Göçmen dedikleri… M. Sadık Aslankara’nın yazısı...

Şiir, öykü, roman, oyun tüm yazınsal yapıtlar izlek ya da konu olarak göçmenliği, göçmeni de alır elbet kendisine. Ancak öykü-roman gibi dramatik tabanlı anlatılar, artalanında göçmenliğe yer açsa da temel kişi-karakter bağlamında bir göçmenin yani tekil öznenin aracılığıyla işleyip bütünler olguyu, genelde bu yöndedir eğilim…

06 Ekim 2021 Çarşamba, 00:03
Abone Ol google-news

Orhan Kemal, Bereketli Topraklar Üzerinde (1954) adlı yapıtında aslında Çukurova toprağını, işlenişindeki sosyoekonomik yapıyla güçler arası ilişkiyi alır. Köle yapılan yoksul insanların nasıl kırıldığını portreler ve kesitler halinde zengin artalanında derinliğine işler. Bunlar büyük bölümüyle iç göçün ezdiği emekçi köylülerdir.

Göçmenlik, Orhan Kemal’de İflahsızın Yusuf vb. karakterler üzerinden anlatılanlara benzer yapıda günümüz romanlarında da önümüze geliyor. Engin Günay, Göçer Dünya / Yavana (NotaBene, 2021); Tecelli Sercan Sırma, Savaş ve Kadın (İletişim, 2021) adlı romanlarında, bununla örtüşen tutum izliyor.

Orhan Kemal, kendi yaşantı gerçekliğiyle uyumlu, bütünlenik çatı kurmuştu romanda. Engin de, Tecelli Sercan da yine kendi yaşantıları eşliğinde olguya yaklaşıp sorunsal boyutunda aynı yoldan bunu işliyor denebilir.

ENGİN GÜNAY, ‘GÖÇER DÜNYA / YAVANA’

Engin Günay, otuz yıldır İsviçre’de yaşayan, Göçer Dünya / Yavana’da çok yönlü ele alışıyla dikkati çeken göçmen bir yazar.

Engin, coğrafi düzleme yayılı fantastik evren kurgusuyla olguyu, sorunsalı deşiyor. Bu da Türkiye ayağında göçmen sorununu, bunun bağlantılarını anlatmanın bir yolu. Geçmişte Adnan Gerger yaşadığımız gergin kırılmayı anlatmak için Ses ve Sus’ta (2018) böyle bir yol izlemişti.

Engin’in anlatıcısı ayrıcalıklı Yüksek Güvenlikli Bölgenin Birlik pasaportunu taşısa da Salman adıyla gizli göçmenlik yapmaya karar verir. Aslında Tampon Bölgenin kıyısından Ara Bölgenin Adasına geçen göçmenlerden birinin denize bıraktığı, “sarı renkte bir naylon parçasından yapılmış bir SOS işareti”nin (28) sahibi kadınla oğlunu aramaktır amacı.

Ne ki göçmen, kendi dünyasını da kuruyordur aynı zamanda. Roman kişilerinden biri şöyle der nitekim: “Afganistan oradan oraya göçüyor ve her gittiği yerde bir Küçük Afganistan oluşuyor.” (60) “Birleşik Kıta panik halinde(dir)” ama. (23)

Olgunun bir yanı yeni köleciliğe uzanır, hemen herkes günün birinde göçmenlikle yüz yüze gelebilir çünkü. Okur, tanımaya koyulduğu göçmenlerin hikâyesine böyle eklemlenir.

Bunlar, göçmenlerin ağzından röportaj havası yaymıyor değil, çünkü “art arda anlatılan (bu) hikâyeler” (74) pek çok romanda karşımıza çıkan hikâye salkımları halinde geliyor hep, ama ana omurga da bütünlenmiş oluyor. Anlatının aksı da bu doğrultuda kayıyor.

Dolayımlı anlatıcı Salman, insan kaçakçılığından yeni köleciliğe, cinsel tacize, şiddete vb. uzanıp birbirine girdirilen serüvenler eşliğinde bir siyasal romanın öznesine dönüşüyor.

Öte yandan yazar, romana eklediği notlarla sorunsalın toplumbilimsel yanlarını da öne çıkarıyor. Böylelikle biz kitabı okurken göçmenliği de farklı boyutlarıyla tanıyabiliyoruz.

Evet, anlatımcı bir roman, ancak çatısıyla, kurgusuyla, işe renk katan fantastik evreni, yansıttığı salkım hikâyeleriyle kendisini okutan bir roman Göçer Dünya / Yavana.

