Cevat Çapan: ‘Göçebelik, göçmenlik, yolculuk bizde aile geleneği!’

Şiir dalında 101 yapıtın değerlendirildiği ve Seçici Kurulu Ataol Behramoğlu, Doğan Hızlan, Eray Canberk, Hüseyin Yurttaş ve Turgay Fişekçi’den oluşan 76. Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü kazanan Cevat Çapan ile doğayı, ilişkilerimizi, kimi zaman hüznün kimi zaman mutluluğun uçuştuğu anıları hatırlattığı Bir Başka Coğrafyadan (Yapı Kredi Yayınları) isimli kitabını konuştuk.

21 Ekim 2021 Perşembe, 00:06
Abone Ol google-news

Fotoğraflar: KAAN SAĞANAK

‘EN VERİMLİ KAYNAKLAR HAYAL GÜCÜ VE BELLEK!’

- “Her dönem kendi gereksinim duyduğu dili üretir” diyorsunuz verdiğiniz bir söyleşide. Çağımız edebiyatında böylesi bir yeni dilin işaretleri var mı?

Evet, “Her dönem kendi gereksinim duyduğu dili üretir,” çünkü her dönemin değişen koşulları, değişen insan ilişkileri ister istemez bu yeni durumları yansıtabilecek yeni bir dil de yaratır. Bunu tarihin değişik dönemlerinde ortaya çıkan belgelerde ve yazınsal metinlerde de kolayca görebiliriz. Çağımız edebiyatında her toplumun kendine özgü değişimini ve yeniliklerini yansıtan yeni bir dilin işaretlerini özellikle daha hızla değişen ve gelişen toplumların edebiyatlarında görürüz.

- Kitabınızda hafızanın şimdiyle geçmiş arasında kurduğu yollar, yolculuklar, isimler, sahneler göze çarpıyor. Okuru; mevsimler, anılar, duygular, mekânlar arasında gezdiriyorsunuz, âdeta bir ömrün sayfaları arasında uçuşuyoruz...

Her yazarın yararlandığı en verimli kaynaklar sanırım hayal gücü ve belleğidir. Bu yüzden birçok yazar yitik zamanın ardına düşüyor, zaman ve uzam içinde yolculuklara çıkıyor, doğayı her mevsim yeniden keşfediyor, tanıdığı yeni insanlarla dostluklar kuruyor, gerçekle düş dünyası, duygularla düşünceler, bilinçle bilinçaltı arasındaki eytişimden yararlanarak ufkunu genişletiyor.

Göçebelik, göçmenlik, yolculuk sanırım bizde aile geleneği. Yakınlarımdan pek azı doğduğu yerde kalabilmiş. Çoğu ya mübadele yüzünden ya da geçim kaygısıyla yolculuklara çıkmış, değişik ülkeleri dolaşmış, başka insanlarla başka başka dillerle anlaşmak zorunda kalmışlar.

HAIKU VE BİÇİMSEL ARAYIŞ!

- “Sınır Tanımayan Düşler” ve “Kuş Diliyle” şiirlerinizde bir haiku karşılıyor bizi. "Sevda Yaratan" adlı kitabınızda da "Haiku Gibi" adlı bir bölüm var. Bu türde eser vermek biçimsel bir arayış mı yoksa türün cazibesi midir?

Düşlerin en belirgin özelliği bizi sınır tanımayan bir dünyaya götürmeleridir. Bu yüzden toplu şiirler kitabımın adı “Bana Düşlerini Anlat” oldu. “Kuş Diliyle” başlıklı haiku özentisi şiirler ise az sözle özlü bir şeyler söyleme hevesinden kaynaklanıyor.

Elbette Japonların haiku geleneği çok daha zengin anlamlar içeren köklü bir gelenek. O kaynaktan da bir şeyler öğrenmeye çalışmış olabilirim. Ya da sizin de belirttiğiniz gibi biçimsel bir arayış da olabilir.

GÜNÜMÜZ EDEBİYATINDA TÜRLER ARASI MELEZLEŞME!

- Kitabınızda şiirlerinizdeki anlatım da dikkat çekici. Şiirlerinizde bir öyküleme görüyoruz. Günümüz edebiyatında türler arası - özellikle biçimsel - keskinlikler törpüleniyor mu sizce?

Birçok insan her şeyin bir öyküsü olduğuna inanır. Usta şairler çarpıcı imgelerle, bir başka deyişle göz alıcı renkler, kulağa hoş gelen sesler ya da Hitchkoko-Hawksiyen dil cambazlıklarıyla bu öyküleme gevezeliğinden kurtarırlar şiirlerini.

Anlaşılan bu konuda ben yeterince başarılı olamamışım. Ama dediğiniz gibi günümüz edebiyatında türler arası bir melezleşme de görmezlikten gelinecek bir özellik değil.

