Evrimin en temel ilkesi; ayakta kalmak! Erdal Atabek’in yazısı...

İki değerli bilim insanı Osman Şadi Yenen ve Selim Badur’un editörlüğünde alanının uzmanları olan yazarların bilgileriyle oluşan bir başvuru kitabı: Pandemi ve Covid 19 (Ayrıntı Yayınları). Covid 19 virüsünün dünya çapında yayılan salgını gerçekten de çok yönlü incelenmesi gereken bir olgu. Bu kitapta yaşanan olayın felsefesi, biyolojisi, sosyolojisi,ekonomisi ve politik etkileri ayrı bölümler olarak yer alıyor. Elbette, bütün dünyayı etkisi altına alan bir salgın (pandemi) bu durumu geniş bir açıdan görmeden anlaşılamaz. Kitapta yer alan her yazar, alanında çalışmaları bulunan bilim insanları olarak konuları yetkinlikle okura ulaştırıyor.

18 Ocak 2022 Salı, 00:03
Abone Ol google-news

YAŞAM MÜCADELESİNİN TEMELİ!

İki değerli bilim insanının editörlüğünde alanının uzmanları olan yazarların bilgileriyle oluşan bir başvuru kitabı: Pandemi ve Covid 19.

Covid 19 virüsünün dünya çapında yayılan salgını gerçekten de çok yönlü incelenmesi gereken bir olgu. Bu kitapta yaşanan olayın felsefesi, biyolojisi, sosyolojisi,ekonomisi ve politik etkileri ayrı bölümler olarak yer alıyor.

Elbette, bütün dünyayı etkisi altına alan bir salgın (pandemi) bu durumu geniş bir açıdan görmeden anlaşılamaz. Kitapta yer alan her yazar, alanında çalışmaları bulunan bilim insanları olarak konuları yetkinlikle okura ulaştırıyor.

Böyle bir kitabın okura ulaşması çok önemli. Bu bakımdan editörlüğü üstlenmiş olan Osman Şadi Yenen ve Selim Badur’u kutluyorum. Her ikisi de emekli profesör olan editörler, alanlarının tanınmış öğretim üyeleri. Ayrıntı Yayınları da bu yapıtla büyük bir hizmeti yerine getiriyor.

Kitap emekli profesör Ali Demirsoy’un ‘Yaşam Nedir?’ sorusunu açıklayan yazısıyla başlıyor:

“Canlılığın bu süre içinde en büyük amacı öncelikle kalıtsal yapısını bir sonraki kuşağa en etkin biçimde iletmek olmuştur. Bunun için de olabildiğince çok yavru ya da yumurta üretmeyi başarının bir yolu olarak görmüştür. İkincisi bu amacı etkin bir şekilde gerçekleştirebilmesi için olabildiğince ayakta kalmaktır; bunun evrim dilinde çok kullanılan şekli ‘survival’dır. Ayakta kalmak için hem tür dışı hem tür içi canlılarla mücadele eder. Böylece evrimin en temel ilkesi belirlenmiş olur: ‘ ayakta kalan başarılıdır’.”

Profesör A. Demirsoy’un belirttiği ‘ayakta kalma’ ya da ‘hayatta kalma’ ve ‘ üreyip çoğalma’ bütün canlıların yaşam mücadelesinin temelidir. İşte virüsler de doğanın canlı organizması olarak bu evrimsel amacı izlemektedirler.

İYİMSER OLMA YARIŞI!

İnsanlık tarihinde uygarlığın gidişini etkileyen çeşitli salgınlar yaşanmıştır. Kitapta bu salgınların tarihi yer almakta, bu büyük salgınların toplumları, insanları nasıl etkilediği açıklanmaktadır.

Tarihin büyük veba salgını, çiçek hastalığı salgını, grip salgını, çeşitli hastalık yapıcı etkenlerin (ajan patojen) yol açtığı sosyal etkiler çeşitli yönleriyle incelenmektedir.

Toplumların, insanların bu salgınların dehşeti karşısındaki tutumları, yorumları, günah gibi, ilahi ceza gibi kabulleri ele alınmakta, çeşitli düşüncelerin, duygu çalkantılarının sonuçları irdelenmektedir.

