Yeniden, yeni ‘Saraydan Kız Kaçırma’

Caner Akın’ın rejisi, Tan Sağtürk’ün koreografisiyle sahnelenecek olan “Saraydan Kız Kaçırma”, içinde bulunduğumuz pandemi dönemine gönderme yapıyor.

24 Eylül 2020 Perşembe, 06:00
Yeniden, yeni ‘Saraydan Kız Kaçırma’
Abone Ol google-news

İstanbul Devlet Opera ve Balesi, yeni bir yorumla W. A. Mozart’ın “Saraydan Kız Kaçırma” operasını İstanbul Opera Festivali kapsamında 26-27 Eylül’de Arkeoloji Müzeleri bahçesinde sahneleyecek. Caner Akın’ın rejisi, Tan Sağtürk’ün koreografisiyle sahnelenecek olan yapıt, içinde bulunduğumuz pandemi dönemine gönderme yapıyor ve konuyu başka bir salgın dönemine taşıyor. Esere, orkestra şefi Murat Cem Orhan’ın yönetimindeki İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestrası eşlik edecek. Tan Sağtürk, eserde koreografinin yanı sıra Selim Paşa rolünü de Selim Borak ile dönüşümlü oynayacak. “Saraydan Kız Kaçırma”nın ayrıntılarını, Caner Akın, Tan Sağtürk ve Murat Cem Orhan ile konuştuk.

- Yıllardır sahnelenen bu esere “yeni bir yorum” kattınız. Merak ediyoruz nasıl süprizler bekliyor biz sanatseverleri. Koreografisinde, sahne düzeninde hangi yeniliklerle karşılaşacağız?

Caner Akın: W. A. Mozart’ın ölümsüz eseri Saraydan Kız Kaçırma, bildiğiniz üzere konusunda Türkleri işlemekte. Yüzyıllardır sahnelenen bu eserde hem sınıfsal farklar Selim Paşa - Osmin, Belmonte - Pedrillo göze çarpmakta hem de sevginin önünde hiçbir şeyin karşı duramayacağını göstermekte. Buna affetmek de dahil. Eserin en önemli vurgusu, “Güzellikle, iyilikle elde edemediğimiz insanları bırakalım” demekte. Haliyle ben de bu öğeleri daha da ön plana çıkardım.

- Yapıtın orijinaline sadık kalarak pandemi dönemine vurguyu nasıl yaptınız?

Akın: İçinde bulunduğumuz salgın hastalık durumunu da esere kattım. Hem de eserin orijinaline sadık kalarak nokta atışı bir tarihe yani İspanyol gribi salgını ve Birinci Dünya Savaşı’nın bitişi 1918 yılına taşıdım. Bu da sahne üzerinde büyük imkânlar doğurdu. Saraydan Kız Kaçırma yüzyıllardır sahneleniyor. Ve bu haliyle İstanbul Devlet Opera ve Balesi olarak dünyada ilk kez böyle bir sahneleme gerçekleştirmiş oluyoruz. Daha ilk toplantılarımızda eserin koreografı Tan Sağtürk ile birlikte bu konunun üstüne ciddi olarak eğildik. Eserin son noktasında ise özellikle Selim Paşa’nın kendi içsel yolculuğuna vurgu yapmak istedim. Yaşadığı her türlü olaya karşı içindeki çocuk, sevgi onun verdiği kararda göz ardı edilemeyecek kadar büyüktü. Bu yüzden de sahnede bir de Selim Paşa’nın çocukluğunu görüyoruz. İnsanoğlu büyüdükçe değişiyor. Fakat her ne olursa olsun içindeki çocuğu öldürmeyen, kâmil insan olma yolunda yürüyebiliyor.

- Birçok büyük opera evinde, her perdeden önce bir anlatıcı, gelecek olayların özetini yapıyor. Hatta perde aralarında başrollerdeki sanatçılarla kısacık bir söyleşi yapıyor. Bunu denemeyi düşündünüz mü?

Akın: Bu, aslında uzun zamandır benim gerçekleştirmek istediğim bir durum. Özellikle yurtdışında yaptığım temsillerde her zaman böyle organizasyonlarda yer aldım. Bunu ileride mutlaka gerçekleştireceğiz. Sadece pandemiden dolayı bunun biraz daha ötelenmesinin daha iyi olacağını düşünüyorum.

- Tan Bey, sahneleme düzeninde nasıl alanlar yarattınız dansçılara? Acaba yepyeni bir ses düzeniyle Arkeoloji Müzesi’nin bütün bahçesine yayın yapılsa, dansçılar bahçenin uzak noktalarından ışık takibiyle sahneye gelseler! Onlara böylesi daha büyük alanlar yaratmayı düşündünüz mü?

Tan Sağtürk: Koreografik anlamda Arkeoloji Müzesi’nin bahçesinde Saraydan Kız Kaçırma operası benim ilk çalışmam olacak. Bu proje, alanın bize tanıdığı fiziki imkânlar doğrultusunda, ileride yapılacak olası projelerde bize yeni fikirler sunacak. Eserin yeni tanımlarının dışında keskin hatlarına sadık kalarak projeyi oluşturmak önemli diye düşünüyorum. Yenilikleri katarken eserin formunu koruyup ince dokunuşlarla yorum katmak mümkün. Koreografik çalışmamı bu hassasiyeti gözeterek oluşturmak istedim. Değerli bir ekiple bir arada olduğum için son derece memnunum. Ekip çalışmasının ortaya çıkardığı bu eserin, seyirci ile buluşacağı günü sabırsızlıkla bekliyorum.

MÜZİKAL DOKU...

Murat Cem Orhan: Mozart, 3. bölümüyle ünlü piyano sonatı No.11 Kv 331’i yani Türk Marşı’nı bestelemeden 1 sene önce bitirdiği Saraydan Kız Kaçırma operasını, uzun yıllar Osmanlı Devleti ile savaşmış Avusturya-Macaristan İmparatoru II. Joseph’in ısmarlamasıyla yazmıştır ve açıkça görülür ki o yıllarda Avrupa’da pek çok sanatçı, Türklerin ve oryantalizmin etkisi altındadır. 18. yüzyılda görülen oryantalist akımın yansımalarını bu eserde yoğun bir şekilde görürüz.

- Peki, mehter müziği...

Özellikle müzikal dokunun mehter müziğine olan yakınlığı, operanın pek çok bölümünde -ki Mozart’ın kendi ifadesiyle “uvertür, 1. perde ve eserin finalindeki korolu bölüm ve Osmin ve Pedrillo’nun düeti Vivat Baccus” - hem müziğin ritim kurgusu hem de melodik yapısı bakımından mehter müziğine atıftır. Bu eserde grand cassa, üçgen zil ve cymabal, mehter takımında kullanılan kös ve zilleri taklit eder. Türk müziğinde olan işlemeli melodiler ise gerek Osmin’in aryalarında gerekse de korolu bölümlerde sıkça kullanılır. Eserin başından sonuna kadar, orkestrasyonda ve müziğin genelinde Türk müziği ve çoksesli Batı müziğini bu kadar homojen yansıtmayı başarmış en önemli eser olduğunu düşünüyorum.