Z Kuşağı-3

Sosyal medya, gençlerin hayatının her alanında, kısıtlanması kabul edilemez. Z Kuşağı yazı dizimizin 3. gününde CHP 37. Olağan Kurultayı’nda PM’ye aday olan Esra Dirican, Edirne’de Roman yurttaşlarımızdan Dündar Kılıç Gülgün, Ufuk Sarp Yakıt ve Şırnak’tan Serhat Ayan ve Murat Bayar ile konuştuk.

05 Ağustos 2020 Çarşamba, 06:00
Z Kuşağı-3
Abone Ol google-news

Diğer iki günde olduğu gibi gençlerin en büyük sorunu eğitim ve işsizlik. Siyasilerin toplumu kutuplaştırmasına karşı olduklarını söyleyen gençler, “Herkes kendi alanında özgür olabilmeli. Kendi dini inancını ve fikrini özgürce yaşayabilmeli ve söylemeli. Siyasete alet edilmemeli” diyor.

Sosyal medyayı günlük yaşamda sık kullandıklarını anlatan gençler, yapılan müdahaleleri ise özgülük alanlarına saldırı olarak görüyor.

Gençlere sorduk:

- Günlük rutinleri neler?

- Siyasete nasıl bakıyorlar?

- Siyasetçiden ne bekliyorlar?

- Sosyal medyayla ilgili alınan kararları nasıl karşıladılar?

- Özgürlük algıları ne?

- Eğitim onlar için ne ifade ediyor?

- Parayla ilişkileri nasıl?

- Gelenekler ve aileye bakışları?

- Meslek seçimlerini neye göre yapıyorlar?

- Rol modelleri var mı, kimler?

- İnanç meselesiyle ilgili ne düşünüyorlar?

- Nasıl mutlu oluyor, neden kaygılanıyorlar?

- Kuşak çatışması yaşıyorlar mı?

- Öncelikli meseleleri ne?

ESRA DİRİCAN: YASAK GETİRİLMESİ YANLIŞ

Esra Dirican, 19 yaşında özel bir üniversite endüstri mühendisliği okuyor. CHP 37. Olağan Kurultayı’nda en genç Parti Meclisi (PM) üyesi adayı Dirican, CHP Bakırköy Gençlik Kolları’nda yöneticilik yapıyor. Kişisel gelişimin ve eğitim önemli olduğunu söyleyen Esra Dirican, “Eğitim hayatımızda altın bilezik. Toplumun standartlarını yükseltmek için iyi eğitim alınması gerekiyor” diyor.

Öğrencilerin ekonomik nedenlerle kendilerini yetiştirmekte zorlandığını kaydeden Dirican, “Ben de maddi zorluklar yaşayabiliyorum. Bu şehirde öğrenci olmak çok zor. En büyük destekçim ailem. Üniversiteden mezun olduğumda da kendimi geçindirme konusunda endişelerim vardı. Bu endişeyi en aza indirmek için sadece diplomaya tutunmuyorum, yaşamımın her alanında kendimi geliştirmek için çaba sarf ediyorum. İş bulup bulamayacağımız konusunda da endişeleniyorum. Bu mesleği edindiğimizde başka endişeler peşinden geliyor. İş bulduğumuzda hak ettiğimizi kazanabilecek miyiz ya da liyakat sahibi olmayan birisi yerimize geçecek mi gibi kaygılarımız var. Malesef bunlar Türkiyede beyin göçünün yaşanmasına neden oluyor. Ülkemizde bazı konular kötüye gidiyor ama yine de bunu değiştirmek bizim elimizde” diye konuşuyor.

‘Siyasete alet edilmemeli’

Kendi kuşağının zaman zaman ailesi ile kuşak çatışması yaşadığını kaydeden Esra Dirican, “Bunu yaşamamak imkânsız. Çünkü biz çok farklı büyüyoruz. Biz dünyanın bir ucundaki olayı anında öğreniyoruz. Ama ailemiz o şekilde büyümedi. Her şey elimizin altında. Hayatı yaşayış biçimlerimiz farklı. Sonsuz bir bilgi ağı var elimizde. Kendi ailemden bahsedersem biz bu çatışmayı en aza indirmek için uğraşıyoruz” ifadelerini kullanıyor.

Siyasilerin toplumu kutuplaştırmasından şikâyet eden ve Z Kuşağı’nın özgürlüğüne düşkün olduğunun altını çizen Esra Dirican, “Herkes kendi hayatının alanından mesul ve alanında özgür olabilmeli. Kendi dini inancını da istediği gibi yaşayabilmeli ve fikirlerini özgürce iade edebilmeli. Siyasete alet edilmemeli” diye anlatıyor. Dirican, tek rol model olarak Mustafa Kemal Atatürk’ü örnek aldığını söylüyor.

Etkisi o kadar büyükken...

