Türkiye olarak kemerleri bağlamalıyız

İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el Mühendis’in öldürülmesi dünyanın gündemine bomba gibi düştü. İran şimdi nasıl bir “intikam” alacak, yanıtı en çok merak edilen soru. Bundan sonra Ortadoğu’da hiçbir şeyin öngörülebilir olmadığını belirten Güvenlik Analisti Dr. Metin Gürcan’a göre, “belirsiz ve kestirilemez bir alacakaranlık kuşağına giriyoruz. O nedenle Türkiye olarak kemerleri bağlamamız ve evimiz camdan olduğu için başkasının evine taş atmamamız lazım.” Gürcan ile “savaş” olasılığını, bölge ülkelerinin geleceğini ve suikastın Türkiye’yi nasıl etkileyeceğini konuştuk.

06 Ocak 2020 Pazartesi, 02:00
Türkiye olarak kemerleri bağlamalıyız
Abone Ol google-news
-ABD, İran’a karşı neden şimdi gerilimi daha da tırmandırdı? 
Aslında eylül ortasında Irak’taki İran yanlısı milislerin Suudi Arabistan’ın Aramco petrol tesislerine yönelik hibrit roket ve drone saldırısından beri ABD ile İran arasında Irak’ta düşük yoğunluklu bir çatışma vardı. Aynı şekilde son bir senedir ABD ve İran yanlısı milisler Suriye’nin petrol zengini Deyr ez Zor bölgesinde de çatışma halinde. Ancak aralık sonu Bağdat’taki ABD elçiliğinin İranlı milislerce abluka altına alınması ve bir ABD’li güvenlik görevlisinin öldürülmesi bardağı taşıran son damla oldu. Amerikan medyasındaki yorumlara göre, zaten ABD güvenlik ve istihbarat bürokrasisi Süleymani’nin hareketliliğini altı aydır takip ediyormuş. Sanırım elçilik ablukasından sonra Trump’a bir karar teklifi sunuldu ve en sonunda o da bu saldırının kararını aldı. Tabii sosyal medya paylaşım ve açıklamalarından saldırının azil süreciyle sıkışan ve 2020 Kasım seçimlerine hazırlanan Trump’ın saldırıyı iç siyaset malzemesi olarak da gördüğünü anlıyoruz. Saldırı sonrası ABD’de iki görüş öne çıkıyor: İlk görüş, “İyi oldu, İran ABD’yi çok test etti ve hak ettiğini aldı” şeklinde saldırıyı olumluyor ki Trump’ın Cumhuriyetçi muhafazakâr tabanı çoğunlukla bu görüşte. İkincisiyse “Bu mevcut gerilimi kontrolsüz yükseltecek, gereksiz ve aşırı provokatif bir saldırı oldu” teziyle saldırıyı eleştiren görüş. Buna muhalif demokratlar daha yakın. Görünen o ki saldırı sonrası İran’la çatışma aynen bizim Barış Pınarı Operasyonu sonrası Türkiye ilişkileri gibi ABD seçim sürecinde bir iç siyasi malzeme haline geldi.  

- Dünya gözünü İran’a çevirdi, büyük bir intikam bekliyor. İran gazeteleri intikam başlıkları atıyor... 
Hafta sonu İran Milli Güvenlik Yüksek Konseyi toplandı. Toplantıdan çıkan karara bakacak olursak İran, hemen, doğrudan ve sansasyonel bir misillemede bulunmayacak. İntikamını zamana yayarak ve soğuk almaya çalışacak. İran, Afganistan-Irak-Suriye-Körfez-Yemen-Kuzey Afrika hattındaki paramiliter güçleri ile eşzamanlı farklı yerlerde ABD askeri hedeflerine yönelik doğrudan çatışmaya girmeden roket tacizleri ve bombalı eylemler saldırılar planlıyor ve hazırlıklara zaman kaybetmeden başlamış durumda. Bu da belki senelere yayılacak bir düşük yoğunluklu çatışma dönemi demek. Yani vekâlet savaşlarının temel bir dinamik olduğu, belirsiz ve kestirilemez bir alacakaranlık kuşağına giriyor bölgemiz. O nedenle Türkiye olarak kemerleri bağlamamız ve evimiz camdan olduğu için başkasının evine taş atmamamız lazım zannımca. 

