Yaşar Kemal: Bir büyücü

Yaşar Kemal: Bir büyücü

23 Ocak 2015 Cuma, 03:06
Abone Ol google-news

Gözümün önünde değil, gönlümün içinde yüzlerce Yaşar Kemal “fotoğrafı” var... İçlerinden birkaç “sahne” paylaşayım dedim...

Yıl, 1974… Yaşar Kemal, Elia Kazan ve ben bir yolculuğa çıktık... İstanbul’dan başlayıp otomobille,
Truva, Bergama, İzmir... “Amerika Amerika” filminin yasaklanması nedeniyle Elia Kazan’ın Türkiye’ye gelmeye korktuğu, daha doğrusu gizli geldiği günlerdi. Yol boyunca Yaşar Kemal bize Homeros’u İlyada’yı anlatıyor. Anlatıyor mu dedim? Anlatmıyor, yaşıyordu...

Bergama’da dolaşmaktan yorgun düşmüştüm. Bir taşa tüneyip dinlenirken onlar hoplaya zıplaya uzaklaştılar. Bir ara yanıma bir delikanlı geldi. Bütün gün her taşa, her sütuna eğilerek geziyi sürdüren Elia Kazan’la Yaşar Kemal’i göstererek “Kim bunlar” diye sordu. Ben de ona, neden sordun ki, dedim.

Çocuk, “Deminden beri onları izledim. Biri Türkçe konuşuyor, öteki İngilizce ama bir anlaşıyorlar, bir anlaşıyorlar; ben bu işten bir şey anlamadım” dedi.

“Biri İngilizce öğretmenim, (gizli geldi ya, öyle diyorduk) öteki Yaşar Kemal” deyince çocuğun yüzü aydınlandı ve şöyle dedi:

“Ha o zaman anlaşıldı. Yaşar Kemal Toroslar’da ağaçlarla, sularla, dallarla, çiçekler, böcekler, arılarla bile konuşur anlaşırmış. Bu İngilizle mi anlaşamayacak!”

***

Fransa’nın güneyinde Avignon Tiyatro Festivali’ndeyim.

Yaşar Kemal de Mehmet Ulusoy’un sahnelediği oyunu görmeye gelmiş. Tiyatrolardan ve kahvelerden
çıkmıyoruz. Yaşar Kemal bizi çevresine topluyor, anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor...

Yaşar Kemal oyunu gördü ve gitti. O gittikten sonra Fransız arkadaşlarım, tepkilerini sıralamaya başladılar: Biri, “Çok alçakgönüllü” dedi.

Öteki, “Bu kadar büyük bir romancı, nasıl bunca sıradan bir insan gibi dolaşabilir” dedi.
Normaldir, Çukurovalıdır demedim...

Anlamazlar diye...

İçlerinden birinin söylediğini hiç unutmadım: “Ben yıllarca Türklerden nefret ederek büyüdüm. Kin ve öfke duydum Türkiye’ye ve insanlarına” diye başladı... Arkadaşım Ermeniydi. “Öyle büyütülmüş, öyle koşullandırılmıştım…

Sonra günün birinde Yaşar Kemal’in kitaplarını okumaya başladım. Çok etkilendim. Yaşar Kemal’i okudukça kin, öfke ve nefretin yerini sevgi aldı.”

Sonra bir şey daha söyledi: Ailede ona, Yaşar Kemal’e, “Büyücü” adını takmışlar... Nefreti sevgiye dönüştürebildiği için büyücü...

***

2007 yılı. Sonbahar. İtalya’nın ünlü La Scala Operası’nda Yaşar Kemal’in 1953’te yazdığı “Teneke”
operasının prömiyeri var. Milan’dayım.


Eseri besteleyen Fabio Vacchi... Sahneye koyan sinema dünyasının efsanevi yönetmeni Ermanno Olmi...Sahne ve kostüm tasarımını yapan ünlü heykeltıraş Arnaldo Pomodoro… Benim “devlerin buluşması” diye nitelediğim muhteşem bir yaratıcı ekip!

Görkemli opera salonu ağzına dek doluydu. Şeref locasında ev sahibi rolünde kraliçe edasıyla oturan Leyla Gencer’in yanında Yaşar Kemal, kocaman bir çocuktan farksızdı... Heyecanını gizlemeye çalışan kocaman bir çocuk…

Opera sona erip, millet ayağa fırlayıp alkışladığında, tüm kadroyla birlikte Yaşar Kemal de sahnedeydi…

Gözlerimi ondan ayıramıyordum. Durdu durdu, herkesle birlikte birkaç kez selam verdi, sonra… Sonra bir anda döndü, hemen yanı başında duran Arnaldo Pomodora’yı kucaklayıverdi. Ama ne kucaklayış! Sıcaklığı, tüm operayı sardı! Adamın ayakları yerden kesildi; Yaşar’ın kollarında kayboluverdi! Sanki, “Sen misin Anadolu’yu sahneye taşıyan, işte Anadolu kucaklaşması” der gibiydi...

Bu sahneyi benim gibi gözyaşlarıyla izleyen bir İtalyan arkadaşım, sonradan şöyle diyecekti: “O kucaklaşma anı, tıpkı romanları gibiydi. Öylesine sahici...”

***

İşte size, “Benim Yaşar Kemal”imden birkaç “fotoğraf”...

Söylemek istediğim şu:

Çukurova’yı anlatırken, tüm dünyayı anlatan…

Bir insandan yola çıkıp tüm insanlığa işaret eden…

Tarihi, coğrafyayı, doğayı ve toplumu, mitler, efsaneler, türküler, düşler ve gerçeklerle yoğururken bir bilim adamı titizliği güden…

Türkçeyi kanatlandıran, Türkçeye ışık katan…

Toplumun düşleriyle, romancının yaratıcılığını bütünlerken, Gılgamış’a, Homeros’a uzanan, Faulkner, Çehov, Chaplin’den geçerek, daha güzel, daha iyi, daha mutlu bir gelecek için hepimizi kışkırtan…

Her kitabı bir çığlık, her çığlığı da şiddeti kovan, dostluğa, barışmaya, kucaklaşmaya bir çağrı olan...

Sonsuz çalışma azmi ve üretkenliğiyle romanlarında ne anlatırsa anlatsın, yaşamın hangi anında olursa olsun, hep ama hep kendisi olabilen,
kendisi kalabilen ve sahici olan Yaşar Kemal bir bütündür.