Varoluş yolculuğuna ışık tutan öyküler

Neslihan Önderoğlu, son yıllarda çağdaş edebiyatımızın oldukça hareketlenen türlerinden kısa öyküde yerini sağlamlaştırmış yazarlarımızdan. Yazar kendi üslubunu geliştirirken öykü olanaklarının sınırlarını yenileyebilme arayışını da sürdürüyor.

25 Ekim 2020 Pazar, 19:12
Abone Ol google-news

On beş öyküden oluşan kitabın ilk öyküsü olan Hoşça Kal Lili’de karısının ağır seyreden hastalığı ve ölümüne tanık olan öykü kahramanımızın bir de Müslüman olmadığı için karısını gömecek yer bulamaması ele alınıyor. Yazarın yabancılaşma ve yadsıma konularını günlük yaşamın küçük ayrıntılarına odaklanarak ele aldığı bu dramatik konunun yalın ve akıcı bir anlatımla, kahramanın duygu durumuna dair açıklamalar içermeden eyleme dayalı olarak anlatılması okurdaki etkiyi arttırıyor.

Gündelik hayatın içinde yaşanan çatışmalar, insanın içinden çıkamadığı çaresizlikler, sorumlulukların taşınamaz hâle geldiği ve artık sözcüklerin yetmediği durumlar öykü için elverişli bir malzemedir. Neslihan Önderoğlu bu malzemeyi kurgularken özenle seçtiği sahneleri yalın ve zengin bir dille şekillendiriyor. Modern hayatın sıkışmışlığı içinde bir yandan otobüs beklerken bir yandan ölümü düşünmek çok tanıdık değil mi? “Adem’in Yüzü” böyle bir öykü:

“Belki de haklı, dedim kendi kendime, benden baba da koca da olmaz. Bu dünyada fazlalığımdır kim bilir. Bir yandan otobüs bekliyor bir yandan da ölmeyi düşünüyorum. Ama nasıl? Gelen otobüse binmek yerine altına atlasam fazla kanlı bir ölüm olacak. Asfalttan parçalarımı kazıyacaklar belki. Kendimi vurmaya kalksam tabancam yok. Bir yerden atlamayı denesem yükseklik korkum var. En iyi, en acısız ölüm, bir kutu hapı kafaya dikip sıcak bir uykunun koynuna düşer gibi kıvrılıp yatmak.” (s.22)


VAROLUŞ VE YABANCILAŞMA

Önderoğlu’nun öykü konularını seçerken kahramanlarının iç dünyasını, çatışmalarını, sosyal hayatın içinde yaşadıkları yabancılaşmayı ve arayışlarını yansıtabileceği olay-durumları tercih ettiğini söylemek mümkün. Böylece anlatıcı-kahraman’ın duygu ve düşünce dünyasına okuru kolayca çekip alabiliyor yazar.

Öykülerin dip akıntısını ustaca kurgulanmasının bir sonucu olarak aile içi çatışmaların, mutluluk arayışlarının, anne-çocuk arasındaki mahremiyetin, insanın varoluşsal yalnızlığının ele alındığı öykülerde metaforların da oldukça çarpıcı bir işlev kazandığını görüyoruz.

Yasak bir buluşma için annesine eşlik etmek durumunda kalan bir çocuğun yaşadığı kırgınlık, yoğun bir duygusallık barındırsa da yazar yine de kahramanla olan mesafesini koruyor:

“Topu tek kolunun altına sıkıştırarak isteksiz adımlarla onlardan uzaklaştı. Toprak bir yola girerek tırmanmaya başladı. İki tarafı ağaçlı, gölgelik bir yoldu. Bir an için kaybolacağından ve geri dönemeyeceğinden korktu. Ama ne olursa olsun onu burada bırakmayacaklarını biliyordu. Annesinin ona ihtiyacı vardı. Birlikte bir oyun oynuyoruz, demişti. Bu oyun bizim aramızda, kimseye söylemeyeceksin. Bu oyun, o olmazsa süremezdi.” (s.35)

ALLAHIN İSVEÇLİSİ

İnsanın iç hesaplaşmasını somut durumlar üzerinden yansıtması ve görünenin ardında gizlenen gerçeğin örtüsünü usulca kaldırması için okura fırsat tanıması Neslihan Önderoğlu öyküleri için vurgulanması gereken bir başka önemli nokta. Monologlar bu açıdan çok işlevsel.

