Zehra İpşiroğlu: ‘Düşündürmüyor, aptallaştırıyorlar!’

Zehra İpşiroğlu, Televizyon Dizi Pusulası - Dizi Eleştirisinin Temelleri adlı incelemesinde, hem dizi eleştirisinin yollarını açıyor hem de yerli dizilerde toplumsal cinsiyet izleğini eleştirel açıdan irdeliyor.

22 Ekim 2020 Perşembe, 14:57
Abone Ol google-news

- Televizyon Dizi Pusulası adlı incelemeniz iki bölümden oluşuyor. İlk olarak bu bölümler hakkında bilgi verir misiniz?

TV dizilerine eleştirel yaklaşımın önemli olduğunu düşünüyorum. Dizilerin hipnotizma edici gücü öyle yoğun ki, çoğu insan kolaylıkla dizi bağımlısı olabiliyor. Dizilerin zararından korunmanın tek koşulu eleştiri. Ne anlatılıyor, nasıl anlatılıyor, ardındaki ideolojiler neler bunların sorgulanması önemli.

Bir okuyucum “Beğeni öznel değil mi?” diye soruyordu. Beğeni tabii ki öznel, ama bir dizinin iyi olup olmadığını görebilmek, nitelikliyi niteliksizden ayırabilmek, yani eleştirel bakış öznel değil. Ağız tadı da görecedir, kimi şu yemeği sever, kimi bu. Ama bir yemeğin iyi olup olmadığını anlayabilmemiz yine de öznel olmayan ölçütlere dayanır.

İşte kitabın ilk bölümünde örneklerle dizi eleştirisinin temelleri üzerinde duruyorum. İkinci bölümde ise dizilerde kadının konumunu eleştirel açıdan inceliyorum. Ataerkil toplumda kadına dayatılan roller dizilerde öyle net ortaya çıkıyor ki bu alanda bir duyarlığın oluşması özellikle önemli.

‘DİZİLERİN MANİPÜLE EDEN YANI ÖNEMSENMİYOR’

- Televizyon dizilerinin toplumun ajandasındaki yeri, ağırlığı konusundaki görüşleriniz nelerdir? Dizi izleme motivasyonlarını nasıl incelediniz?

Başkalarının hayatına duyulan merak, kendi gerçeklerimizden kaçma, heyecan, kafa boşaltmak gibi etkenler belirleyici. Yaşamımıza eşlik eden dizi kahramanları ve yaşadıkları çoğu kez gerçek yaşamın yavanlığının önüne geçiyor. O kadar ki onlar gerçek insanlardan bile daha gerçekçi bir boyut kazanıyor.

Yaşamımız ne kadar sıkıcıysa öylesine heyecan arıyoruz, yaşamımız ne kadar bunalımlıysa diziler sayesinde öylesine sıkıntılarımızı kolay unutabiliyoruz. Onun için de dizilerin insanların beyinlerini uyuşturan, dahası manipüle eden tehlikeli yanı önemsenmiyor.

‘AYDIN ÇEVRE BU KONUDA SAĞIR, DİLSİZ!’

Aydın bir çevre bu konuda sağır, dilsiz kalmayı tercih ederken, konunun uzmanlarının yazdığı yazılar da kısıtlı kalıyor. Kısaca bu alanda bir boşluk var. Öyle olunca da dizi yapımcıları akıllarına gelen saçmalığı izleyiciye sunmaktan geri kalmıyorlar.

Öte yandan yaşadığımız toplumsal ortama ve esen politik rüzgâra göre ataerkilliği, şiddet kültürünü, faşizme kaçan bir milliyetçiliği, dinciliği pekiştirici ideolojiler de birçok dizide belirleyici oluyor.

