Yönetmen Ümit Ünal: ‘Zengin kız ve fakir kız’la sınıf çatışmasını anlatıyorum

Yönetmen Ümit Ünal’ın bol ödüllü son filmi “Aşk, Büyü, vs” pandemi koşullarında vizyon şansı bulamasa da bugün MUBI’de izleyiciyle buluştu.

22 Mayıs 2021 Cumartesi, 16:02
Yönetmen Ümit Ünal:  ‘Zengin kız ve fakir kız’la sınıf çatışmasını anlatıyorum
Abone Ol google-news

Ümit Ünal çağdaş sinemamızın Yeşilçam ile olan bağlarını bilen; bu bağlantıyı bizzat kuran az sayıda yönetmenden biri. Yeşilçam’ı çok iyi tanıyan, Yeşilçam’ın usta isimlerinden çok şey öğrendiğini yadsımayan ama günümüz sinemasına o bağları taşırken kendi özgün üslubunu ve bakışını da getirmeyi bilen bir sinemacı. Son filmi “Aşk, Büyü, vs”de Yerşilçam’ın en bildik klişelerinden “zengin oğlan-fakir kız” ikilisini “zengin kız-fakir kız”a dönüştürmek de belki sadece onun akıl edebileceği bir fikirdi. Selen Uçer ve Ece Dizdar’ın başrollerini paylaştığı Ayşenil Şamlıoğlu, Uygar Özçelik, Damla Ersan ve bendenizin de diğer rolleri üstlendiği film şu sıralar dijital platform MUBI’de izlenebilir. Sözü daha fazla uzatmadan Ümit Ünal’a bağlanalım isterseniz.

- İki kadının aşkını bu denli açıkça konu edinen, bu anlamda bu kadar cüretli bir şekilde konuya eğilen çok az film var sinemamızda. Kimi tepkileri de göze alarak yaptığını tahmin ediyorum “Aşk, Büyü, vs”yi. Buradan başlayalım mı, zorlukları olacağını az çok biliyordun herhalde ve oldu da; para bulmak bile ciddi bir meseleydi, değil mi?

Aslında birkaç film var. Örneğin Atıf Yılmaz'ın 1992 yapımı “Düş Gezginleri” bence konuya oldukça cesur yaklaşan bir filmdi. Şimdi gerçek rakamları bilemiyorum ama iyi bir gişe de yapmıştı. Bugün başka bir iklimde, başka bir boyutta yaşıyoruz. Zorluklar olacağını biliyordum. 2018 sonbaharında bu film için finans aramaya çalıştığımda büyük yapımcılar asla yanaşmamıştı. Ben de kendi olanaklarımla yapmaya karar verdim ve filmi, bütçesini olabildiğince aşağı çekerek tasarladım. Selen Uçer ve Ece Dizdar ile filmi anlatan 2 dakikalık bir “fragman” çektik. Onu sosyal medyada paylaşarak finansal destek arayışına giriştim. Film gönüllü çalışmaya dayalı bir dayanışmayla yapılabildi. “Düş Gezginleri”nin gişe rekoru kırdığı günlerden beri ülkemiz başka bir iklime göçmüş durumda. 90’lardan geçtim, filmi çektiğimiz iki yıl öncesine göre bile yokuş aşağı bir gidiş var. Gökkuşağı simgesi yasaklandı örneğin, “LGBT Örgütü” terimi icat edildi, LGBT+ bireyler politik “tehdit” oldu. İçinde LGBT karakter olduğu için dizi çekimi durdurulan bir ülkedeyiz artık.

‘YEŞİLÇAM’IN USTALARINDAM ÇOK ŞEY ÖĞRENDİM’

- Yeşilçam klişeleriyle oynamayı seviyorsun. Bugün sinema yapan yönetmenlerin çok azı senin gibi Yeşilçam’ın içinden gelme aslında… Nasıl tarif edersin Yeşilçam’ı? Nedir Yeşilçam’ın senin için çekici yanları?