Sosyal medyayı hayatının her alanında kullandığını anlatan 19 yaşındaki Esra Dirican, “Sosyal medya kısıtlaması çok kötü bir karar. Gelişmekte olan bir ülkede yapılmaması gereken bir şey. Sesimizi duyurduğumuz bir alan. Etkisi bu kadar büyükken hükümetin kendi aleyhine olan söylemelerine karşı çekindiğini düşünüyorum. Bu şekilde insanları kendilerinden uzaklaştırıyorlar” dedi.

MURAT BAYAR: OKURKEN ÇALIŞMAK ZORUNDAYIZ

Şırnak’ta elektrikçi olan 20 yaşındaki Murat Bayar, ailesi ve yakınlarından ayrılmak istemediği için Şırnak’ta üniversite okumayı istediğini söylüyor. Maddi sıkıntılar nedeniyle hem okuyup hem çalışmak zorunda kaldığını anlatan Bayar, “Lisede elektrik bölümünü okudum. Bu meslekte başarılı olduğumu düşünüyorum. Maddi sıkıntılar yaşıyoruz. Kalabalık bir ailemiz var ve sadece 2 kişi çalışıyoruz. Bu imkânsızlıklar doğrultusunda çalışmaktan başka çaremiz yok. Para insanların hayatında önemli bir yerde ama çok para kazanınca hayatın bir önemi kalmıyor. Ben biraz para kazanıp okumak, hayatımı daha ileriye taşımak istiyorum. Onun içinde okurken çalışmak zorunda kalıyoruz” diyor.

Sosyal medyayı aktif şekilde kullanmadığını söyleyen Bayar, yapılan düzenlemenin abartılmadan uygulanması gerektiğini söylüyor. Siyasetçilerden gençlerin ve bölgenin sorunları ile ilgilenmesini isteyen Murat Bayar, özellikle başta kendi illeri olmak üzere tüm bölgede huzur ve barış ortamının sağlanmasını istediğini anlatıyor.

UFUK SARP YAKIT: TAKIM TUTMAK SANIYORLAR

Lise mezunu olan ve bu yıl üniversite sınavına giren 18 yaşındaki Ufuk Sarp Yakıt, zamanını arkadaşları ile birlikte spor yaparak geçiriyor. Türkiye’deki eğitim sistemini eleştiren Yakıt, “Türkiye’de ilk amaç bize yeni bir şey katmak değil. Amaç, belli bilgiler verip seni sınava sokmak. Yani eğitim için sınav yok, sınav için eğitim var. Bu bakış açısı olduğu sürece eğitim sistemimizin çok ileri gidemeyeceğini düşünüyorum. Bir diğer eksik ise eğitim sisteminin bizi sanata ve spora yönlendirmemesi, aksine sınavlar için sanattan spordan mahrum bırakması” diyor.

İşsizlik tedirginliği

Yurtdışında yaşamayı ve eğitim almayı isteyen Yakıt, “Seçeceğim mesleği henüz belirlemedim. Türkiye’de gereğinden fazla üniversite bulunduğunu düşünüyorum. Bu kadar üniversite olması ve çıkan mezun sayısının ülkemizin ihtiyacından fazla olması beni işsizlik bağlamında tedirgin ediyor” diye konuşuyor.

Paranın ihtiyaç olduğunu ancak kendisini geçindirecek kadar olandan fazlasını istemediğini kaydeden Ufuk Sarp Yakıt, “Ülkemizin ekonomik durum beni endişelendiriyor. Paramızın gün geçtikçe değer kaybetmesi üzücü. Ben kendimi geçindirecek kadar paranın bana yeterli olacağını düşünüyorum ” ifadelerini kullanıyor.

Toplumda gelenek olarak nitelendirilen bazı durumları mantıksız bulduklarını vurgulayan Yakıt, “Gelenek göreneklerin doğru ölçütte hayatımızda kaldığında kültürümüzü koruyacağı için önemli olduklarını düşünüyorum. Fakat şu an gelenek göreneklere biraz fazla bağlıymışız gibi geliyor bana. Hiçbir mantığı olmayan hareketleri ‘gelenek’ adı altında yapıyoruz. Bunun doğru olmadığını düşünüyorum” diye konuşuyor.

Türkiye’de kendisini rahatsız eden ve değişmesini istediği iki önemli nokta olduğunu anlatan Yakıt, “Birincisi eğitim sistemi. Sistem ne zaman öğrenciyi sınava sokmak amacıyla değil; geliştirmek amacıyla yapılırsa her şeyin daha güzel olacağına inanıyorum. İkincisi ise Türkiye’nin yüzde 99’u siyasi bir parti desteklemeyi takım tutmak sanıyor. Hiçbir zaman desteklediği partinin yanlışını veya desteklemediği bir partinin doğrusunu görmüyor. İnsanların uzlaşı ve yapıcılıktan uzak bu bakış açısını acilen değiştirmesi gerekiyor” eleştirisinde bulunuyor.

DÜNDAR KILIÇ GÜLGÜN: UMUTSUZUM!

