Vahşi çocuk yine ormanda

Onu sokaktan tanıyan, muhabirliğine hayranlık duyanlardan kimileri onun HDP’den adaylık tercihine burun kıvırmış da olabilir. Ama şu da gözlerden kaçmamalı: HDP, bu ülke siyasetinde sokakla ilişkisi en diri olan parti.

21 Haziran 2018 Perşembe, 23:14
Abone Ol google-news

Onu 90’lı yılların başında tanıdım. Holding medyasının kendisini - zaten bir denetim mekanizması değildi de, ama - güç odaklarının arasında bir güç odağı olmanın bile ötesinde, iktidarın ve vesayetin paydaşı, bizzat ortağı olarak kabul ettiği, gördüğü bir dönemdi.

Şehrin periferisinde büyük devlet teşvikleriyle inşa ettikleri ve muktedir olmanın görkemini çağrıştıran postmodern medya center’ler, medya plaza’lara taşınmıştı gazeteler. Ahmet Şık, bu beton, cam ve çelik alaşımı post-truth* (gerçek-sonrası) fabrikası postmodern sarayların nikel tırabzanlarından haşarı bir çocuk gibi kayarcasına inerken görülürdü daha çok ve onu şehrin merkezine, habere yetiştirecek araçların ve sürücülerinin beklediği ulaştırma servisinin loş karanlığında kaybolurdu. Her gün aynı firar, mimarinin cismi, redaksiyonun ideolojik hiper- gerçekliğinin** elinden şehirdeki halk gerçeğine, toplumsal gerçekliğe bir kaçış. O zamanlar iktidar propagandisti, hükümet üzerinde askeri vesayet adına denetçi, devlet özentili holding medyası, solcu, sosyalist gazetecileri bir tür radikal şıklık*** olarak istihdam eder ama imajını makyajlarken hem de solun zihin açıklığından, solcunun haber kaynağından istifade ederdi. Bir ara çalıştığı gazetenin adı Radikal, kendi soyadı da Şık olsa da Ahmet Şık radikal şık’lık işlevini sorunsuz kabul edecek biri değildi. O bir radikal şık olmadı. O bir enfant sauvage’dı**** (vahşi çocuk) çünkü.

12 Eylül 1980 darbesinin yenilmiş, yaralanmış ve dünya evine girmiş abilerinin, ablalarının kentin cangılında emzirdiği, beslediği bir vahşi çocuk. Kapitalizmin maaş kapanıyla avlanıp ormandan getirildiği hiper-gerçeklik medeniyetinde evcilleştirilemeyen bir vahşi. Ama haber de böyle olmalıdır işte; ham, doğal, ideolojik redaksiyonun operasyon masasında kesilip biçilmemiş, bozulmamış; ve muhabir de haliyle bir vahşi, hayvani bir asi. Evet, Ahmet Şık bir enfant sauvage’dı. Keskin ve bozulmamış. Ahmet Şık, müzmin muhabir, haberle öyle içten, öyle dürüst bir ilişki kuruyordu ki, gazetecilik okullarının bütün o ideolojik, sadece güçlüye, patronaja, iktidara yarayan tarafsızlık öğretisini çoktan okul sırasının altındaki çantalıkta bırakmış, halktan, ezilenlerden, sesini duyuramayanlardan yana safını öyle bir belirliyordu ki, birçok gidişinin dönüşünde hırpalanmış, coplanmış, yumruklanmış oluyordu arkadaşım. 2000’lerin ikinci yarısı holding medyasının radikal şık’lardan artık bıktığının ya da yeni hükümete bu haşarı çocukların işlevini anlatamadığının anlaşıldığı bir dönem oldu. Radikal şıklık yerine radikal demokrat gömlek giymiş bu haşarı çocuklar çekilmek istedikleri kızakları reddedip hiper-gerçeklik plaza’larını, center’lerini o zaman terk etmeye başlamışlardı. Ben de bu ilk dalga da terk edenlerdenim holding medyasını, Ahmet Şık da. Neyse ki, arşiv unutmaz. Gilles Deleuze’ün, Michel Foucault için söylediği gibi. “Bir gün şehre yeni bir arşivci gelir” ve holding medyasının arşivlerine de girip gazeteciliğin yüzünü ağartmış sayfalar döker ortaya. Ahmet Şık da holding medyasını terk ederken ardında Manisalı çocuklara işkenceden, Metin Göktepe cinayetinden, 19 Aralık Hayata Dönüş katliamına kadar nice hak gazeteciliği başarısı bıraktı. 2005’te Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin Dayanışma Ödülü holding medyasında sansüre direnişimiz sebebiyle ikimiz arasında paylaştırılacaktı. Gazetecilik, Ahmet Şık için hep her yerde yapılabilecek bir iş oldu. Yeter ki isteyesin. 2000’lerin ikinci yarısında Ahmet Şık gazeteciliğiyle akademinin fildişi kulelerini çatlatan işler yaptı, üniversitede ders verdi, medya eleştirisi yazıları yayımladı. Gülenciler hakkında yazmakta olduğu kitap daha yayımlanmadan, henüz AKP hükümeti ile FETÖ’nün arasından su sızmadığı bu dönemde, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından “bombadan bile tehlikeli” bulundu ve Ahmet Şık Mart 2011’de Ergenekon davasına istinaden tutuklandı.

Enfant sauvage, vahşi çocuk bir kez daha evcilleştirilmek isteniyor, muktedirler imkânsızı deniyorlardı. Hem onu evcilleştireceklerini sanarak hem de ondan Ergenekoncu çıkarabileceklerini. Mart 2012’de tahliye olurken savunduklarından bir adım bile geri atmayan ateşli konuşmalar yapacaktı cezaevi önünde. Aralık 2016’da tekrar ama bu defa daha önce onu tutuklatmış FETÖ’cülerin davasına yamayarak bir kez daha hapse attılar Ahmet Şık’ı ve o da 435 gün sonra yine tahliye olduğunda dava boyunca her duruşmada olduğu gibi bir kez daha demokratik muhalefetin en cesur söylemlerini haykırdı aynı cezaevinin kapısında. Hükümet için ürkütücü bir de ja vu olmuştur bu. Ahmet Şık, şimdi Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) İstanbul 2’nci bölge milletvekili adayı. Onu sokaktan tanıyan, muhabirliğine hayranlık duyanlardan kimileri onun bu tercihine burun kıvırmış da olabilir. Ama şu da gözlerden kaçmamalı: HDP, bu ülke siyasetinde sokakla ilişkisi en diri olan parti. Ve sosyolojik olarak bakıldığında ise Nâzım’ın ‘kardeşlik ormanının’ ta kendisi. Vahşi çocuklar öyle ya da böyle, ormanın yolunu buluyor işte.

Dipnotlar:

*Post-truth: Nesnel hakikatlerin belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede duygulardan ve kişisel kanaatlerden daha az etkili olması durumu; gerçek-sonrası.

*Hiper-gerçeklik: Jean Baudrillard’a göre gerçekten yoksun gerçekliğin modeller aracılığıyla simule edilmiş hali.

*Radikal şıklık: Üst sınıfların siyasi radikalizmi bir stil, bir tarz olarak kabullendikleri, ortamlarına yakıştırdıkları durumun tanımı. Bu tanım ilk kez 1970’te ABD’li gazeteci Tom Wolfe tarafından kullanılmıştır.

*L’enfant sauvage: Vahşi ortamda büyüyüp oradan toplum yaşamına getirilmiş çocuk; bütün dillerde Fransızcası kullanılır.