Türkiye’yi bekleyen riskler

Libya’da iki ana grup var. ABD ise her ikisinde de var. Lobi toplantılarında hararetle “ABD’nin Akdeniz’deki çıkarlarının Türkiye ile çatıştığı, bunu engellemesi gerektiği” dillendiriliyor. Libya artık diplomasi aşamasında. Türkiye, daha çok ittifak bulmalı.

18 Haziran 2020 Perşembe, 06:00
Türkiye’yi bekleyen riskler
Abone Ol google-news

İktidar yandaşı bir gazetenin 12 Haziran tarihli manşeti şöyle: Karşı cephe yerle bir. Karşı cephede Hafter’in yanında ana muhalefet partisi CHP’ye de yer verilmiş. İktidar siyasetinde tatmin düzeyi buysa vay halimize... Libya’yı sorgulamayı sürdürelim. Açık kaynaklardaki bilgiler her şeyi açıklıyor.

LİBYA’DAKİ AMERİKA

Libya’da ana hatlarıyla iki grup var. ABD ise her ikisinde de var. Nasıl mı? Bingazi’den başlayalım. Bu kentte konuşlanmış grubun başında bulunan Hafter, iki oğluyla birlikte halen ABD vatandaşı. Kendisi Bingazi’de ancak oğulları; Halid ve Saddam Virginia’da yerleşik. ABD mahkeme kayıtlarına yansıyan bilgilere göre değerleri en az 8 milyon dolar olan 17 taşınmazları bulunuyor.

Hakkında ABD’de açılan davalar var. Bu Hafter’in ABD aleyhine bir durumu olabilir mi? Geçelim Trablus’a. Trablus’taki Birleşmiş Milletler (BM) tarafından tanınan hükümet, farklı gruplardan oluşuyor. Bu hükümete meşruiyetini BM veriyor. BM Libya Özel Temsilciliği’ne, daha önce yardımcılık pozisyonundaki ABD’li diplomat Stephanie Turco Williams getirildi. Williams’ın kariyeri ve özellikleri şöyle: Savaş kolejinden seçkin öğrenci olarak mezuniyet, ulusal güvenlik alanında yüksek lisans, yine Arap araştırmaları konusunda da yüksek lisanslı, Arapçayı ileri düzeyde biliyor.

Dışişlerinde Mağrip Ofisi’ni yönetmiş. BM’ye atanmadan önce Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı olarak çalışmış. Şimdi, tamamı ABD kontrolünde oluşmuş, gelişmiş Trablus merkezli milis ve siyasi grupların bu ülke için halen kontrol altında olduğunu söyleyebilir miyiz? Tabii ki evet. Türkiye destekli Ulusal Uzlaşı Hükümeti (UUH) başka güçlerin etkisine açık mı? Bu soruya da evet.

LİBYA’DAKİ RUSYA

Moskova “özel firma” olarak niteliyor, ancak Wagner, uluslararası kamuoyunda “Rusya” olarak algılanıyor. Hafta başından beri yerel kaynaklardan gelen bilgiye göre Wagner, Trablus hükümetinin yüklendiği Sirte ve Cufra’nın batı bölgelerini mayınladı. Türkiye destekli güçlerin ilerleyişi de durdu.

Batılı analistler, Rusya’ya ilişkin, “Libya’nın doğu ve batı olarak ikiye bölünmesi işlerine geliyor. Yeni stratejik ve ekonomik anlaşmaları böyle daha garanti görüyorlar” değerlendirmesini yapıyor. Şu anda, büyük bölümü doğuda kalmak koşuluyla Libya’da fiilen Cufra-Sirte hattı oluşmuş durumda. Türkiye’yi deniz yetki alanları açısından ilgilendiren bölge ile petrol alanları bu hattın doğusunda bulunuyor. Bu bilgileri, geçen hafta sonu İstanbul’a gelmesi gerekirken “Sirte konusundaki anlaşmazlık” yüzünden gelmeyen Rus bakanlar konusuyla birleştirmek gerek. Umarız Sirte, “Libya’nın Serakib’i” olmaz.

İdlib’deki Serakib, uzun çatışmaların ardından Rus birliklerinin girmesi sonucu Esad hükümetinde kalmış, Halep-Şam karayolunun kontrolü de el değiştirmişti. İsrail’in tutumuna ilişkin gelişmelere örnek yine ABD’den verilebilir. Bu ülkedeki Yahudi lobisinin düzenlendiği, eski Ankara Büyükelçisinin de bulunduğu toplantılarda hararetle, “ABD’nin Akdeniz’deki çıkarlarının Türkiye ile çatıştığı, ABD’nin Erdoğan’ı engellemesi gerektiği” görüşü dile getirildi. Komşu Tunus, Libya tartışmaları nedeniyle zor bir süreçte; bloklaşma yaşanıyor.

 Cezayir, Fransa, Almanya’nın temasları, hâlâ Hafter’i bir denge unsuru olarak tutma yönünde. Türkiye’nin askeri gücü yadsınamaz, bunu herkes kabul ediyor. Akdeniz’de hava ve deniz unsurlarının yarı çapı 1000 kilometre olan tatbikatı son örnekti. Askeri güç, işlevini yapıyor ve Akdeniz’de gösterildiği gibi caydırıyor. Çözüm ise kaçınılmaz olarak diplomaside. Libya’da artık sorular, sanki, “Türkiye’nin fazla da çalışmadığı yerden”, diplomasiden gelmeye başladı. Türkiye, daha çok ittifak bulmalı...