-Saldırı,  gerilimi “savaş”a taşır mı?  
Savaşı, ABD ile İran arasında konvansiyonel yani nizami bir harp olarak tanımlıyorsanız bu olmaz. Çünkü İran ordusu konvansiyonel olarak yani tankla, topla, uçakla ve gemiyle ABD’ye kafa tutamaz. Zaten artık savaş dediğimiz şey Suriye ile uzun soluklu ve düşük yoğunluklu çatışmalar, suikastlar, vekâlet savaşları, drone savaşları, özel askeri şirketlerle yönetilen hibrit karakterli, az maliyetli ve az politik riskli bir güç mücadelesine dönüştü. Artık savaş topyekûn mobilizasyon gerektirmiyor ya da savaş ilanı. 

-Trump, “Savaş başlatmak değil, bitirmek istiyoruz” diyor... 
Trump ne tür bir saldırı emri verdiğinin farkında. Buna biz yüksek değerlikli ve provokatif bir eylem sonrası yatıştırma stratejisi diyebiliriz. Trump’ın burada bence mesajı İran’a değil uluslararası kamuoyuna. “Son 2-3 senede İran bölgesel anlamda çok yayıldı ve pan-Şii emelleri için pek çok ülkede silahlı milis güçleri kurdu ve onları vesayet odağı haline getirdi. Buna artık izin veremezdik” mesajı veriyor. 

-ABD ve İran arasındaki son yılların en kritik dönemeci diyebilir miyiz? 
Aynen. ABD 1979 Kasımı’nda başlayıp dört ay süren Tahran Büyükelçiliği baskınının bir benzerinin yaşanmasına izin vermedi. Bence bu saldırı yaratacağı sonuçlar açısından 1979’dan beri ABD-İran ilişkilerindeki en kritik olaylardan biri. 

-  Bu arada ABD ordusu 82. Hava İndirme Tümeni’nden yaklaşık üç bin askerin daha Ortadoğu’ya sevk edileceğini bildirdi. Nasıl okumak gerekiyor? 
Bu güç artırımı yani “surge” stratejisi ABD yönetimine göre çatışma bölgelerindeki ABD misyonlarının ve Amerikalıların korunması maksadıyla. Görünen o ki Irak ve Suriye’deki ABD askeri sayısı artacak ve Suriye’de İran yanlısı milislere yönelik ABD ile YPG arasındaki işbirliği derinleşecek. Bu kuvvet artırımı bence diplomatik olarak Türkiye’nin hayrına değil. Saldırı sonrası bölgeden çekilme emareleri veren ABD, şimdi askeri anlamda daha güçlü şekilde geri dönüyor. 

İNŞALLAH TANKER ÜZERİMİZE GELMEZ 

 -Ortadoğu’nun geleceğini kestirmek her geçen gün biraz daha zorlaşıyor diyebilir miyiz? 

Aynen. Süleymani’nin ölümü sonrası Ortadoğu’da artık hiç bir şey artık öngörülebilir değil. Meseleleri “ABD planı, İran oyunu, Rusya’nın işi vb.” tek aktörlü açıklayanlara itibar etmemek lazım. Belirsiz, tesadüfi ve kestirilemez bir süreç bu yaşananlar. Görünen, 2020’de bölgemizde düzen ve istikrar yok. Aslında bir kaos tankerindeyiz. ABD, Rusya, tüm aktörler dümeni gücü nispetinde istediği yöne bükmeye çalışıyor. Tanker nereye mi gidiyor? Sorun da bu. Bunu kimse bilmiyor. İnşallah tanker üzerimize gelmez. 

ÖNÜMÜZDEKİ ON YILLARI ETKİLEYECEK 

Kasım Süleymani’nin İran için önemi neydi? İslamın büyük komutanı, süper kahraman diye biliniyor.

Tabii ki... Ben ona İran’ın Che Guevara’sı diyorum. 17 yaşında silahı eline almış ve İran-Irak savaşından beri yaklaşık 45 yıldır aktif olarak cephede savaşan bir asker düşünün. Ki o cephe Afganistan’dan Kuzey Afrika’ya Şiilerin yaşadığı her yer. Özellikle Suriye ve Irak’ta IŞİD’e karşı verdiği mücadeleyle Süleymani Şii dünyasında çok büyüdü. Bir aziz-savaşçı veya Alp-Eren’e dönüştü. Hakkında ilahiler söylenen, şiirler yazılan, askerlerin karşısında heyecandan bayıldığı bir sembol kahramandan bahsediyoruz. Bölgesel “Şii cihadının” başrol oyuncusu. Tasarımcısı, planlayıcısı ve sahada bilfiil uygulayanı.  