‘KURTULUŞU DOĞADA ARAMAK EN DOĞALI!’

- İmgelerinizde doğa unsurlarına sıkça yer veriyorsunuz. “Gitmediğimiz Adalar”a, “Kırlarda Gelincikler”e, “Dalgaların Sesi”ne götürüyorsunuz bizi. Kapakta yer verilen alıntıya da atıfla, bir başka coğrafya yaratabilir, “başka bir hayat başlatabilir mi” bizde bu çağrışımlar?

Şehir hayatı eşsiz doğa güzellikleri olan İstanbul’da bile beton gökdelenleri, alışveriş merkezleri, tıkış tıkış apartmanları, yeraltı metroları ve benzeri kısıtlamalarıyla çekilmez bir hale gelmişse, kurtuluşu doğada aramaktan daha doğal! ne olabilir?

Bu yüzden okurlarımızla gitmediğimiz odalara gitmek, kırlardaki gelinciklerle kucaklaşmak, dalgaların sesine kulak vermek bizim en masum özlemimizmiş gibi geliyor bana. Hiç değilse bir başka coğrafya çağrışımıyla gerçekleştirebiliriz bu düşü.

ÇEVİRE ÇEVİRE!

- Edebiyat dünyasında genellikle şairler, yazarlar ilk gençlik yıllarında dergilerde yapıtlarını yayımlamaya başlarlar ve bunu kitapları izler. Sizin akademik bir yaşamınız ve koşutunda çevirmen kimliğiniz de var. Yazarken mi çevirmeye başladınız, yoksa çevirdikçe mi kaleminiz kendini buldu?

Evet, ben de önce dergilerde yayımladım ilk şiirlerimi. Ama yirmi yaşımdan önce beş altı şiirden başka bir şey yayımlamadım. İlk kitabım yayımlandığında 52 yaşındaydım. Arada Seferis’ten, Ritsos’dan, Kavafisten, Elitis’ten ve çeşitli başka dünya şairlerinden kitaplar ve çeviri antolojileri yayımladım.

Kendi şiir kitabım çıktığında İktisat Fakültesinden bin profesör arkadaş, “Sen çevire çevire galiba bu işi öğrendin!” diye benimle dalga geçmişti. Bilmem, siz de öyle mi düşünüyorsunuz? Kalemimin kendini bulduğundan hâlâ emin değilim.

‘ANTOLOJİ HAZIRLAMAK, BELALI İŞ. OKUR DA İSTEKSİZ!’

- Yayımlanmış birbirinden önemli antolojileriniz var. Günümüzde, özellikle yakın tarihte antolojilere pek rastlayamıyoruz. “Edebiyat tarihi olma” gibi bir anlamı olan bu eserleri neden daha az görmeye başladık?

Antoloji hazırlamak çok yararlı, ama o ölçüde de belalı bir iş. Her şeyden önce yazarlardan ve yayıncılardan yayınlama hakkı almak çok güç. Bazı yabancı dillerden şiir çevirebilecek çevirmen de bulunamıyor.

Ayrıca böyle bir istek duyan bir okur kitlesinin olduğunu da sanmıyorum. Olsaydı, benim 32 ülkeden çevirdiğim ve Şiir Çevir Denize At başlığıyla yayımladığım seçki Cumhuriyet Kitapları deposunda pinekleyip durmazdı.

Bir Başka Coğrafyadan / Cevat Çapan / Yapı Kredi Yayınları / 64 s. / 2020.

CEVAT ÇAPAN: 1933’te, Darıca’da doğdu. Darıca İlkokulu’ndan sonra Robert Kolej’i ve Cambridge Üniversitesi İngiliz Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Londra’da BBC-Türkçe Bölümü’nde çalıştı. Yurt içinde ve yurt dışında çeşitli üniversitelerde dersler verdi.

Devlet Tiyatroları Edebi Kurul Başkanlığı yaptı. Birçok dergide şiirleri ve çevirileri yayımlandı. Tiyatro eleştirileri yazdı, radyo ve televizyon programları hazırladı.

Dön Güvercin Dön adlı ilk şiir kitabıyla 1986 Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü aldı. Daha sonra Doğal Tarih, Sevda Yaratan kitapları yayımlandı. Bu üç kitaptan seçilen şiirleri çeşitli dillere çevrildi.

Son yıllarda yazdığı şiirlerini bir araya getirdiği kitaplardan Su Sesi, “The Voice of Water” başlığıyla İngiltere’de yayımlandı.

2017’de Erdal Öz Edebiyat Ödülü ile Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’nün ardından 2018’de Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü ve Metin Altıok Şiir Ödülü’nü aldı.