Ülkemizde yöneticiler, Cumhurbaşkanı, Sağlık Bakanı salgının her evresinde ‘başarıyla mücadele edildiğini’, ‘salgının kontrol alına alındığını’ açıklayarak topluma moral vermeye çalıştılar. Ancak bu iyimser olma yarışı toplumda ‘ her şeyin yoluna girdiği, tehlike olmadığı’ yolunda yanlış bir kanı oluşturdu. Bu da önlemlerin gevşemesi ile sonuçlandı ve bulaşma oranı yükseldi, hastalık sayıları arttı.

‘BAKANLIK HALKI, HALK BİRBİRİNİ SUÇLADI!’

Doç. Dr. Ümit Kartoğlu da yazısında şunları ifade ediyor: “Doğal olarak insanlar bir anlamda bu işin çözümlendiğine inandı. Her geçen gün eve kapatıldıkları gümlerin acısını çıkarırcasına Ayasofya’lara, asker uğurlamalarına, kına gecelerine, düğünlere, tatillere, taziyelere gittiler, evlerde misafir ağırladılar. Her geçen gün artan vaka sayılarından kimse kendini sorumlu tutmadı. Bakanlık halkı suçladı, halk birbirini.”

Bu salgında yöneticilerin güvenilir bir yol izlemediği kanısı giderek artmıştır. Maske takılmasının zorunlu olması kararının gecikmesi yanında halka maske sağlanmasındaki yöntem değişiklikleri hastalıkla mücadelenin çok da başarılı olamadığı kanısı uyandırmış, bu da önlemlere uyulmasında gecikmelere yol açmıştır.

COVID 19 NASIL BİR HASTALIK?

Prof. Dr. Esin Şenol bu konuda araştırmalara dayalı ölçütler vererek konuyu irdelemiştir.

Covid 19, bu ad verilen virüsün hastalardan ya da kendisi hasta olmayan taşıyıcılardan ağız-boğaz-burun yoluyla bulaştığını, bulaştıktan bir kaç gün sonra da hastalık belirtileriyle ortaya çıktığını belirtmektedir.

Virüsü aldığı halde hastalık belirtisi görülmeyen ‘belirtisiz- asemptomatik’ olanlardan derece derece artan hastalık belirtilerine kadar değişen tablolar görülmektedir.

Hastalığın virüsü aldıktan hastalık belirtilerinin görüldüğü ana kadar geçen sürenin ortalama 5 gün (4-6) olduğu anlaşılmaktadır.

Hastalığın görülen belirtileri ‘ateş-öksürük-nefes darlığı’ üçlüsüdür. Kimi olgularda öksürük olmadan da nefes darlığı ortaya çıkmaktadır. İkinci sırada; kas ağrıları, eklem ağrıları, baş ağrısı gelmektedir. Baş ağrısı, baş dönmesi kimi vakalarda ilk belirtiler olabilmektedir.

Koku almada azalma, tat almada azalma olguların bir bölümünde görülmektedir. Çeşitli organlara ait belirtiler, kalp- damar sistemi, karaciğer gibi organlarda işlev bozuklukları görülmektedir. Kan pıhtılaşmasında artma Covid 19 için tipik bir bulgudur, bu da çeşitli trombüslerin oluşmasına yol açmaktadır.

Hastalığın çeşitli derecelerde seyretmesi olguların ‘hafif- orta- ağır- kritik’ olarak sınıflandırmasına yol açmıştır. Yaşlılarda, 65 yaşından büyük olanlarda ve çeşitli hastalıkları olanlarda daha ağır seyrettiği görülmektedir.

Genel olarak solunum yoluyla akciğer alveollerine inen virüsün ‘kana verilen oksijenin alımını azalttığı’ bu nedenle tehlike yarattığı anlaşılmaktadır.

Hastalık hafif olgularda iki, ciddi olgularda 3-6 haftada olmaktadır. Erken tedavi hastalık gidişini etkilemekte, iyileşme oranları artmaktadır.

Ancak gene yineleyelim; korunma her şeyden önemlidir, ‘maske-sosyal mesafe-el ağız boğaz burun temizliği’ en önemli koruyucu önlemlerdir.

İLAÇ MI, AŞI MI?

İlaç konusunu hekimlere bırakarak aşı konusunu ele alalım. Bu konuyu irdeleyen Prof. Dr. Ener Çağrı Dinleyici, ilaçlar konusunda da aydınlatıcı bilgiler vermektedir.

Aşı gibi bağışıklık sistemini ciddi oranda güçlendiren bir uygulamanın bu dönemde olduğu kadar tartışması belki hiç yapılmamıştır. Aşının gerekli olup olmadığı tartışılmıştır. Aşı karşıtları her zamankinden daha etkin çıkışlar yapmışlardır.