Neden önemli bir kayıp? 

Yani bence Süleymani’nin ABD drone’ları tarafından Lübnan dönüşü ve Bağdat’ta öldürülmesi çok sembolik. Hatta ABD medyasında “Saldırı yaratacağı etkiler açısından 11 Eylül saldırıları kadar önemli” yorumları yapılıyor. Ben katılıyorum bu yorumlara, çünkü bu saldırı önümüzdeki on yılları etkileyecek potansiyele sahip. 

FAZLA NÜFUZ SAHİBİ OLMUŞTU

- İran’da bir görüşe göre “radikal Şii kanadın desteklediği, devlet içinde devlet gücündeki Süleymani’nin öldürülmesi onu rejim için tehlikeli gören mollaları rahatlattı!” Katılır mısınız?

Katılırım. İran’da devlet sistemi gücün farklı kurumlar ve klikler arasında dağıtılmasına dayanıyor ve siyaset bu klikler arasında sürekli bir güç mücadelesini öngörüyor. Süleymani, son 4-5 yılda devlet yönetiminde, özellikle güvenlik ve dış politika alanlarında çok fazla nüfuz sahibi olmuştu. Onun sistemden çıkması ve bunun yarattığı güç boşluğu illa ki bazı kliklerin işine gelmiştir ancak benim düşüncem, günün sonunda Süleymani’nin sistemden çıkmasının çok da bir şey değiştirmeyeceği yönünde. Zaten İran’dan gelen ilk açıklamalar da Süleymani sonrası İran devlet yönetiminde çok da bir şey değişmeyeceği yönünde. 

Süleymani’nin yerine geçen İsmail Kaani ile ilgili ne biliyoruz?  
İsmail Kaani, Kasım Süleymani kadar karizmatik bir komutan olmasa da, operasyonel savaş deneyimi ve Horasan eyaletinden hemşerisi olan İran lideri Ali Hamaney’e yakınlığı ve ona sadakatiyle ön plana çıkıyor. Yine operasyonel anlamda Süleymani daha çok Irak, Suriye ve Lübnan gibi Batı Şii dünyasında etkinlik gösterirken Kaani’nin etkinlik ağı genelde Doğu Şii dünyası yani Afganistan, Pakistan ve Orta Asya ülkelerini kapsıyor. Bu açıdan bakıldığında Kaani liderliğindeki zaten tanıdığı Doğu Şii dünyasında yani Afganistan ve Pakistan’da daha agresif ve ABD karşıtı bir strateji izleyebilir. Ancak Kuzey Afrika, Yemen, Suriye ve Irak’ı tanıması için biraz zaman lazım. 

ANKARA’YA TARAFINI SEÇ BASKISI ARTACAK 

Kasım Süleymani, Türkiye’nin de karşı olduğu Esad rejiminin en büyük destekçilerindendi. Burada Türkiye’nin tavrını konuşmamız gerekiyor. Ankara’dan açıklamanın bu kadar geç gelmesini neye bağlıyorsunuz?  
Ankara saldırının olduğu cuma günü akşama kadar “resmi bir pozisyon” alamadı. Akşam saatlerinde Dışişleri Bakanlığımız bir açıklama yaptı. Cumartesi günü de İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’la telefon görüşmesi yaptığını biliyoruz. Burada Ruhani’nin Ankara’dan destek talebi not edilmeli. Saldırı sonrası Ankara iki konuda hızla bir karar noktasına doğru gidiyor: Bunlardan ilki Türkiye artık Irak’taki resmi iktidarla İran yanlısı paralel iktidarın gri alanda yan yana durma siyasetinin sonuna geliyor. Artık bir seçim yapmalı. Diğeriyse bugüne kadar Ankara, Rusya ve İran bloku ile ABD’yi birbirlerine karşı iyi kullandı. Aralarındaki gri alanlardan ve güç mücadelesinden istifade etti. Ancak artık bu stratejinin sonuna geliniyor. Bence ABD de, Rusya-İran bloku da artık “Ankara’ya tarafını seç” baskısını artıracak.  

Süleymani’nin öldürülmesini kimler, nasıl karşıladı?  
Bence bu saldırıya sevinmek de üzülmek de anlamsız. Türkiye’nin konuya ideolojik olarak nötr ve reelpolitik yaklaşması lazım.  