Ben diyorum ki dizi izleyeceksek izleyelim de, aptal yerine konulmadan bilinçli izleyelim. Bilinçli izleyici, dizilerin sunduğu yanılsama dünyasının içine girse bile bu dünyanın içinde kaybolmaz. Hem özdeşleşerek hem de eleştirel izleyebilir, bu mümkün. Bu yapıldığı anda niteliksiz diziler de kendiliğinden elenecektir.

- Diziler topluma nereye kadar ayna tutuyor sizce?

İncelediğim dizilerde yer alan feodalizm, otoriter ve ataerkil yapılanma, çıkar ve rekabet, şiddet, aile ve mahalle baskısı, geleneklerle modern dünyanın çatışması, sosyal ve kültürel çatışmalar, ırkçılık ve ötekileştirme, devlet yapılanması içindeki çürümüşlük gibi konular yaşadığımız topluma dair çok şey söylüyordur mutlaka.

Önemli olan bu izleklerin nasıl işlendiği, yeni klişeler üreterek ve önyargıları pekiştirerek mi, yoksa sorgulayarak mı? Yani izleyiciyi aptallaştırıyor mu yoksa tersine düşünmeye mi yönlendiriyor? Çoğunlukla ilkine tanık oluyoruz ne yazık ki. Bu açıdan eleştirel bakış önemli.

‘KADINLAR HEP KURBAN ROLÜNDE’

- Toplumsal cinsiyet konusunda yarattığı etkiler açısından vardığınız sonuçlar neler?

Dizilere toplumsal cinsiyet açısından baktığımızda kadınların ataerkil düzende ikinci plana itildiklerini, mutluluklarının, acılarının, çatışmalarının, yaşadıkları kısır döngünün ya da kurtuluşlarının erkeklere bağlı olduğunu görüyoruz. Kadının kendi yolunu aradığı, kendini gerçekleştirmek istediği diziler yok gibi. Yine de Fatmagül’ün Suçu Ne? gibi istisnalar var tabii, yani cesaret verici, olumlu rol modeli oluşturucu diziler ama bunlar azınlıkta.

Kadın hep kurban rolünde sonunda da hep onu kurtaran bir prens var. Kadın rolleri de güzel ve saf kadın, anne, şeytani kadın, evde kalmış kadın gibi eril klişelerle belirleniyor. Kendi ayaklarının üstünde duran, mücadele eden, kendini erkekten bağımsız biçimde var eden, kendi yolunu arayan kadınlar yok gibi. Oysa günümüz kadınları farklı bir arayış içindeler. Onların gerçek mücadelesini ve direnişini gösteren diziler çok ilgi çekebilirdi.

Diziler herkese seslendiğine göre, herkes de dizi konusunda neredeyse uzmandır. Bu konuda iyice klişeleşmiş olan ezberimizi bozmak için atmamız gereken en önemli adım dizi enflasyonu içinde nitelikli olanları diğerlerinden ayırabilmemiz.

Ama bakıyorsunuz çoğu dizide yapay bir kurgu, saçmasapan olaylar, uzatma ve yinelemeler, klişe karakterlerden geçilmiyor. Oyuncuların iyi olması bile ki (iyi oyuncu çok), bu tür dizileri kurtaramıyor. Bu açıdan eleştirel bakış önemli.

- İncelemenizde televizyon dizilerinin kaybolan büyüsünü nasıl bir kıyasla ortaya koyuyorsunuz?

Fatmagül, Hatırla Sevgili, Çemberimde Gül Oya, İstanbullu Gelin, Kayıp Şehir, Fi-Çi gibi diziler belleklere yerleşti, çünkü hem empati uyandıran hem de düşündüren, sorgulayan dizilerdi. Ama çoğu dizi en ilkel güdülerimize (şiddet, intikam) seslenerek anlık etki yaratmaktan başka bir şeyi hedeflemiyor. Belki de bu nedenle dizilere ilgi azalıyordur.

Televizyon Dizi Pusulası - Dizi Eleştirisinin Temelleri / Zehra İpşiroğlu / E Yayınları / 176 s.