Yargıtay, sahte delilleri gerekçe göstererek Balyoz davasını bozdu

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Balyoz davasındaki dijital verilerin yeniden incelenmesini istedi. Sanık avukatları, bilirkişilerin verilerin sahte olduğunu kanıtladığını belirterek “Dairenin yaklaşımı hukuki değerden yoksundur. Yerel mahkeme beraat kararında direnmelidir” dedi.

18 Haziran 2021 Cuma, 04:00
Yargıtay, sahte delilleri gerekçe göstererek Balyoz davasını bozdu
Abone Ol google-news

Yargıtay’ın FETÖ’cülerin sahte olduğunu itiraf ettiği dijital verileri gerekçe göstererek Balyoz davasını bozması, kumpas davalarındaki sahte delilleri yeniden gündeme getirdi. Verdiği kararla kumpası yok sayan Yargıtay dijital verilerin gerçek olup olmadığının yeniden araştırılmasını istedi. 

Kapatılan Taraf gazetesi muhabiri Mehmet Baransu tarafından bir bavul içinde firari savcılara teslim edilen sözde delillere dayanan Balyoz davası  kapsamında  424 kişinin ifadesi alınırken, 365 kişi hakkında bin 339 sayfalık iddianame düzenlenmiş, 237 kişiye ise verilen cezalar onaylanmıştı. Davanın kovuşturma aşamasında Albay Ali Tarık Akça yaşamını yitirirken, kumpasa karşı tepki gösteren Yarbay Ali Tatar ise kendi silahı ile intihar ederek yaşamına son vermişti. Davanın Yargıtay aşamasında ise Albay Halil Yıldız, Kurmay Albay Murat Özenalp ve Tuğamiral Cem Çakmak yaşamını yitirmişti. Öte yandan Balyoz davası kapsamında 10 binden fazla askerin çeşitli uygulamalarla sistem dışına çıkarıldığı belirtilmişti. Son olarak Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Balyoz davasında Çetin Doğan, Behzat Balta, Mehmet Kaya Varol, İhsan Balabanlı, Metin Yavuz Yalçın, Erdal Akyazan ve Emin Küçükkılıç hakkında verilen beraat kararını bozdu.

HUKUKİ DEĞERİ YOK

Balyoz davasının karanlık bir dönemi ifade ettiğini dile getiren avukat Hüseyin Ersözbilirkişi incelemelerinin bu karanlık davanın sahte delillerine ışık tuttuğunu dile getirdi. Ersöz, “Ancak, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 7 kişi yönünden beraat kararlarının bozulmasına ilişkin hükmünde yer alan ‘AYM’nin kararı çerçevesinde denetlenmesi cihetine gidilmeden kategorik olarak delil değeri taşımadıkları yönündeki kabulde isabet bulunmamaktadır’ değerlendirmesi çok vahimdir. Zira bu cümle mahkeme sürecinde yaptırılmış olan bilirkişi incelemelerini de göz ardı etmektedir. Öncelikle, Mehmet Baransu tarafından bavul içinde özel yetkili savcılara teslim edilen dijital dokümanlar suçlamanın ana konusudur. Bunlar arasında yer alan CD’lerin üzerindeki el yazılarının, davanın sanığı ‘Süha Tanyeri’nin el yazısı notlarından kopyalanarak, CD’lerin üzerine bir cihazla yazıldığı’ bilimsel olarak kanıtlanmıştır” diye konuştu. 

İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi, CD içerikleriyle ilgili olarak da İTÜ’ye bilirkişi incelemesinin yaptırdığını belirten Ersöz, “Bilirkişilerce hazırlanan raporda dijitallerin sahte olduğuna ve zaman çelişkileri barındırdığına dair tespitler bulunmaktadır. Bu bilimsel tespitler, kamuoyuna açık bir şekilde ortadayken Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin delillerin sahteliğine dair tespitleri görmezden gelen ‘delil değeri taşımadıklarına dair’ yerel mahkeme kararını ‘isabetli bulmayan’ yaklaşımı hukuki değerden yoksundur. Bu durum en çok da sahte delilleri üreten, komplo yargılamaları yürüten ve bu süreci kamuoyu algısı ile destekleyenleri umutlandırır” dedi. 

‘YEREL MAHKEME DİRENMELİ’

Ersöz, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bir komplo dava beraat kararı ile bitti derken, geldiğimiz aşamada Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından verilen karar, kamuoyunda bu sürecin gerçekte sonlanmadığı intibaı uyandırabilecek ve yeni bir siyasi tartışmanın başlangıcını oluşturabilecek niteliktedir. adil yargılanma hakkı ve hukuk güvenliğini bu şekilde örselemeye kimsenin hakkı bulunmamaktadır. Bu karara karşı talebimiz, İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği beraat kararlarında ‘direnmesi’ ve dosyayı Yargıtay’a iade etmesidir. Yargıtay’ın verdiği karar adil yargılanma hakkına gölge düşürecek değerlendirmeler barındırmakta ve dosya muhteviyatını ise yansıtmayan bir mahiyettedir.”

SES GEÇİRMEZ ODADA EZAN SESİ

“Sahte olduğu” tespit edilen bazı deliller şöyle: 

  • 2003 tarihli dijital belgeler, darbe planları ve Balyoz Harekât Planı dokümanı yazılırken calibri fontu kullanıldı. Ancak bu font, Microsoft tarafından 2007’de piyasaya sürüldü.
  • Seminer 1. Ordu’da ve ses geçirmeyen odada yapıldı. Buna rağmen ses kayıtları olan 2’nci kasette ezan sesi duyuluyor. Mahkeme başkanı da ezan sesini duyarak tutanağa geçirdi.
  • Sanıklarca hazırlandığı öne sürülen Eyüp Cami gözlem raporunda, caminin 3 adet girişi olduğu belirtiliyor. Ancak yapılan incelemede caminin iki giriş kapısı olduğu belirlendi.
  • Balyoz belgelerine göre 2003’teki darbe planında TCG Alanya isimli gemiye de görev verildi. Ancak bu gemi 2005 yılında inşa edilerek denize indirildi.
  • Plana göre bombalanacağı öne sürülen Fatih Cami’ne ilişkin keşif raporunda MOBESE kayıtlarından söz ediliyor. Ancak 2003 yılında MOBESE sistemi olmadığı saptandı.
  • 2003’teki belgelerde geçen Medical Park Sultan Gazi Hastanesi, 2008’de bu isim ile açıldı. Belgelerdeki Yeni Recordati firması da 2009’da kuruldu.
  • 11 nolu CD’nin yazdırıldığı kaynak bilgisayar bulunamadı ancak bu CD’nin TSK’nin kullandığı bilgisayarlardan olmadığı kanıtlandı.
  • Darbe planında yer alan Balıkesir ve Bandırma’daki AVM’lerin 2010 ve 2011’de açıldığı belirlendi.
  • 2003’teki belgelerde adı geçen 10 sokak ve cadde isminin, 2007 yılında bu isimleri almış oldukları İstanbul Büyükşehir Belediyesi raporu ile belgelendi.