Yalanı yok burası Silvan!

Yalanı yok burası Silvan!

18 Ağustos 2015 Salı, 23:28
Abone Ol google-news

Minibüsün içinde ilerliyoruz. 20 yakın kadın hep birlikteyiz. İçimizde HDP milletvekilleri, kadın gazeteciler,sivil toplum temsilcileri var. Kadın Özgürlük Meclisi çağrı yapmış, “Biz kadınlar bu ülkenin Güneydoğu”sunda neler oluyor, bilmek,görmek istiyoruz ! Gördüklerimizi insanlara anlatarak yalanı yok etmek istiyoruz.” Ve Silopi yolundayız.

Minibüs ilerliyor. Birden bir haber. Silvan’da sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş,gece yarısından bu yana çatışmalar oluyormuş, bölgenin elektriği kesilmiş, tüm iletişim imkânları ortadan kaldırılmış. Öyle mi hemen yolumuzu değiştirip Silvan’a yöneliyoruz. O da ne, Silvan’a giriş bir tank,bir toma ve bir polis aracıyla kapatılmış. “Giriş Yasak”. Evet öyle bir yasak ki, bu sadece bölge milletvekilleri ve Diyarbakır Belediye Başkanı Gültan Kışanak Silvan’a girebiliyor. “Biz gazeteciyiz”, “Öyle mi, yasak kardeşim.” !Arabalar arka arkaya dizilmiş, insanlar feryat ediyor: “Arkadaş benim orada dokuz çocuğum var. Öldürseler de gideceğim.” “Yasak kardeşim.” Bir köşede bir kadın sessizce ağlıyor, Bursa’dan gelmiş, babasının cenazesine. Bütün yalvarmalara rağmen onu da bırakmıyorlar. Ve bir başka kadın bağırıyor: “Tayyip,Tayyip bütün bu çocuk ölümlerinden sen sorumlusun. Bu savaştan sen sorumlusun!” Kadını bıraksalar koşarak TOMA’nın önüne atılacak ama onu durdurmak gerek çünkü asker ve polise “vur emri” verilmiş. Her şey olabilir.

Bütün bu yasaklamaların bir nedeni var. Evet, Silvan’da çatışma var, ölü var, Silvan’da savaş var! Bütün toplananlar büyük bir çaresizlik içindeyiz. Telefonlar çekmiyor, ağlamaktan başka elimizden hiçbir şey gelmiyor.

Köy yollarından giriyoruz

Hayır böyle çaresiz bekleyemeyiz, bölge sorumlumuz Mahmut Oral, Milliyet gazetesinden Mehveş Evin, bölgenin usta foto muhabiri Sertaç Kayar arabamıza biniyoruz, bir yolunu bulacağız. Önce bir benzin istasyonunda durup bölgeyi bilen birini arıyoruz. Ve Cengiz bir evliya gibi imdadımıza yetişiyor. Bizi köy yollarından Silvan’a götürecek. Cengiz, yirmi yıl sürgün hayatı yaşamış biri. Elektrik işkencesinden bir elini zor kullanıyor. Yanında sürekli bir şemsiye taşıyor, bakalım bu şemsiye ne işine yarayacak.

Köy yollarından geçerek Silvan’ın dış mahallelerine ulaşıyoruz. Ve barikatlar başlıyor ancak bu barikatlar çok kolay aşılabilir, belki de bu bölgede pek çatışma olmadığından böyle kolayca aşılacak barikatlar kurulmuş. İlerliyoruz, yolda hiç kimseler yok, dükkânlar tümüyle kapalı, sağlık ocağı, eczaneler bile kapalı. Peki, yaralılar nereye götürülüyor? Saatlerdir bu bölgedeyiz hiç ambulans görmedik.

İlerliyoruz ve birden kurşun sesleri. Acayip bir hızla yanı başımızdan akıp gidiyor. Hemen bir güvenli noktaya geçiyoruz ve tepemizde bir helikopter. Helikopter bizi takip ediyor, keskin kameralarından gördükleri şöyle bir manzara. Bir adam elinde kamera taşıyor ve kendini şemsiyeyle koruyor, Cengiz’in şemsiyesinin sırrı ortaya çıktı, helikopter o kadar uzaklıktan bile bizi çekebilirmiş, o yüzünün tanınmasını istemiyor. Sonra beyaz elbiseli saçında gül bulunan, yaşını başını almış bir kadın, elinde fotoğraf makinesi uzun mu uzun bir adam ve çölde dolaşır gibi şık giyimli bir başka kadın. Helikopterdekiler belli ki hiçbir anlam veremiyorlar, “Kardeşim bunlar turist mi?” Biz bu arada evlerinin önünde oturan insanlarla konuşuyoruz, gece yarısından bu yana uyumamışlar. Kimselerden haber alamamışlar, gençler bir ara çatışmanın yoğun olduğu Tekel Mahallesi’ne gitmek istemişler ve evlerin tepelerine yerleştirilmiş keskin nişancıları görünce kalakalmışlar.

O da ne, kadınlar, genç kızlar ellerinde minnacık bebeler koşturarak bizim olduğumuz tarafa geliyorlar. Ne oluyor? Kaçıyorlar anons yapılmış, “Bu gece evleri boşaltın!” Onlar da çocuk çocuk fırlamışlar, koşuyorlar, “Nereye gidiyorsunuz ” diye soruyoruz, “Bilmiyoruz, kaçıyoruz işte, ölümden kaçıyoruz.”

Yorgunluktan nereden gelmişse gelmiş bir antik sütün başının üstüne çöker gibi oturuyoruz. O sırada karşı evlerden iki çocuk ellerinde buz gibi bir sürahi suyla geliveriyorlar. Ramazan! “Su verenlerin çok olsun”. İlerliyoruz ve artık durmamız gerek. Çatışmalar şiddetlendi ve bizim çatışma bölgesine girmemiz olanaksız. Çünkü vur emri var. Çaresiz uzun bir yolda bölgeden kaçan Silvanlılarla birlikte yürüyüp arabamıza biniyoruz. Gece ne olacak bilmiyoruz. Şimdiden iki ölü var ve hâlâ sokağa çıkma yasağı sürüyor.

Açıkçası dostlar Silvan’da savaş var. Yalanım yok.

İşte Silvan'da çatışmaların izleri-FOTOĞRAFLAR