TECELLİ SERCAN SIRMA, ‘SAVAŞ VE KADIN’

Tecelli Sercan Sırma, Kuzey Irak’ta on beş yıl sürdürdüğü iş yaşamının deneyimi eşliğinde göçmenliğe dönük, ama daha çok kadın bakışına dayalı yaklaşımla, üstelik IŞİD bağlantılı kurgulamayla, acımasız bir polisiye gerçeklik taşıyor Savaş ve Kadın’da

Farklı nitelikte bir göçmenlik yapıttaki. Çeçenistan’dan, Bosna’dan gelip IŞİD’e katılmış görünen şeriatçılar da bir tür göçmenlik yansıtıyor yaşantısıyla; “karşı göçmenlik” de diyebiliriz buna: “örgüte katılmaya gelen gençler ve onlar gibi her biri başka bir ülkeden gelen genç kızlar…” (54)

Bu doğrultuda şeriatçılara katılmak üzere Çeçenistan’dan Irak’a gelen Emir Alihan’la köleleştirilen kadınlara el vermek amacıyla Bosna’dan gelen Neyla’nın yolu bir yerde kesişecektir.

Neyla, yaşadıkları sonrasında düşünür: “Hikâyeler benzerdi(r). Sadece mekân ve oyuncular değişikti(r).” (78) Nitekim köle yapılmış üniversite öğrencisi Ezidi cariye Mira’yı tanır, aralarında derin bir dostluk başlar. Kaldı ki Neyla’nın da “esir kadınlar(a) …benzer bir hikâye(si)” (76) vardır zaten. Bu doğrultuda “günlük tut(uyordur)” (105) ayrıca.

Emir Alihan, inancıyla da çatıştığını gördüğü vahşeti, bu arada kadınlara yapılan şiddeti, sömürüyü izlemiyor değildir. Bu doğrultuda kendi ülkesinde verdiği savaşta karısını, iki çocuğunu yitirmiştir.

Neyla, kimi uygulamaları, âdeta “seks turizmi” (43) olarak alır. Her ikisi de cihatçılar safında savaşmak üzere farklı coğrafyalardan, kendi yurtlarında yaşadıkları acıların koygun kırıklığıyla bir tür göçmen olarak o topraklara gelmişlerdir. Bu arada ikili arasında duygusal yakınlaşma başlar, ancak bu onları nereye taşıyacaktır?

Serüvenlerin, salkım hikâyeler eşliğinde aktığı, yer yer senaryo tekniğinden pay alarak kendini okutmayı başaran, yazarın yerinde kullandığı zengin dolgu ayrıntılarla, kışkırtıcı polisiye örgüsüyle savaş-aşk romanı olarak alınabilir Savaş ve Kadın.

ÖYKÜDENLİK…

SEYHAN ASLAN HANOTTE, ‘GEÇTİ BİTTİ MEYHANESİ’

Seyhan Aslan Hanotte de on beş yıldır yaşamını Fransa’da sürdüren, Engin Günay’la Tecelli Sercan Sırma benzeri enikonu “göçmen”lik yaşamı olan bir kalem. Geçti Bitti Meyhanesi (Alakarga, 2021) Seyhan’ın ilk öykü kitabı.

Göçmenlik yapan yazarın öykülerinde ilk dikkatimi çeken yan da zaten, kendi içlerinde bir yerlere doğru göçmen olarak kayıp oralara tutunmuş, görece buna sığınmış kişileri oldu. “Başka bir ülkenin çocuğu” (38) yanında onlar kendi içlerindeki adacıklara sığınan birer “iç-göçmen” olarak çıkıyor karşımıza.

Konuşurken kişiler, âdeta yarılma eşliğinde, içlerindeki ötekileriyle birlikte anlatıyı çoğaltıp sözden söze seken, sıçrarken farklı anlamlara tutunup bizi bambaşka yerlere, onların “ev ödevine dönüşmüş” (48) yaşamlarına doğru götürüyor. Bu çerçevede çocukluk dönemi özel yer tutuyor kişilerin yaşamında, hayatta olduğunca.

Öykülemede farklı bir anlatı dili kurmaya çabaladığı seziliyor Seyhan’ın. Dil köpürtüsünde Ferhan Şensoy havasında şavkımalar algılanabiliyor bu nedenle. Ama yazar, bu yaklaşımını, öyküleri grotesk uçlarla sarmalamak için de kullanıyor aynı zamanda. Bunun için önde gülünçlüğü gösterirken arkadaki trajiğe yöneliyor.

Evet, işte size yazından yansıyan bir kesit; göçmen, göçmenlik…

www.sadikaslankara.com, her perşembe öykü-roman, tiyatro, belgesel alanlarında güncellenerek sürüyor.