Yüzleşmek!

İyi Aile Yoktur (İthaki Yayınları), yerleşik kabule karşı sıkı bir sorgulama. Sahi iyi aile yok mudur? Kitap, yüzleşmeye cesareti olan aileler, yetişkinler için sancılı ama aynı zamanda gelecek sağlıklı kuşaklar adına önemli bir yolculuk. İyi Aile Yoktur; gelecek kuşakların kendini geliştirmesine engel olmayacak ve kendine ayna tutabilecek cesarette olan ebeveynlere önemli bir katkı, içimizdeki çocuğun çığlığı! Kendisiyle yüzleşebilen ebeveynlerin çoğalması ve yazarın istediği gibi kırgın çocukların her geçen gün azalması dileğiyle!

16 Haziran 2021 Çarşamba, 00:02
Abone Ol google-news

‘ÇOCUKLUK CEHENNEMDİR!’

Yazar Nihan Kaya, İyi Aile Yoktur kitabının satırlarına “Çocukluk Cehennemdir” diyerek başlıyor ve “Bunun en önemli nedeni, çocukken bize yapılan yanlışların yanlış olduğunu bilmememiz” (s.15) saptamasıyla devam ediyor.

Çünkü çocuğun temel ihtiyacı olan ve aynı zamanda onu anne-babası karşısında zayıf kılan sevilme ve onaylanma duygusu, ebeveynlerce ruhsal ihtiyaçları doğrultusunda sömürülüyor.

Anne-babanın sevgi ve kabulüne, kendisine ihanet etmek pahasına muhtaç olan çocuğun da, bu sevgiyi elde edebilmek için yapmayacağı şey yoktur. Bunu fırsat bilen ebeveyn ise çocuğu dilediğince yönlendiriyor, isteklerinin, çocuğun kendi gerçek ihtiyaçları olduğuna inandırıp onu kendi malı gibi kullanıyor. (s. 19-20)

O halde, temel sorun çocuğun içine doğduğu ailenin sağlıklı olduğu kabulünün yanı sıra kendisine öğretilmiş suçluluk duygusudur. “Koşulsuz seven ve affeden anne-baba değil, çocuktur” başlığı altındaki bölümde ise göründüğü / sanıldığının aksine, affedenin çocuk olduğu kanıtlanmıştır. Çünkü ebeveyn ne yaparsa yapsın çocuğun onu, sevmeye ve saymaya devam edeceğini bildiği için rahattır ve istediğini almakta özgürdür.

ANNE TABUSU, SAYGI, ÖĞRETİLMİŞ İTAAT!

Yazar, “Anne tabusu, dünyada en büyük tabudur.” (s.140) diyerek “anne fedakarlığının gerçekliğini” sorgulama cesaretini göstermiştir. Aslında yerleşik toplumsal yapımızın gerçek amacı da, anne tabusu üzerinden bireyi kontrol altına alma çabasıdır.

Yazar saygının, ebeveynlerce itaati sağlamak ve bu yolla isteklerini karşılamak için kullanıldığını dile getirmekte ve düşüncelerini “Saygı itaat değildir” başlığı altında açıklıyor. “Çocuğa hiyerarşik bir ilişki dahilinde öğretilen şey, saygı değil, olsa olsa itaat olabilir.” (s. 27) saptamasıyla saygıyı olması gerektiği yere konumluyor.

Saygı kisvesi altına gizlenmiş itaat, mevcut düzenin devamını sağladığı gibi özünde yatan ataerkil yapının da işine gelmektedir. Çünkü itaat; toplumsal yapımızdaki sürdürülebilirliğini, ebeveynlerin hiyerarşiye dayalı ilişki içinde çocuk / yetişkinden beklediği “hoşgörü”den beslenerek sağlamaktadır.

Oysa hoşgörünün, batılı dillerde türediği tolerare’nin, “katlanmak” anlamını taşıdığını dikkate alırsak karşılıklı saygının olmadığı hiyerarşik aile yapısı içinde, çocuğun / yetişkinin duygusal yükünün, hoşgörü=katlanmak bağlamında ne kadar ağır olduğu ortadadır.

Özellikle anne-babanın çocuğa verdiği zararı örtbas edebilmek için anne-babalık kurumsallaştırılmış ve kutsallaştırılmıştır. (s.16) Bu bağlamda anne-babalıkla özdeşleşen saygı kavramı, çaresizleştirilmiş yetişkinler üzerinde kullanılan silahı gizleyen örtüdür ki, içinde saklanan da “öğretilmiş itaat”tir.

