Ne çok öldürmüşüz!

Fatoş Beykal, ilk öykü kitabı Cinai Absürtler ve Yakın Katillerim’de (Karakarga Yayınları) kadim olanı; aşk, öfke, merak, tutku, kibir, kıskançlık, hırs ve daha nicesi ile birlikte sonuçta cinayeti anlattığı; Brooklyn, Lebno Dağı, Samatya, Provance, Malkara, Cheer’s Bar, Cips Fabrikası, Liliput Ülkesi’ne uğrayacak, masalsı kara kara öykülerle karşılaşacaksınız…

23 Eylül 2021 Perşembe, 00:01
Abone Ol google-news

“Böylesine yoğun bir gerçeklik dünyasına tahammül etmenin tek yolu onu sürekli inkâr etmektir.” (...)

“Gerçeklik var olmayı sürdürüyor ama ilkesi ölmüş durumda.”*

Jean Baudrillard

Gazete satın aldığımız o eski günlerde üçüncü sayfaları okur muydunuz? Bu cinai haberleri görmeyi orada öğrendik. Bugün televizyon programlarında katili arayan ekipler var; ekranlarda silahlar umarsızca patlıyor, kahramanlar gözü budaktan sakınmıyor ve başımıza gelse günlerce yatağa düşeceğimiz darbeler onlara vız geliyor.

Fatoş Beykal’ın öykülerini birlikte okuduğumuz günlerde hikâyeler ancak absürt olabilir diyorduk. Haykirik Efendi’nin dolmaları, La Mia’nın bitki çayları, Hâkim Bey’in çiçekleri ve nicesinin yer aldığı öyküler, ciddi ciddi öldürüyor ve Beykal’ın kara kara mizahıyla zemin ayaklarımız altından yavaş yavaş, tatlı tatlı kayıveriyordu.

Öyküler bu tip haberlere farklı bir biçimde dikkatimizi çektiğinde, gerçekliği yakalamanın hâlâ mümkün olmadığını, hatta yanından bile geçemeyeceğimizi dehşetle fark ediyorduk. Bir gün o sayfada maktül ya da katil olarak bulunmamız bıçak sırtı, pamuk ipliği gibi bir sınır alanda dolaşıyordu.

Baudrillard, Şeytana Satılan Ruh ya da Kötülüğün Egemenliği kitabında “gerçeklik” sorgularını yapar ve kavramlarını açımlarken, “Gerçeklik ortadan kayboldu ama birbirimizi yanlış anlamayalım. Bunu söylediğimde, gerçeklik fiziki (nesnel) değil, metafizik (zihinsel) anlamda ortadan kayboldu diyorum. Gerçeklik var olmayı sürdürüyor ama ilkesi ölmüş durumda,”** diyor.

MASALSI, KARA KARA ÖYKÜLER!

Cinai Absürtler ve Yakın Katillerim, plastik sanatlar alanında öncü çalışmaları olan Fatoş Beykal’ın ilk öykü kitabı. Resim, video-performans ve enstelasyon gibi farklı disiplinlerdeki işleri için “oyun” kavramından söz edebileceğimiz Beykal, burada da oyuncu-yazar olarak söz alıyor çoğunlukla.

Öyküler nerede geçiyor diye soracak olsanız size mekânsız demek isterim. Ancak bu mekânsızlık içinde Brooklyn, Lebno Dağı, La Bohem Saç Tasarım Evi, Samatya, Provance, Caddebostan Sahili, Malkara, Cheer’s Bar, Lame Sokağı, Cips Fabrikası, Liliput Ülkesi diyebilirim.

Bütün bunlar gerçek miydi, bilmiyorum. Masalsı kara kara öykülerle karşılaşacaksınız ve yerel ağızlarda söylenmiş “kıvıdanak” gibi sözcüklere de rastlayınca belki tebessüm edeceksiniz. …

Öyküleri kim anlatıyor diye soracak olsanız da hınzır bir çocuk demek isterim. Ancak bu hınzırlık içinde Franz De la Mia, Müşkülpesent Baba, Süt Oğlan, Thelma ve Thelma, Marlyn ya da Kezban Yenge’den söz edebilirim. Müşkülpesent Baba’nın türbesini aramaya çıkabilir, kibrinden kurum kurum kurulan Karakurumluları tanımak isteyebilir, Picasso’nun atölyesinde bulunabilir, Âşık Hafirik için gözyaşı dökebilirsiniz…

SENİ ÖLDÜRECEĞİM!