Yeşilçam bu ülkenin gördüğü bir rüyaydı ve bitti. Şimdi başka kabuslar görüyoruz. Ben de son günlerine yetişebildim ve Yeşilçam'ı Yeşilçam yapan insanlarla tanışma ve çalışma şansım oldu. Ertem Eğilmez'den, Atıf Yılmaz'dan, Halit Refiğ'den çok şey öğrendim. Ama ben Yeşilçam'ın içinde her şeye merakla bakan çok genç bir yabancıydım, sonradan kendi yaptığım filmler bambaşka işler oldu. Aşk, Büyü vs ile ilgili, eski Yeşilçam melodramlarına gönderme olduğunu bir röportajda söyledim. Ama aslında bu bence Reyhan'ın "Fakir kız, zengin... kıza tutulur" deyişi kadar ufak bir espri olarak algılansın isterim. Elbette filmin estetiğinin, hikâyesinin, bakış açısının Yeşilçam'la alakası yok. Bir Yeşilçam melodramında olaylar bambaşka cereyan ederdi. 

- Filmdeki aşk hikâyesi eşcinsel bir ilişkiyi filmin merkezine koyuyor gibi dursa da aslında sınıfsal bir çatışmayı da getiriyor önümüze. Ve aslında cinsiyetleri ne olursa olsun, ikili ilişkiler, aşk, dostluk vs.. arasında bir fark var mı sana göre?

Sınıfsal konumumuz tüm ikili ilişkileri belirliyor. Kimi sevdiğimiz, bizi kimin sevdiği, kimlerle nasıl birlikte olduğumuz hepsi büyük ölçüde ona bağlı. Nasıl yaşadığımız, nasıl öldüğümüz de sınıfsal konumumuzun eseri. Bizim ülkemizin kendine özgü durumları var elbette. Bizde biraz gözü karartan, temel ilkelerinden taviz vermeyi göze alan biri sınıf atlayabilir. Sınıflar arası geçişler kolay. Kültürel farklar sınıfsal farklarla tam örtüşmüyor. Filmdeki Reyhan gençken, yoksul olmasına rağmen kültürel anlamda Eren'de daha "elit" biriymiş örneğin.

‘AŞK BÜYÜSÜ İÇİN SOSYAL MEDYADAN İSTEK GELİYOR’

- Bu arada nasıl anlamlandırmalı bilemiyorum ama filmdeki yarı deli adamın anlattığı komplo teorisine benzer şeyleri yaşar durumda bulduk bir anda kendimizi. Yani elbette zombiler falan dolanmıyor ortalıkta ama "dünya nüfusunu şöyle üç beş milyar silkeyecekler" diyor ya.. sanki o günleri mi yaşıyoruz nedir, tuhaf bir kehanet gibi oldu, ne dersin?

Dünya çapında insan hayatının anlamsız rakamlara dönüştüğü çok acımasız günlerden geçiyoruz. O yarı meczup karaktere söylettiğim sözler kendi dağınık düşüncelerimdi... Etrafta o kadar çok zombi filmi, zombi bilgisayar oyunu vb vardı ki... Üstelik zombiler artık onlarca - yüzlerce değil, milyonlarca olmuşlardı. Ortadoğu'da savaşlarda yüzbinler öldürüldü. Acaba bizi dünyada değersiz, kirlenmiş insanların varlığına mı inandırmak istiyorlar? Vicdanlarını "iflah olmaz insanlar, zaten yok edilmeleri lazım" şeklinde temizliyorlar mı? Komplo teorileri beni hep güldürür. Ama kendimi bu cins şeyler düşünürken bulunca, bunu hikâyeye yarı meczup bir karakterin ağzından, bir kara mizah öğesi olarak koymaya karar verdim. Tabii işin bir yıl geçmeden bir kehanet havasına bürüneceğini tahmin edemezdim. (Gülüyor) Neyse, kehanet mehanet demeyeyim, bu tür şakaları bir ciddiye alan çıkıyor mutlaka. İnsanlar çok umutsuz durumda. Aşk, Büyü vs Instagram sayfasına "aşk büyüsü" yaptırmak için başvuranlar var, şakadan anlayan az.

