaki efsane ismi Sylvie Vartan kırk yıl aradan sonra bir konser için İstanbul'a geliyor. 70'li yıllarda, genç yaşta yakaladığı şöhret bir yana disko döneminin en parlak yıldızı da Vartan'dı.

18 Ekim 2009 Pazar, 08:36
Abone Ol google-news

Sylvie Vartan Fransa’nın müzik ve şov ikonu. 40 yıl aradan sonra İstanbul’a Erkan Özerman’ın şov işindeki 50. meslek yılının gala gecesi için geliyor. Vartan 26 Ekim’de TİM’de sahne alacak. En sevilen şarkılarını seslendirecek. Olimpia sahnesinde “The Beatles” ile aynı sahneyi paylaşma şansını da yakalayan Vartan, klişe tabiriyle Fransa’nın ilk “Lolitası”. Böyle bir derdi olmadığını söylese de 1968 yılında “Jolie Poupee” ile yakaladığı çıkış onu neredeyse çocuk yaşta şöhrete taşıdı. Disko döneminin en parlak zamanını yaşadı. Öyle ki “Qu’est-ce qui fait pleurer les blondes?” genç kuşağın bile aklında yer etmiş bir çalışma.

Sahnedeki albenisi ve ünlü müzisyen Johnny Hallday ile evliliği ona şöhretin kapılarını sonuna kadar açtı. Konserler, albümler, turneler derken bir dönem kameralardan uzak da durdu.

Vazgeçmeyi ise hiç düşünmedi, çünkü sahneden uzak durmayı bir lüks olarak gördü. Kısacası birkaç kuşak onunla büyüdü, onu izledi. Şimdi yeni albümü de var. Hatta Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin eşi eski top model, müzisyen Carla Bruni de bu albümde bir şarkısıyla yer alıyor. Vartan sorularımızı yanıtladı.

- “Showgirl” denen kavramın yaratıcısı sayılırsınız. Sizin için bu anlama geliyordu?

Sylvie Vartan: Aslında herhangi yeni bir tanımla ortaya çıkmak gibi bir derdim yoktu. Şarkı söylemeyi ve dans etmeyi çok seven bir genç kızdım. O dönemde sahnede 14-24 yaşlarında birçok genç vardı ve ben de bu modanın içinde kendime çok iyi bir yer buldum.

- Günümüze baktığınızda “Showgirl” tanımı kendini nereye taşıdı?

- Sahnede dans eden ve şarkı söyleyen birinin enerjisi her dönem için çekici oldu ve olmaya devam ediyor. Ama bana sorarsan bu imajı yukarı taşıyan ve her dönem sahnesinde yeni bir heyecan yaratan tek isim Madonna. Bu konuda onun önüne geçebilen hiç kimse de yok.

- Sahneniz 1960’lı yılların Fransası için bile öngörülmemiş bir durumdu. Bir “Lolita” olarak tanıtılmaktan rahatsız olduğunuz durumlar oldu mu?

- Olanın bitenin farkında bile değildim. Benim en büyük desteğim annemdi ve hiçbir zaman beni mutsuz eden bir tepkiyle karşılaşmadım.

- Bu kadar görünür olmak şöhreti getirmişti. Elbette müziğin de payı burada büyüktü. O günler hep bir müzikal devrimin başlangıcı olarak anılır. Bu hareketi ne ateşledi?

- Bu hareketin başında bir döneme damgasını vuran “Salut les copains” dergisi vardı. Sadece bir dergi değil, çok önemli bir referans haline gelmişti ve moda hazırlayan bir misyon yüklenmişti.

- Şöhretinizin iyice arttığı yıllarda müzisyen Johnny Hallday ile evliliğiniz olay olmuştu. Bu şöhret için gerekli bir adım mıydı?

- Ben de o zamanın genç kızları gibi Johnny’e âşıktım ve onunla evlenmek hayalimdi. Bir anda gazetecilerin gözde çifti olmuştuk. Onu çok seviyordum ve şöhretle ilgili tarafını ikimiz de düşünmüyorduk. Ben sadece âşıktım. Buna rağmen onun sayesinde çok iyi bir çevrem oldu ve The Beatles ile sahneye çıktım.

- Genç yaşta hızlı bir yükseliş yakaladınız. Bunun sizi sarsan yanları oldu mu ya da dönüp baktığınızda kırgınlıklarınız var mı?

- Şöhret ile ilgili bir derdim yoktu, sevdiğim işi yapıyordum. Elbette erken yaşta evlenmek bana oldukça büyük sorumluluklar getirmişti. Henüz partilere gideceğim ya da biraz eğlenip sorumsuz davranabileceğim bir dönemde bile sadece bir şarkıcı değil aynı zamanda bir anne olmuştum. Baş edilmesi zor bir hayatın içindeydim ve en büyük desteğim tekrar söylüyorum annemdi.

- Annenizden bahsediyordunuz hep. Siz nasıl bir anne oldunuz?

- Şov işinin içinde anne sorumluluğu almamda en büyük rol modelim annemdi. Çünkü annem beni hiç yalnız bırakmıyordu. Johnny’nin ve benim çocuğumuz için fedakârlık yapmamız gerekiyordu. Fedakâr taraf bendim. Çünkü oğlumun iyi yetişmesi benim için her şeyden önce geliyordu. David’i normal şartlar altında büyütebilmem için hem mesleğimden hem kameralardan uzak durmam gerekiyordu, bunu da bir süre yaptım.

- Sahneden uzak kalmayı düşündünüz mü hiç?

- David ile ilgili sorumluluklarım yüzünden bir dönem düşündüm ama er ya da geç yine şarkı söyleyeceğimi biliyordum. Sanırım bu işin tadını alan hiç kimsenin şarkı söylemekten vazgeçmek gibi bir lüksü yok. Emekliliği ya da müzik olmadan yaşamıma devam etmeyi kafamda canlandıramıyorum.

- Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin eşi, magazin medyasının da konuşmayı çok sevdiği Carla Bruni yeni albümünüzde “Je chante le blues” isimli bir de şarkı yazdı. Nedir hikâyesi?

- Carla Bruni ile son plağı üzerine konuştuğumuzu hatırlıyorum. Daha sonra bana geldi ve benim için bir bestesi olduğunu söyledi. Çok güzeldi, ben de onu okudum.

- Türkiye’de şov dünyası denince Erkan Özerman akla geliyor. Siz de onun 50. yıl kutlamasında sahne alıyorsunuz. Bu Türkiye’ye 40 yıl sonra yeniden gelmeniz anlamına da geliyor.

- Erkan Özerman birçok sanatçının hayallerini gerçekleştirmiş çok özel biri. Sadece Türkiye’de değil özellikle Fransa’da şov işinde çok güzel projeler gerçekleştirdik. Erkan Özerman tüm Fransız şarkıcıları Türkiye’de sevdirmişti ve ben de onu tanıdığım için mutluyum.