E peki bu öyküler ne anlatıyor derseniz, kadim olanı anlatıyor: aşk, öfke, merak, tutku, kibir, kıskançlık, hırs… ve daha nicesi ile birlikte sonuçta cinayet. Adem ile Havva’nın ilk oğulları Habil ile Kabil de ihtilafa düşmüş, her biri Tanrı’ya kurban sunmuş, birininki kabul edilmeyince, diğerine “Seni Öldüreceğim!” demişti, dememiş miydi?

Beykal’ın öyküleri düşünürken kaleme aldığı birkaç not var:

“Sabahtan akşama cinayet ve kaybolmayı Reality Show formatında sunuyorlar televizyonda, herkes hafiye yurdumda. Bayılıyorum bu programlara, hepsi bir derya.

O sıradan görünen hayatların arkasındaki oyunlar, şeytana ayakkabıyı ters giydirecek cinlikte numaralar, tekli cinayetler, çoklu cinayetler, karmaşık işler, sarmaşık ilişkiler, kişisel madrabazlıklar, toplumsal riyakârlıklar… bir okul âdeta okumasını bilene…

Yakınlarıma ‘nasıl öldürürsünüz’ diye sorduğumda, ‘ben öldürmem’ diyenine rastlamadım. Karakterlerine, zekâlarına, mesleki formasyonlarına göre silahlar ve öldürme biçimleri seçtiler. Nedenleri de aynı gerekçelere dayanıyordu. Bana yapacak tek iş kalmıştı yine, bir aracıydım bu hayatta. Ben de ‘Yakın Katillerim’i yazdım...”

Bu yazımızda sizin olasılıkla henüz okumadığınız öykülere yaklaşmaya çalıştım. Umarım bir tat bırakmıştır sizde.

Beykal’ın plastik sanatlar serüvenine atıfta da bulunarak, yine Baudrillard’dan bir alıntı yapalım: “Magritte’in: ‘bu bir pipo değildir’ çalışmasından yola çıkarak görünen dünyayı ‘bu bir dünya değildir’ türünden gerçeküstücü bir yadsımaya dönüştürebiliriz -modern sanatın geçirmiş olduğu aşamaları belirleyen bu ikili süreç kendini: Görünür, somut dünyayla bu dünyanın kesin bir yadsıması şeklinde sunmaktadır.”***

Dünyanın bu hızlı zamanında buraya kadar okuduysanız artık arkadaş olduk demektir. Öykülerden bir alıntı ile size teşekkür eder ve hoşça kalın derim.

“Otel Kiribana”dan bir pasaj sizin için:

…“Bu durum Bay Gudlov’u epey endişelendirmeye başlamıştı, dostunu kaybedeceğini düşünerek tasalanıyordu. Bütün gece karabasanlar gördü bu korkuyla; giderek artan bu yakınlaşma canını sıkmaktan öteye geçmiş, kıskançlığı öfkeye dönüşmüştü.

Kâbuslarından birinde Bayan Merlot’u perdelerden yapılmış bir gelinlik içinde Haykirik Efendi’nin kucağında bile gördü. Bu gördükleri etkisiyle deliye dönen Gudlov, bir Badlov’a dönüşüp kilere indi ve salamura yapılmış asma yapraklarından aşırdıktan sonra tuzlarını sıyırıp sobasını ısıtarak kuruttu onları. Az sonra her birini dolma kalınlığında tütünle dolduracaktı.

Badlov, Gudlov’un geçmişinde fena huylu bir katildi; kurbanlarını nasıl öldürdüğü bir türlü anlaşılamadığından hiçbir cinayetle yargılanamamıştı.

Planı şuydu: Dolma görünümlü tütün sarmalarını Haykirik’in tabağına koyacak ve o şişko, büyük bir iştahla hatta çiğnemeden lüp lüp yutacağı tütün sarmalarıyla eşek cennetini boylayacaktı.

Şimdiye kadar aşırı dozda tütün sarmasıyla işlenen bir cinayet olmadığı için, Bay Badlov ve Bayan Merlot mutlu mesut yaşayacaktı Kiribana Oteli’nde.”

* / ** / *** Şeytana Satılan Ruh ya da Kötülüğün Egemenliği / Jean Baudrillard / Çev: Oğuz Adanır / Doğu-Batı Yayınları.