Yaban hayatı korumak için paralı avdan başka yol yok mu?

Bozayı, çengel boynuzlu dağ keçisi, Anadolu yabankoyunu gibi türlerin avlanabilmesi için açılan ihaleler, hayvan hakları savunucularını kızdırdı. Bu sayede köylülerin hem gelir elde ettiği hem de kaçak avcılığı önlediklerine dair tez de akıllara başka bir soru getiriyor: Yaban hayatı korumak için paradan başka yol yok mu?

17 Mayıs 2015 Pazar, 17:25
Abone Ol google-news

Bir hayvanı vurmak için para vermek, üstelik onu öldürdükten sonra bedeninden bir parçayı; boynuzunu ya da postunu hatıra olarak saklamak, bir avcı için normal olabilir. Bir doğa korumacı, hayvan hakları savunucusu ya da sıradan bir insan ise bunu canavarlık olarak nitelendirebilir. 

İnsan türünün, yaban hayatı üzerindeki baskısını giderek artırdığı; artık neredeyse sadece hobi için avlandığı; yaban hayvanlarının da ihaleyle satışa çıkarılan birer meta olarak görüldüğü günümüzde, doğal yaşamın dengelerini yeniden kurmak için giderek daha fazla çaba gösterilmesi gerekiyor. 

Dünya Doğayı Koruma Örgütü WWF-Türkiye’nin geçtiğimiz günlerde yaban hayvanı avlanma ihalelerinin iptal edilmesi ve bu türlerin kapsamlı envanterinin çıkarılması için Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne yönelik açtığı imza kampanyası, yaban hayatını korumayla ilgili tartışmaları gündeme getirdi: Yaban hayvanları satılabilir mi? Yaban hayatı yasal avla tükenir mi? Yasal av bir koruma yöntemi olabilir mi?

 

 

NEREDE KAÇ BOZAYI OLDUĞU BİLİNMİYOR

 

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün bozayı, çengel boynuzlu dağkeçisi, Anadolu yabankoyunu gibi korunması gereken hayvanların belli bir bedel karşılığı avlanması için ihaleye çıkarmasına tepki gösteren WWF-Türkiye, yaşam alanları giderek daralan yaban hayvanlarının av turizmine malzeme yapılmasına karşı çıkıyor. 

WWF-Türkiye Doğa Koruma Direktörü Sedat Kalem ”Hem yaşam alanlarını işgal ediyoruz hem de onlarla karşı karşıya geldiğimizde faturayı onlara kesiyoruz” diyor. Kalem “Türkiye’nin neresinde, ne kadar bozayı, kaç çengel boynuzlu dağkeçisi var, bilmiyoruz. Bu sayılar neye göre belirlenmiş, kamuoyu ile paylaşılmasını istiyoruz” diye konuşuyor: “Bu izinler nedeniyle, örneğin ayı, korunması gereken bir hayvanken kamuoyunun gözünde, birden vurulabilen bir hayvan oluyor. Bu kararlar yaban hayatının korunması konusundaki toplumsal algının erozyona uğramasına neden olabilir.”

Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü’nün listesinde av izni için ihaleye çıkarılan sekiz yaban hayvanı var. Her bir tür için farklı bölgelerde, farklı sayılarda sadece erkek ve yaşlı bireylerin avına izin veriliyor. Av turizmi şirketleri belirlenen bedeli artırarak ihaleyi alıyor. Sedat Kalem çengel boynuzlu dağkeçisi gibi türlerin doğadaki avcılarının da beslenebilmek için bu hayvanlara ihtiyacı olduğunu hatırlatıyor ve “Örneğin, yeterli kurt popülasyonunu sağlamak için yeterli otobur popülasyonuna sahip olmak gerek” diyor. 

Uzun yıllardır Anadolu’da yabankeçisi, vaşak, karakulak, leopar gibi türleri inceleyen biyolog Batur Avgan’a göre, Türkiye’de yaptırılan resmi yabankeçisi avının tür için zararı yok, yararı var. Avgan “Doğa korumada duygularınızla hareket edemezsiniz; sayılarla konuşmak lazım ki ayaklarınız yere bassın” diyor: “1980’li yıllardan beri dünyadaki doğa koruma uzmanları şunu açıkça gördü: Doğa koruma, ancak yerel halkın doğadan fayda sağlamasıyla mümkündür. Eğer bir yarar sağlamazsanız, o halka ’doğayı koru’ diyemezsiniz. Antalya’daki Sarıkaya Yaban Hayatı Geliştirme Sahası 2005’te resmi ava açıldığında sahada sadece 385 yabankeçisi vardı. Bugün 1800 yabankeçisi var, çünkü resmi av ihalelerinden gelen paranın yarısına yakını köylerin tüzel kişiliklerine aktarılıyor ve bugün bir kaçak avcının Sarıkaya’ya girmesi neredeyse olanaksız. Çünkü köylü silah sesi duyduğu anda dağa çıkıp avcıyı arıyor.” 