Sşılar arasında da tartışmalar yapılmış, Çin aşısı mı, Pfizer-Bion Tech aşısı mı (Almanya menşeli), Astra Zelena aşısı mı(İngiltere) tartışmaları sürüp gitmiştir. (Bu arada, ben ve eşim iki doz Çin aşısı -Sinovac- yapılarak aşılandık. 17 gün sonra yapılan ‘antikor testinde yüksek rakamlara ulaşıldığı görülerek aşılanmanın etkin olduğu anlaşıldı).

Aşılama çalışmaları hastalıkla mücadelede en etkin araçlardan birisidir. Aşıların insanlığın belası olan bir çok hastalığın önlenmesinde ve ortadan kalkmasında üstlendiği rol çok açıktır.

Çocukluk çağının aşıları bir çok hastalığa karşı çocukların dirençli olmasını sağlayarak toplum sağlığına hizmet etmiştir. Buna karşın aşı karşıtlığı eski dönemlerden beri sürüp gitmiştir.

Kitapta bu konu özel olarak ele alınmış, Dr. Işıl Arıcan ve Prof. Dr. Selim Badur tarafından yazılan bölümde çok değerli bilgiler verilmiştir.

İngiltere’de Edward Jenner (1749- 1823)tarafından yapılan aşı çalışmalarına karşı çıkan din adamı Edmund Massey, ‘hastalıkların Tanrı tarafından ceza olarak gönderildiğini; bu nedenle de hastalıkları önlemeye çalışmanın Tanrıya karşı gelmekle eş anlamlı olduğunu’ öne sürmüş, aşılamanın ‘şeytanın işi’ olduğunu ileri sürmüştür.

O yıllardan beri çeşitli gerekçelerle yürütülen aşı karşıtı kampanyalar, ebeveynlerin aşırı korumacı tutumlarından, insan hakları alanına kadar çeşitli etkenlerle günümüzde de sürdürülmektedir.

Aşıların yan etkileri vardır, ancak bu yan etkiler aşıların yararlı sonuçlarını ortadan kaldıramaz. Bu konunun ele alınması ve bilimin rehberliği hiç bir zaman gözardı edilmemelidir.

HALK SAĞLIĞI: SALGINLAR VE SOSYAL SINIFLAR

Prof. Dr. Kayıhan Pala, hastalıkların, bu arada salgınların toplum içindeki sınıfsal etkilerini inceleyen yazısında tarih boyunca görülen sosyal etkileri anlatmıştır.

Hastalıkların yoksullar arasında neden daha çok görüldüğünü, kötü yaşam koşullarının, yetersiz beslenme, kötü konutlar, sıkışık yaşam arasında hastalıkların nasıl daha çok zarar verdiğini açıklayan yazar, toplumların sınıfsal yapısına dikkat çekmiştir.

Günümüzde de, salgın etkilerinden aşı sağlanmasına kadar toplumların içinde de, ülkelerin arasında eşitsizlikler büyük bir rol oynamaktadır.

Kapitalist sistemin, ‘gücü olan alır, parası olan yapar’ kuralına uygun olarak varsıl kesimlerle varsıl ülkeler her bakımdan daha iyi donanıma sahip olmuşlardır.

Hastalığın önlenmesinden yeterli tedaviye kadar, aşılama çalışmalarından izolasyon önlemlerine kadar her koşul ekonomik ve politik kuralların etkisindedir.

YARARLI BİR BAŞVURU KİTABI

Bir yazıda kitabın tümünü değerlendirmek elbette olanaksızdır. Ancak, bu kitabın Covid 19 salgınını çeşitli yönleriyle incelemede çok yararlı işlevi olduğunu belirtmek istiyorum,

Bu arada; ‘insanın bağışıklık sistemi’ konusuna özel bir bölüm ayrılmasının yararlı olacağı kanısındayım.

Evrimin canlılara ‘hayatta kalma’ yolculuğundaki en önemli aracı olan ‘bağışıklık sistemi’ ayrı bir bölüm olarak yer almayı hak etmektedir.

‘Stres yönetimi’de dolaylı olarak değil de ayrı bir bölüm olarak eklense yararlı olacaktır.

Kitabın konularının ayrı bölümler olarak ele alınması da okunması açısından yararlı olmuştur.

Editörlerini, yazarlarını kutlamak görevimizdir. Yayınevi de bu aşamada önemli bir hizmet yapmıştır.

Konuya ilgi duyan herkesin dikkatine...