“Ulla” adlı öyküde kadın bakış açısıyla modern hayata dair arayışlar, ikili ilişkilerde yaşanan kırgınlıklar ve insanın kendini bir başkasının aynasına bakarak tanımlaması ele alınıyor. Öyküdeki ‘öteki’yi belirleyen yabancı uyruklu bir kadın olan Ulla’nın anlam arayışında doğanın önemi, anlatıcı-kahramanın anlam arayışına katkı sunuyor:

“Kalkıp dışarı çıkıyorum. Bacaklarım üstümdeki tişörtün altında haddinden fazla çıplak ve beyaz görünüyor. Karşısındaki sandalyeye oturuyorum.

Şu Ulla denen kadını düşünüyordum.

Neyini düşünüyordun ki onun?

Ne bileyim işte ta İsveç’ten kalkıp buralara gelmesi. Bu da yetmezmiş gibi bu dağ başına yerleşmesi filan. Hepsi su kaplumbağaları içinmiş meğerse. Hayat ne garip...

Ben de Orçun denen o saçma herif için sanmıştım, diyor.” (s. 54)

KENDİNE KARŞI DÜRÜST OLABİLME

İnsanın kendisiyle olan hesaplaşması kadar kendisine karşı dürüst olabilmesi de oldukça zor bir konu. Ve öykü varoluşsal açıdan can alıcı olan bu kırılma noktalarını ele almak için en elverişli edebi türlerden biri. Yakınlık Korkusu’ndaki öykülere bu açıdan baktığımızda yazarın insanın varoluşsal sancılarına ışık tutarken öykü odağından uzaklaşmadığını görüyoruz.

Öykülerin okurda çarpıcı bir etki yaratabilmesi, dip akıntıların birbirine bağlanan katmanlar arasında sağladığı geçirgenlik olduğu kadar atmosferin okuru beklenmeyen sonlara hazırlamasıdır. Kitabın hemen her öyküsünde bütün bunlara dikkat edildiğini böylece öyküseverlere haz veren bir okuma deneyimi sunduğunu söylemek isterim.

“Müjgân ince, hüzünlü gülümsemesiyle gözümün önüne geldi. Aşk belki de böyle bir şey diye düşündüm. Birini mümkün kılmak. O güzel kadın varlığı ve sabrıyla bu haytayı nasıl mümkün kıldıysa şimdi bu da yolu kazara buraya düşmüş bir orospuyu öyle mümkün kılacak. Bu yüzden dilimin ucuna kadar geldiği halde, o sensiz yapar da bakalım sen Müjgân olmadan nasıl yapacaksın, diyemedim.” (s.64)

Öyküler genelde şimdiki zamanda geçerken bir kilit olay geçmişle bağ kurmamızı ve kahramanların içinde bulundukları duygu durumlarını yorumlamamızı sağlıyor. Bir karşılaşma, bir misafirin gelişi ya da bir yolculukla başlayan öyküler böylece hem zamansal düzlemde hem de kurgusal açıdan oldukça zengin bir atmosfere kavuşuyor.

Ölüm ve yaşamın birbiriyle iç içe olan döngüsü, Yakınlık Korkusu’nda dip akıntısı diyebileceğimiz temalardan:

“Güvercinleri bilmediği gibi ölümü de bilmiyor. Ölmüş bir insan bedeninin sadece gömülüp toprakta ufalandığını sanıyor o. Bu yüzden kafatasını ürkünç buluyor. Ölümü, bir zamanlar içinde hayat olan bir gövdenin neye dönüşebileceğini en çok o hatırlattığı için. Parçalanmış, lime lime olmuş, birbirine karışmış insan bedenlerinin bir kafatasından çok daha korkunç olabileceği hiç aklına gelmiş midir?” (s.87)

Yakınlık Korkusu, (bu yazıda değinemediğim öteki öyküler de dahil) öykünün inceliklerini bilen bir yazarın kaleminden süzülerek birbirini bulmuş sözcüklerin, anıların, düşlerin, vazgeçişlerin, sessiz ayrılıkların, gürültülü yalnızlıkların, hayatın karmaşası içinde kaybolmuş yanlarıyla bize çok yakın kahramanların bir araya getirdiği hikâyelerle dopdolu. Öyküyle ilgilenenlerin ıskalamaması gereken bir kitap.

Yakınlık Korkusu / Neslihan Önderoğlu / Can Yayınları / 135 s. / Temmuz 2020