William Styron’dan ‘Karanlık Gözükünce’

Şöhret, başarı, ödüller mutlu olmaya yeter mi? Bunlar sizi depresyona karşı koruyabilir mi? Her insanın ruhunda kara delikler vardır. Yazar “çöküntü”yü çok net hissettiği o yağmurlu akşamda, bir ödül almak üzere Paris’e gidiyor...

19 Ocak 2020 Pazar, 16:41
Abone Ol google-news

Ruhsal arazları açık edebilmek cesaret ister. Hele ki kitapları çok satan, ödüllere layık görülmüş, yeni eserleri heyecanla beklenen bir yazarsanız. “Ciddi bir çöküntü yaşıyorum” diyebilmek kolay değildir. Kitabınızın alt başlığını “Bir Delilik Güncesi” koymanızın da, işaret ettiğiniz “deli” kendinizseniz, kolay olmadığı gibi.

Kitabın yazılma öyküsü, John Hopkins Üniversitesi Psikiyatri Bölümü’nün desteğiyle, 1989’da Baltimore’da düzenlenen ruh hastalıkları konulu bir sempozyumda yazarın yaptığı konuşmayla başlıyor. Konuşmanın metni o yıl Vanity Fair’de yayımlanıyor. Tek bir eksikle: Styron çöküntüyü çok net hissettiği o Paris seyahatinden söz etmiyor. Ondan söz etmesi ise, 1990’da yayımladığı Karanlık Gözükünce’de mümkün oluyor. Kitabın geri kalanı, önceki yıl Vanity Fair’de yayımlanan o giriş konuşmasından oluşuyor.


Hastayım...’


Derdini 98 sayfaya dökerken Styron bir anlamda günlüğüne yazar gibi ya da bir arkadaşına söz eder gibi anlatıyor kimi yerde, ruh hâlini.

Yaşadığı ruhsal hastalık hakkında oldukça bilgi sahibi. O derece ki, kendi deyişiyle “psikiyatrların İncil’i denebilecek” DSM (Amerikan Psikiyatri Derneği’nin Tanı ve İstatistik El Kitabı) de sindirdiği kitaplar arasında.

Elbette bütün bu okumalar bir yerde kafasını karıştırıyor, yine de “iç daraltıcı gerçeği sindiriyor” ama uygulamaya gelince, işte orada tıkanıyor. Zira depresyon ya da yazarın kullanmayı tercih ettiği ifadeyle “çöküntü”, zaten harekete geçememeyi kelime içinde bile barındıran bir hâle işaret ediyor.

Çöküntü bir his olarak geldiğinde Styron durumun farkında olmasına rağmen, bir şey yapamıyor. Bunun yarattığı çaresizlik hissi ile birlikte, insanlara bu yaşadığının gerçekten bir hastalık olduğunu anlatma çabası sürüyor.

Karanlık Gözükünce, yazarın, psikolojinin derinliklerine indiği ilk eseri değil. Dünya çapında büyük yankı uyandırmış ve daha sonra sinemaya da aktarılmış olan çok satan romanı Sophie’nin Seçimi’nde şifozreni sularına yelken açmıştı.


Tam Camus ile tanışacakken’


Camus ile biraz geç bir yaşta, 30’larında tanıştığını söyleyen Styron’un, Camus’nün kendisi ile tanışamama hikâyesi ise oldukça üzücü. 1960’da Paris’e gittiğinde, yazar Romain Gary’nin ayarlayacağı bir akşam yemeğinde Camus ile tanışma olasılığı heyecanlandırıyor Styron’u. Üstelik ünlü yazarın da kendi kitaplarından birini okuduğu ve beğendiği haberini almışken. Ancak bu buluşma ihtimali, o yılın başında Camus’nün ölümü ile birlikte ortadan kalkıyor.

Hiç tanımadığı birinin ölümüyle ilk kez bu kadar sarsıldığını söyleyen Styron, bu “intiharımsı” diye nitelendirdiği ölüm üzerine uzunca bir süre düşünüyor. Bu noktadan sonra da “intihar” konusu ilgi odağı hâline geliyor.

Bütün bunları bir düşünce zinciriyle hatırlayan Styron, o günlerde bu hüzünlü öykülerin kahramanlarını tam anlayamadığını kabul ettikten sonra, o yağmurlu Paris akşamında sökün eden anıların getirdiği çağrışımlarla birlikte, Camus’nün Sisifos Söyleni’nde sözünü ettiği “felsefenin temel sorusu”na teslim oluyor. En azından kendi adına bu soruyu yanıtlayacağı düşüncesine...

2006’da, zatürre nedeniyle 81 yaşında aramızdan ayrılan Styron’un kendi ruhunun karanlık tarafına ayna tuttuğu “günce”si Karanlık Gözükünce, sadece çöküntünün doğasını anlamak için değil, aynı zamanda ona edebi bir bakışa tanık olabilmek için de okunmaya değer. Elbette Tomris Uyar’ın güzel çevirisiyle...


Karanlık Gözükünce / William Styron / Çeviren: Tomris Uyar / Doğan Kitap / 98 s. / 2019.