Yok sayılan halkın şöleni!

Didier Daeninckx, Açların Şöleni’ninde Komün günlerini romanın başkahramanı olan Yahudi sürgünü Portekizli bir gazetecinin gözünden anlatıyor.

30 Haziran 2020 Salı, 17:10
Abone Ol google-news

“Artık daha fazla imtiyaz ve baskı istemiyoruz, aklen ve bedenen başkalarından daha zayıf olanların da aynı şekilde var olma haklarının olduğu bir toplum oluşturacağız.”

Maxime Lisbonne (1839-1905) hayatının büyük bir kısmını sürgünde geçirmiş, karşılaştığı zorlukların üstesinden gelmiş, bulunduğu bölgelerdeki politik dönüşümleri, sosyo-ekonomik dalgalanmaları iyi gözlemlemiş biri. 

Sürekli idam cezasına çarptırılan ama idam mangasının önünde de dimdik durabilmeyi başaran, devrime gönül vermiş, ilk kez ordudayken tiyatro eğiliminin olduğunu keşfetmiş bir asker. 

Beni en çok heyecanlandıran yer işte tam da burası. Tiyatro, Komün sahnesinde önemli bir yerde duruyor. Lisbonne’un tiyatroya gönül vermiş biri olması onun hayalperest kişiliğiyle ve dönemin içindeki atmosferi nasıl daha yaşanılır kılma isteğiyle da yakından ilgili. 

Tiyatroya yer verilmesi romana ayrı bir hava katmış. Bu romanı bilindik kuru bir tarihi anlatım olmaktan kurtarmış. 

Lisbonne, yaşadığı tüm serüvenleri kendi hayatını bir tiyatro sahnesine çevirerek yaşayan biri. Hastaneye kaldırıldığında, mahkemeye çıkarıldığında, disiplin cezasına çarptırıldığında, işkence gördüğünde…

“Her şeyi kabul ediyorum, hayatım boyunca üstlendiğim bütün rolleri. La Belle Poule’un kapkara güvertesinde Çaylak Miço, Sivastopol Kuşatması sırasında sahneye konan oyunda Zouave askeri oyuncusu, Cezayir’de kepaze olmuş bir asker, bir komedyen ve hatta bir soytarı, imparatorluğun mezar kazıcısı, Komün’ün albayı, kostümsüz tiyatronun yaratıcısı, yayınlarına son verilen bir yığın gazetenin kurucusu, hatip, dişleri dökülmüş aslan terbiyecisi...”

Lisbonne, tarihin rastlantılardan ibaret olduğunu düşündüğü için kaderine boyun eğen biridir aslında. Onu Fransız halkına bağlayan şey kafasındaki sonsuz özgürlük hayalidir. Bu yüzden savaşmaktan bir an olsun vazgeçmez. 

Bu onun için tıpkı bir oyunda kendini seyirciye sunan bir oyuncunun görsel töreni gibidir. Örneğin Orleansville Hastanesinde çıkan bir yangında gösterdiği fadakârlık, onun affedilmesini sağlar ve Fransa’ya döner. 1870’e kadar des Follies-Saint-Antoine Tiyatrosu’nu yönetir. Fakat maddi imkânlarının elverişsiz olması, onun eline tekrardan silah almasına neden olur. Yaralanıp esir alınır ve sonra da idama mahkûm edilir. Cezası sonradan zorla çalıştırılmaya çevrilir ve af çıkınca da Fransa’ya geri döner.

MEKTUP-ROMAN-TİYATRO

Lisbonne, varoluşunu dışa vurduğu mektupları okyanusları aştığı uzun yolculuklarda yazmıştır. Romanın yoğun bir şekilde tiyatro eserlerinden bahsedildiği bölümleri, bir geminin güvertesinin aniden, yüzen bir tiyatroya dönüştüğü sahnede görebiliriz.

Lisbonne, Fransa’ya geri döndükten sonra adına bir dayanışma gecesi düzenlenir Tüm oyuncu, şair, müzisyenler yeteneklerini onun için sergilerler. Toplanan bağışlar, Lisbonne’a verilir. 

Tiyatro yöneticiliği yapmaya başlar. “Kapıcılar Casino’su” ve “Devrimci Patates Kızartmaları” gibi kabare girişimleri olur. Oyunlar oynanır fakat kasa hep boştur. 

Lisbonne, her ne kadar neşesini yüzünden eksik etmese de maddi sıkıntılardan dolayı artık daha fazla devam edemez ve köşesine çekilir.  66 yaşında Ferre Alais’de ölür.

Açların Şöleni, Maxime Lisbonne gibi tiyatro sevdalısı, devrime gönül vermiş bir askerin hayatını ve mücadelesini, komün barikatlarından tiyatro sahnelerine taşır mı bilmiyorum. Bu kitap ile belki tiyatro sahnelerine yeniden konu olur Paris Komünü. Kim bilir!

Açların Şöleni /  Didier Daeninckx / Çeviren: Emrullah Ataseven / Dipnot Yay / 230 s.