- Yapım sürecinden bahsedelim mi? Çok hızlı bir şekilde çekildiğini biliyorum filmin, biraz da bütçenin kısıtlı oluşu yüzünden tabii.. Böylesi kısıtlamalar yaratıcılık anlamında seni zorluyor mu? İyi anlamda da olabilir bu zorlanma elbette…

Yapımcı-yönetmen Tayfur Aydın senaryoya ilgi gösterdi, yapımcılığı üstlendi, filmde ortak olduk. Ayrıca mimar Fuat Volkan destek vererek ortak oldu. Çok küçük bir ekip kurduk. Oyuncular ve ekip gönüllü çalışmak üzere geldiler. Büyük ışıklar, şaryo, vinç gibi taşınması ve kurulumu zor malzeme kullanmadık. Çok mütevazı şartlarda çalıştık. Zaten adada olduğumuz için neredeyse her yere yürüyerek gittik. Herkes her işi yaptı. Yazmak ve yönetmek dışında, müzikleri, afişi, jeneriği, altyazı yerleştirmesini bile ben yaptım. Mucizevi bir bütçeyle, mucizevi bir zamanlamayla 12 günde çekip bitirdik. Ama yaratıcı anlamda taviz vermedim, zaten elimdeki ufak bütçeye göre tasarlanmış bir filmdi. Hikâyenin gerektirdiği atmosferi, elimizdeki basit olanaklarla kurmayı başardık sanırım.

- İlginç bir şekilde kadın starlar Yeşilçam’da sanki erkeklerin biraz daha önünde olmuş hep. Bunu göz önünde tutarak sinemamızdaki kadın temsiliyetini nasıl buluyorsun (geçmişten günümüze)? Bu konuda akademik tez yazılır elbette ama genel hatlarıyla ne dersin?

Türkiye'de cinsellik konusunda korkunç bir ikiyüzlülüğe boğulmuş bir erkeklik anlayışı her şeyi zehirliyor. Kadınlar türlü ayrımcılığa uğruyor, "femicide"- kadınkırım kurbanı oluyor ama kadın film yıldızları bir dönem Yeşilçam'ı kasıp kavurmuş. Örneğin eşcinselleri aşağılayıp alay edip öldüren bir toplumuz ama eşcinsel şarkıcılara da tapıyoruz. Sinemamızda bolca kadın az sayıda da eşcinsel karakter var. Bunların çoğu "macho" erkek bakışıyla yaratılmış karakterler. Genellikle bir erkeğin hikâyesinin çatışma yaratan parçası oluyorlar. Kendi hikâyelerini yaşamıyorlar. Ben yazdığım ilk senaryodan başlayarak hakim "erkek gözü"nün dışında bir yerden bakmaya çalıştım.

- Filmi vizyona sokmak kısmet olmadı, pandemi her şeyi altüst etti… Ama en azından Antalya’da dolu bir salonda izleyiciyle izleyip o keyfi yaşadın. MUBI sence bu film için en doğru platform muydu, onun için mi tercih ettin?

Filmin sinema salonunda tek gösterimi Antalya'da olabildi ve o gün müthiş olumlu bir tepki verdi seyirci, son jeneriğin akmaya başladığı an mesleki hayatımın en mutlu anlarından biriydi. O anı başka salonlarda, başka bir çok seyirciyle paylaşmayı isterdim elbette. Ama salgının, ülke siyasetinin bugünkü şartlarında online gösterimler dışında seyirciyle buluşma şansımız yoktu. Mevcut dijital platformlar içinde MUBI'nin bizim film için en doğru ortam olduğuna inanıyorum.