BEKLEYENİN ZORBALIĞI, BOYUN EĞENİN ACİZLİĞİ!

Yazar toplumsal yapıdaki saptamalarına şu çarpıcı satırlarla devam ediyor:

“Bize anne-babamıza borçlu olduğumuz ve ne yaparsak yapalım bu borcu ödeyemeyeceğimiz öğretildi. Anne-babamızı suçlamamamız için önce anne-babaya itaati kutsal gören zihniyetimizi değiştirmemiz gerekiyor. Çünkü itaat; bekleyenin zorbalığı, boyun eğenin acizliğidir.” (s. 35)

Bunun yanı sıra, “Başkalarının tercihlerinin, bizim hayatımız üzerinde bir etkisi olmasına izin veriyorsak, bu başkası annemiz / babamız bile olsa suçlu bizizdir.” (s. 125) diyerek yanlışlarımıza işaret ediyor.

Kitapta alıntı yapılan yazar Alice Miller de, “Anne-babalarımızı değiştirmek için yapabileceğimiz hiçbir şey olmadığını, yapabileceğimiz tek şeyin tutumlarımızı, kendi hayatlarımıza göre değiştirmek olduğunu” söylüyor. (s. 216)

MAZUR GÖRMEK!

Bu kutsal ilişkinin haksızlıklarına karşı yapılan savunma ise; “mazur görmek”tir. Nihan Kaya, Miller’ın şu vargılarını da paylaşıyor:

“İnsanlar bebekliklerinden beri ana-babalarının isteklerini kendi istekleri olarak görmek üzere yetiştirilmişlerdir.” (s. 218) (...) “Affetmek yalnızca onun üstünü örtmeye ve böylece onu pekiştirmeye yarar. Yetişkin olana kadar bu esaretten ve bu kısıtlamalardan aktif olarak muzdarip olmayız. Ancak başkalarıyla, eşlerimizle ve çocuklarımızla olan ilişkilerimizde bunun sıkıntısını yaşarız.” (s. 204)

Anlaşılan o ki, birey olabilmek, yetişkinlerin ebeveynleri sürekli mazur görmekten kurtulabildikleri zaman olanaklı olacaktır.

Nihan Kaya, alıntıladığı yazar Estes’in özellikle kadınların, öfkelerini hissetmek ve göstermek konusunda engellerle karşılaştığını söylüyor ve adı geçen yazardan çarpıcı alıntılara yer veriyor:

“Eğer bir kadının içgüdüleri zarar görmüşse, tipik olarak öfkesini dışa vurmasıyla ilgili olarak pek çok sorunla karşılaşır. Bu gecikmiş tepkilerin nedeni, anlaşmazlıkları görmezden gelmesi veya geçici olarak uzaklaşana kadar acıya karışmaması ya da tembihler yüzünden zedelenen içgüdülerdir. Sonuçta tüm zedelenmelerin dikilmesi ve geride bir yara izi bırakarak iyileşmesine izin verilmesi gereklidir.” (s. 209-210)

BAĞLILIK MI, BAĞIMLILIK MI?

Bir başka problem de, çocuk / yetişkinlerin ebeveynlerine karşı “bağlılık mı, bağımlılık mı” duygusu olup, anne-baba sevgisi ile bu iki kavramın nasıl iç içe geçtiği / geçirildiği ortaya konulmuştur.

Yazarın, “Anne-babaya bağımlılığımızdan kurtulduğumuzda suçluluk hissimizden de kurtuluruz ve onları gerçekten affedebilmemiz o zaman kendiliğinden gerçekleşir. Gerçek sevgi ve saygıyı, bunların doğru yaşanmasını önleyen şey de bu bağlılıktır.” (s. 244) saptamasıyla, sağlıklı bir duygu alışverişinin nasıl olacağını anlıyoruz.

İyi Aile Yoktur; gelecek kuşakların kendini geliştirmesine engel olmayacak ve kendine ayna tutabilecek cesarette olan ebeveynlere önemli bir katkı, içimizdeki çocuğun çığlığı! Unutmayalım ki “Birbirimize borçlu olduğumuz şey sevgi değil, saygıdır.” (s. 65) Kendisiyle yüzleşebilen ebeveynlerin çoğalması ve yazarın istediği gibi kırgın çocukların her geçen gün azalması dileğiyle! Haklı bir başkaldırının sözcüsü Nihan Kaya’nın yüreğine ve kalemine sağlık!