Türkiye’nin ABD, İran ilişkilerinde zorlu günler başlıyor denebilir mi?
Bence ilk aylarda Ankara’nın önünde diplomatik anlamda hem ABD hem de Rusya-İran blokundan çok gollük paslar gelecek. Yani her iki taraf da Ankara’nın kalbini kazanmak için “havuç/ödül” stratejisi uygulayacak. Ama hem ABD’den hem de Rusya-İran blokundan gelecek “tarafını seç” baskısı arttıkça Ankara için denge siyasetini sürdürmek zorlaşacak. Yani Ankara’nın artık aktif çatışmanın tarafı olan ABD ve İran ile aynı anda bir şey olmamış gibi ikili ilişkilerini sürdürmesi giderek zorlaşacak. Yine ABD’nin İran yanlısı milislerle hem Irak hem de Suriye’de aktif çatışma sürecine girdikçe YPG ve PKK’nin desteğine ihtiyacı artacak gibi. Zaten daha dün ABD’nin Suriye’deki Deyr ez Zor bölgesine asker ve silah-teçhizat sevkıyatı yapması bunun açık göstergesi. Acaba İran yanlısı milislerle mücadelede ABD ile YPG işbirliği arttıkça Ankara ABD’yi ikna etmeye mi çalışacak, yoksa Rusya-İran blokuna mı yaklaşacak? Bu soru aslında Türkiye dış politikasının neye evrileceğinin, yüzümüzü Batı’ya mı yoksa Asya’ya mı döneceğimizin de cevabı. 

Şİİ CİHADI İLE ABD’NİN MÜCADELESİ BAŞLIYOR 

Kasım Süleymani, Irak’ta IŞİD terör örgütünün elindeki toprakların kurtarılmasında en büyük mücadeleyi verenlerin başındaydı. IŞİD ile savaşın bundan sonrası için öngörünüz?  
Güzel soru. IŞİD askeri ve toprak kontrolü anlamında mağlup edildi. Ama hayaleti hâlâ Suriye ve Irak’ın üzerinde dolaşıyor. Ayrıca IŞID hâlâ ideolojisi ve propaganda gücü olarak hayatta. Şu gerçeği de kabul etmeliyiz ki IŞİD Suriye ve Irak’ta Sünni bir tabana oturuyor. Irak ve Suriye’de şimdi “Şii Cihadı” ile ABD’nin askeri mücadelesi başlıyor ve Şii milis grupları bu savaşta güç kaybettikçe onların bıraktıkları boşlukları kim dolduracak? Bu sorunun cevabı çok önemli. 

Irak Başbakanı ülkesinin egemenliğinin ihlal edildiğini, Irak ve bölgede yıkıcı bir savaşın fitilinin ateşlendiğini söyledi. Irak açısından bakarsak, ABD ülkedeki konumunu suiistimal etmiş olmuyor mu? Bağdat’ı neler bekliyor?  
Bu son saldırının ilk kurbanı Irak olacak gibi duruyor. Artık Bağdat’taki resmi hükümet ile İran yanlısı paralel iktidarın gri alanda yan yana durma siyasetinin sonuna geldik. Artık Irak’ta her siyasi aktör Bağdat ile Tahran arasında bir seçim yapmak zorunda kalacak. İlginç şekilde Irak, ABD’yi tercih etmekle İran’ı tercih etmek arasına sıkışacak. Bu ileride ABD’nin 2003 işgali gibi bir sürece de evrilebilir yani bir dejavu yaşayabiliriz. Bir de ben Irak’taki ABD ile İran arasında yaşanacak sert güç mücadelesinin zaten defacto olarak Şii Güney, Sünni merkez, kozmopolit Bağdat ve Kürt Kuzey şeklinde özetleyebileceğim dörtlü yapı arasındaki bağı daha da zayıflatacağını öngörüyorum. Irak jeopolitik görünüm itibarıyla ne yazık ki bir toparlanma değil, bir dağılma sürecinde. 