Avgan bu yıl Sarıkaya’daki 1800 keçiden sadece 15’inin resmi ava açıldığını söylüyor. Fotokapan çalışmalarına göre dünyadaki en yoğun vaşak popülasyonlarının birinin bu alanda yaşadığını belirten Avgan, ”Eğer resmi av sonunda etoburlara av kalmasaydı, Sarıkaya’da bu yoğunlukta bir vaşak popülasyonu olamazdı” diyor.

 

AV TURİZMİ SONRASI TEKE SAYISI ARTTI

 

2003’te çıkan Kara Avcılığı Kanunu’ndan sonra Antalya Teke Yarımadası’ndaki yabankeçilerinin sayısında ciddi bir artış olmuş. Sadece Antalya’da 20 bin yaban keçisinin yaşadığı tahmin ediliyor. Bu yıl tüm Türkiye’de avlanma ihalesine çıkarılan yaban keçisi sayısı ise 365. Antalya Finike’nin Arifli Köyü’nde resmi avcılara rehberlik yapan Duran Akyürek, 90’lı yıllarda bölgede tekenin çok nadir görüldüğünü ve her yerde kaçak avcıların dolaştığını anlatıyor: “Buralar av turizmine açıldığından beri teke sayısı dört kat arttı.” Akyürek her yıl köy olarak avdan 50-60 bin lira kazandıklarını ve kaçak avcıları yaklaştırmadıklarını söylüyor.

DKMP Genel Müdürlüğü’nden bir yetkiliyse avına izin verilen hayvanların, üreme faaliyeti azalmış veya durmuş yaşlı bireyler olduğunu söylüyor. “Bu izinleri, çiftleştiğinde yavruları artık sağlıksız doğan yaşlı hayvanlar için veriyoruz. Her dağın başına bekçi koyamayız. Ama tarlasına zarar veren ayıların avlanmasından maddi yarar sağlayan köylü, ayıların kaçak avlanmasına da izin vermiyor.”

 

ENVANTER OLMADAN KOTA ÇIKARILAMIYOR

Ancak iş, yaban hayatı popülasyonlarının envanterinde düğümleniyor. Yabankeçisinde gözle görülür bir çoğalma var ve beslenmek için çok yayılmadıklarından popülasyon için sağlıklı veriler elde etmek daha kolay. Buna karşın doğa korumacılar bozayı gibi geniş yayılımlı türlerin envanteri konusunda endişe taşıyor. Örneğin bir noktada avlanan bozayının, 50-100 km uzakta bir alandaki gruba ait şekilde kaydedilmiş olması sistemdeki dengeyi olumsuz etkiliyor. 

DKMP yetkilileri envanter sayısını bilmeden kota çıkarmanın mümkün olmadığını söylüyorlar. 

Yaban hayvanlarının kesin sayısını bilmek neredeyse imkansız olsa da, bilimsel yöntemlerle uzun dönem izlenerek popülasyonları ile ilgili sağlıklı veriler elde edilebiliyor. KuzeyDoğa Derneği Başkanı, Utah Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu, Doğu Anadolu’da yaban hayatı araştırma ve koruma projesi için Orman ve Su İşleri Bakanlığı’yla yaptıkları protokol kapsamında uydu takip, fotokapan, diski analizi, birey tanımlama gibi farklı bilimsel metotları aynı anda kullanarak son 10 yılda bölgedeki yaban hayatı popülasyonları ile ilgili onemli ve detaylı bilgiler elde ettiklerini söylüyor. Şekercioğlu’na göre, özellikle uydu takip ve genetik teknolojilerini kullanan uzun süreli demografik çalışmaların, yaban hayatı popülasyonlarının belirlenmesinde yurt çapında yaygın olarak kullanılması acil bir ihtiyaç.    

Bütün bu tartışmaların ardındaki temel meseleyse kafaları kurcalamaya devam ediyor: 

Yerel halk için gelir sağlamanın dışında, yaban hayvanlarını korumanın bir yolu yok mu? Belki de sorun, insanın doğadan başka şekilde yarar sağlamasının yollarını unutmuş olmasından kaynaklanıyor. Ancak yaban hayatının satılık olması, toprak, su gibi diğer varlıkların alınıp satılır olmasıyla başlayan adımların devamıysa, doğayı kendi haline bırakma konusunda şansımızı kaybetmiş olabiliriz. Bu yoldaki yarar-zarar muhasebesiyse herkesin kendi adalet duygusu ve vicdanında saklı.   

 

Milyonlarca karaca avlanıyor

Pek çok ülke av turizminde Türkiye’dekine benzer yöntemler uyguluyor. Almanya’da yılda 1 milyon 200 bin civarında karaca avlanıyor. Hırvatistan’da ise ayı popülasyonunun 1100 civarında kalması için 100-150 kadar ayının avına izin veriliyor.