Ütopya-distopya arasında... M. Sadık Aslankara’nın yazısı...

İnsanın, kendi varlığına dış dünyaya bunlarda gözlemlediği değişime, yenilenmeye bakıp korkulu da olsa geleceğe dönük umut taşımaması olası mıydı? Mitolojinin, dinlerin hareket noktası da bu oldu: yaratma-yaratılma olasılığı. Tohum yeşeriyorsa yeni bir hayat kurulup yaşanabilirdi pekâlâ…

04 Ocak 2022 Salı, 00:04
Abone Ol google-news

İnsanoğlu gördü, neyi gördü, karanlığın aydınlığa erdiğini, kışın bahara evrildiğini, kendi canından başka canın çıktığını, işleyen zaman çarkında her şeyin değişebildiğini, eşsüremli dönüşümler yaşanabildiğini.

Bu arada gücü yetenin zorbalığa soyunduğunu da tabii, bu doğrultuda devletlerin buna dönük örgütlenmeler olduğunu, dinle devletin keskin kılıç halinde tepesinde kendisini denetlediğini gördü, izledi, bilincine işledi.

Dış dünyaya baktığında “zor”un dışında doğadan zarar gelmediğini, ne ki topluma, doğaya düzen getirmeye girişen yapıların hiçbirinden hayır sadır olamayacağını da belleğine kazıdı bir güzel.

Uygarlık böyle çıktı ortaya, nitekim yazarlar bu hikâyenin kalemşoru oldu bir bakıma. Aşağıdaki üç yazar, andığım yapıtlarıyla buna örnek gösterilebilir.

BELMA FIRAT: ‘SÖZLEŞME’

Öykücü Belma Fırat bir romanla okur karşısında yerini aldı: Sözleşme (NotaBene, 2021). Öyküleriyle bilinen yazarın, bu ilk romanında dikkat çekici düzey sergilediğini söyleyeyim söze girerken.

Yapıta, da adını veren yeni bir “toplumsal sözleşme” ütopyası-distopyası kuruyor Belma.

Dünyada yaşanan “nükleer felaket” sonrası, başka gezegenden gelip üç yıl boyunca veriler toplayan grubun Kapadokya yeraltı mağaralarında saklanarak hayata tutunmayı başarmış bir avuç insandan kalan eşya arasında bulduğu, konuk gezegenlinin raporuna eklediği “Sözleşme” adlı yarım kalmış roman dosyası okuduğumuz.

Açık biçimli ancak ardışık dizilişe yaslanmayan romanın, “tüm insanlık için geçerli olabilecek evrensel yasalar”a dayalı “bir uzlaşmayı, birlikte yaşamanın kurallarını belirleyen bir toplumsal sözleşme” (22) idealini temele alıp, taşıyıcı dört roman karakteri aracılığıyla bunu işlediği söylenebilir.

Kalabalık bir grup, bu amaçla “iki gün” (39) boyunca büyük bir otelde toplanacak, oturumlarda sunumlar eşliğinde ilginç bir “sosyal deney” (29) yaşayacaklardır.

“[T]oplum tasarımını temelden değiştirecek bir deney” (44) olacaktır bu. Deneyde “temel soru” şudur:

“Kim olduğunu bilmeden, saf düşünen varlık halinde yasa yapmaya, toplumun en temel adalet anlayışını belirleyecek, çerçevesini çizecek, kökensel bir sözleşme yapmak için hafızanın geçici olarak silinmesine razı gelir misin?”

Bu, “öyle heyecan verici buluş”tur ki, “hızla bir ütopya hayaline sürükl(er)” katılımcıları, çünkü “denekler olarak tam göbeğine düşmüş(lerdir) bu can alıcı meselenin.” (48, 49)

Belma, anlatısını dramatik aksa dayalı sürprizlerle geliştirirken aynı zamanda gerek felsefi gerekse kuramsal bağlamda “toplumsal sözleşme” sorunsalını da genişçe özetlemeyle birkaç bölümcede yapılandırdığı metinle okurun bunu işleyip düşünmesini sağlıyor.

Bu çerçevede popüler felsefi ütopya metni bağlamında alınabilecek Sözleşme, bana göre alımlayıcı okurun da tat alarak heyecanla okuyacağı bir yapıt. İlgisiz kalmayın derim romana.

FERNANDO PESSOA: ‘ANARŞİST BANKER’

Fernando Pessoa, yer yer antikçağın sofistik metinlerini çağrıştıran Sokratik biçemli konuşma örgüsüne dayalı bir yapıtla gönlümüzü çeliyor: Anarşist Banker (Çev. Emrah İmre, Can, 2020).

Pessoa, anlatıcı karakteriyle “gerçek anarşist benim” diyen “tacir ve işadamı olan banker arkadaşı” (11, 9) arasında geçen konuşmada onun doğadan gelen “zor” dışında “bütün toplumsal gelenek ve yöntemlere başkaldırmak, hepsinin ortadan kaldırılmasını arzulamak ve bunun için gayret göstermek,” (14) bağlamında aldığı anarşizm konusunda okurun da düşünsel gevişini sağlıyor.

Anarşist bankerin sorusu doğrudan okura yöneliyor: “İnsanın doğasını ezen ve bastıran toplumsal kurguları adaletsiz buluyorsak, gayretimizi hepsini yok etmek için kullanabilecekken niye yerlerine başka kurgular koymaya harcayalım ki?” (15)

Çözüm, “arada hiçbir safha olmadan, dosdoğru özgür topluma geçiş”tir. Ardından banker, “asıl hikâye”sini anlatmaya girişir. (20)

Pessoa’dan söyleşim örgüsüne dayalı çarpıcı bir anlatı: Anarşist Banker.

DENİZ YILDIRIM: ‘MÜMKÜN’

Cumhuriyet’teki cumartesi yazılarını, bunlarda sürekli gündemde tuttuğu “ütopyasızlaşma-tırma” olgusunu, yanı sıra “olasılıklılık” (mümkün) kavramına getirdiği açılımlıyla vurgusunu ilgiyle, heyecanla okuduğum, yazınseverlere de önerdiğim bilimci yazar Deniz Yıldırım, kurmacada da adını duyurmayı hak edeceği ilk öykü kitabıyla bizleri selamlıyor: Mümkün (Alakarga, 2021).

Mümkün’de üçü “kısa”, ikisi görece “uzun” sayılabilecek toplam beş öykü okuyoruz. Kendisini bütünleyici rolüyle “tanık” (30) olarak sunan bir üst anlatıcıyla yapılandırılan açık biçimli öyküleme, kuşkusuz okuru da bu tanıklığa ortak ediyor.

Öykü kişilerinin iç-sesleriyle konuşma örgülerinin de katıldığı öyküleme böylece birbiri içinde yoğruluyor.

Bu arada deneme, felsefe tadı kadar yazınsal tadın da alabildiğine yoğun olduğunu eklemeden geçmeyeyim.

Yaşanan bireysel-toplumsal sorunları, soğukkanlı bakışla mesafeli ama yerli yerinde eğretileme-imgelemeye dayalı sanrılar, düzlem kaymaları, sıçramalar eşliğinde hünerli bir dil işçiliğiyle sergileyen Deniz’in bu başarısı, Mümkün’ün de okunmasını gerekli kılıyor.

İşte size yazınsal değer de taşıyan yüksek okunurluklu dipçik gibi üç yapıt!

www.sadikaslankara.com, her perşembe öykü-roman, tiyatro, belgesel alanlarında güncellenerek sürüyor.