MEHDİ’Yİ VE MESİH’İ BEKLEMEK 

Tabii bir de işin Evanjelistler boyutu var. Onlar da Ortadoğu’daki karışıklığın ardından Mesih’in dünyaya geri döneceğini düşünüyor. İran’daysa muhafazakâr bir kanat Mehdi’nin dönüşünü bekliyor. Bu boyutu ne kadar gündemde kalır? 
Şu sıralar Netflix’teki Mesih dizisini seyrediyorum. Zamanlaması ilginç bir tesadüf olmuş. Bakın Mehdi ve Mesih inancı günün sonunda Clausewitz’çi anlamda “bir başka şekilde siyasetinin devamı” olan savaşı eskatolojik boyuta taşıyor. Yani Mehdi ve Mesih inancına sahip kişiler şu anda siyasi bir amaç için değil gelecekte kafalarındaki distopik cehennem ve ütopik cennet için savaşıyor. Mehdi’yi ve Mesih’i beklemek bir güvenlik konsepti olur mu? Umarım olmaz, çünkü güvenlik alanında din soslu eskatolojik çıkarımların sonucu kan, gözyaşı ve yıkımdır. Dünya savaş tarihi bunun en açık ispatı. Çünkü eskatolojik bir savaşta derdiniz, düşmanın siyasi amacı veya savaşa devam etme azim iradesi değil bizatihi onun fiziki varlığı ve kimliği. Hal böyle olunca da düşmanı tüm zürriyeti, geçmişi ve geleceğiyle yok etmek temel amaç oluyor. Umarım bölgemizde çatışmalar politik boyuttan taşıp eskatolojik boyuta gelmez. Yoksa süreç çok kanlı ve yıkıcı olur. 


RUSYA DA RAHATSIZDI 

 AB “şiddete son verilmeli”, Almanya “tansiyon düşürülmeli”, İsrail ise “Trump takdiri hak ediyor” diyor. İsrail en büyük düşmanından mı kurtuldu? 
Yakın gelecekte evet. Süleymani’nin Bağdat’ta ABD tarafından öldürülmesi en çok İsrail’e yarar. Ama kısa vadede. Uzun dönemde bölgede kaos artarsa bu kaos İsrail’i de içine çekebilir. Gerçekten hassas bir dönem ve İsrail ordusu alarmda. 

Rusya ne yapar? 
Şu an “bekle gör” politikası takip ediyor. Ama bakın Rusya da Suriye ve Irak’ta Süleymani kontrolündeki pan-Şii ve İran yanlısı silahlı milis güçlerinden rahatsızdı. Aslında Esad da onlardan rahatsız. Yalnız ben Moskova’nın Astana süreci partneri Tahran’ın da çok fazla yıpranmasına izin vermeyeceğini düşünüyorum. Acaba İran ABD ile Rusya arasında yeni bir işbirliği sürecini mi yoksa çatışma sürecini mi tetikleyecek? Acaba Rusya, İran ile ABD arasında arabulucu rolüne bürünecek mi? Bence bu soruların cevaplarına göre Rusya bir pozisyon belirler. 

KAANİ, DAHA AGRESİF BİR STRATEJİ İZLEYEBİLİR 

Haşdi Şabi Genel Komutan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis de öldürüldü. Bu pek konuşulmadı...  
ABD saldırısında ölen El Mühendis de Kasım Süleymani gibi önemli bir isim. El Mühendis, İran’ın Irak sahasında askeri etkisinin derinleşmesinde, Haşdi Şabi’nin kurumsallaşmasında, IŞİD sonrası dönemde Kerkük gibi birçok yerde peşmergenin yerini Haşdi Şabi’nin alması gibi kritik pek çok sürecin arkasında olan bir isim. Yine El Mühendis hakkında ABD elçiliğine yönelik ablukanın da azmettiricilerinden biri olduğu iddiası var. Kısaca herhangi birinden bahsetmiyoruz. Onun öldürülmesi de Haşdi Şabi’nin statüsünü ve Bağdat üzerindeki Şii askeri vesayetin geleceğini etkileyecek. 

NEDEN METİN GÜRCAN? 

TSK’nin değişik birimlerinde çalıştı. Güneydoğu Anadolu, Irak, Afganistan, Kazakistan ve Kırgızistan’da görev yaptı ve 2008-2010 arası ABD Deniz Kuvvetleri Enstitüsü’nde ‘Bölgesel Kürt Yönetimi ile Bağdat merkezi yönetimi arasındaki çevre-merkez ilişkisi’ konulu teziyle güvenlik çalışmaları alanında master derecesi aldı. Ocak 2015’te kendi isteğiyle emekli oldu. İstanbul merkezli Episteme Danışmanlık’ta jeopolitik risk analizleri yapan Dr. Gürcan, Ortadoğu’ya ilişkin çalışmalarıyla da tanınıyor.