Konservatuvar sınavlarına hazırlanan Dündar Kılıç Gülgün (20), Edirne’nin Keşan ilçesinde yaşayan Roman bir genç. Bir süredir para kazanmak için şehirlerarası ulaşım sağlayan özel bir otobüs firmasında çalışan Gülgün, hem çalışıp hem okumanın zorluğuna dikkat çekiyor. İş dışında kalan zamanını televizyonda tartışma programları izleyerek siyaset üzerine yazılmış kitaplar okuyarak ve filmler izleyerek geçirdiğini anlatan Gülgün, “Eğitimin paraya dönüştüğü günümüz Türkiyesi’nde, 20 yaşında bir genç olarak açıkça söylüyorum UMUTSUZUM... Sürekli kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Liseden geçen yıl mezun oldum, herhangi bir üniversiteye yerleşmeden bir yıl mezun kalmayı tercih ettim. Tiyatro eğitimi almak istiyorum. Bu alan üzerine kendimi geliştirmek ve iyi işler yapmak istiyorum. Çünkü bu meslekle farkındalık yaratabileceğime inanıyorum. Kendimi ve ezilenleri en iyi temsil ettiğim yerin sahne ve sinema olduğunu düşünüyorum” diyor.

Hayallerinin peşinden gideceğini belirten Dündar Kılıç Gülgün, Charlie Chaplin, Marlon Brando gibi ünlü isimleri rol model aldığını ve Marlon Brando’nun 1973 yılında kazandığı en iyi erkek oyuncu ödülünü, Kızılderililerin dışlandığı gerekçesiyle kabul etmemesinin kendisinde büyük bir iz bıraktığını söylüyor.

Sosyal medyayı da aktif kullandığını kaydeden Gülgün, “Sosyal medyayı kendimizi ifade ettiğimiz, bol takipçisi olan günlüklere benzetiyorum. Sosyal medyaya karşı alınan kararlar, özgürlüğümüzü kısıtlamaya yönelik ve demokratik bir ülke bu çok ironik bir durum” diye konuşuyor. Gülgün, en büyük kaygısının ise “savaş” olduğunu belirtiyor.

‘Öteleniyoruz’

Roman olmasından dolayı ötenlendiğinin de altını çizen Gülgün, “Roman olduğumuzu belirttiğimiz zaman bir çok firma ‘biz size döneriz’ diyor ve gönderiyor. Dönüş yapmıyor. Bizlere asla fırsat eşitliği tanınmıyor. En büyük statü olarak belediyenin çöp şirketinde çalışıyoruz. Zaten gariban bir roman içinde bu bir lütuf oluyor. İnsan insan olarak değerlendirilmeli. Türkiye’nin inanç özgürlüğünü desteklemediği apacık ortada... Müslümansan iyi birisin lakin değilsen; terörist, hain, yaşamaya değmez biri olarak anılıyorsun. Bunu doğru bulmuyorum. Yıllarca çan ve ezan seslerinin beraber duyulduğu ülkemizde bunların yaşanması üzücü. Her siyasetçi şeffaf ve dürüst olmalı. Biz kimseden torpil istemiyoruz ama insanların da ötekileştirilmesini asla kabul etmiyoruz” ifadelerini kullanıyor.

SERHAT AYAN: TORPİL BAŞARININ ÖNÜNE GEÇMESİN

Şırnak’taki bir sürücü kursunda çalışarak geçimini sağlayan Serhat Ayan (18), 2 yıldır artistik cimnastik ile ilgilendiğini söylüyor. Şırnak’ta yaşayanların eğitime büyük önem verdiğini anlatan Ayan, “Hayatım evden işe, işten eve geçiyor. Liseden mezun oldum ve üniversiteye gitmek istiyorum. Düzgün bir eğitim almak istiyorum. Eğitim benim için gelecek demek. 2 yıldır artistik cjimnastik yapıyorum. İbrahim Çolak gibi başarılı olmak istiyorum” diyor.

Bir hocası sayesinde artistik cimnastik ile tanıştığını kaydeden Ayan, spor yaparken kendisini özgür hissettiğini söylüyor. Ayan, “Birilerinin akrabasının benim üstüme basarak önüme geçmesi beni korkutuyor. Bu konuda daha sporun başındayken kaygı duyuyorum. Başarımın üzerine kimsenin geçmesini istemiyorum. Ailemde hayallerimin peşinden koşmamı istiyor. Kuşak çatışması yaşayabiliyoruz. Kimi zaman sorunlar karşısında farklı tepkiler verebiliyoruz. Ama bana hep destek oluyorlar” diyor.

Türkiye’de eğitimden, işsizliğe, gelir dağılımından düşünce özgürlüğüne kadar her alanda adaletsizlik yaşandığını anlatan Ayan şunları anlatıyor: “Siyasetçilerden bu adaletsizliklerin önüne geçmesini istiyorum. Spor da dahil her alanda ülkemizde adalet yerini bulsun. Bir siyasetçi halkının hakkını her zaman korumalı.”