Olaylar Ve Görüşler

Siyam ikizleri: S-400 ve F-35

02 Temmuz 2019 Salı

Teknik olarak, S-400’lerin üstünlüğü tartışılmıyor. Bu alanda F-35’lerle ilgili çeşitli eleştiriler mevcut. Hatta F-35’lerin alınamayacak olmasını Türkiye’nin hayrına gören görüşler de var. Bu görüş sahiplerinin dillendirdiği, “kendi uçağımızı yapmamızı hızlandırır” düşüncesi ortak bir kanaate dönüşürse kıymet kazanır.

Bu iki konu biri diğerinin ayrılmaz parçası haline geldi. O yüzden ikisini birlikte ele almak gerekiyor.
Önce konuyu etkileyen faktörlere yüzeysel de olsa göz atalım.
Ülkenin hava savunmasına ihtiyaç vardır. İhtiyacı belirleyen mevcut kuvvet yapısı ve tehdit değerlendirmesidir.
Mevcut kuvvet yapısı Hava Kuvvetleri’nin elindeki F-16 ve pilot sayıları dikkate alındığında, hava savunması bakımından hızlı bir tedariki gerekli kılmaktadır.
Çıplak gözle bakıldığında Rusya, İran, İsrail ve Doğu Akdeniz’de konuşlu her askeri varlık potansiyel tehdit demektir. Demek ki, ihtiyaç vardır. Ancak bunların her biri varlık olarak tehdit olmakla birlikte, niyetleri de dikkate alındığında, içinde bulunulan durum itibarıyla gerçek tehdide dönüşmüş müdür? Bu soruya cevap aramalıyız.
Rusya ve İran güncel olarak tehdit değil. Geriye Doğu Akdeniz ve Suriye cephesi kalıyor. Burada tehdit var mı? Hem var, hem de yok...
Suriye ile barış yapmak kendi elimizde. Elimizi bağlayan da yok. İsrail ile ilişkileri istersek başka bir boyuta taşıyabiliriz. AB ülkeleriyle çatışma riski yok denecek düzeyde. Ancak Yunanistan’ın kışkırtmalarına karşı diplomatik önlem almayı zorunlu kılıyor. Geriye ABD kalıyor. ABD tehdit mi? Hem evet hem de hayır.
Eğer ABD’nin dümen suyunda gidilirse tehdit yok demektir. Gidilmezse var...
Dümen suyunda gitmek mümkün mü? İsterseniz sayalım: 1975’te ambargo koyan, 2003’te Irak’ta Türk askerinin başına çuval geçiren, 15 Temmuz’da FETÖ’nün arkasında saf tutan, Suriye’de PKK/PYD’yi silahlandıran ve bölge halklarını birbirine düşürerek etnik köken ve mezhebe dayalı devlet kurma arayışını kesmeyen bir ABD. Bunları uzatmak mümkün ama kestirmeden gitmek gerekirse, ABD’nin dümen suyunda gitmek mümkün değildir. Suriye’de dümen suyundan gidildi. Sonuç ortada. Gelinen yer felaket halidir...
Komşumuz Irak’a yaptıkları, İran’a yapmak istedikleri bellidir. Başarırsa BOP’u gerçekleştirmesine ramak kalacaktır.
O halde tehdit vardır ve yok sayılamaz.
Meselenin ekonomik boyutu vardır ve tayin edici role sahiptir. Bu konuyu Hazine’yi elinde bulunduranlar değerlendirecektir. S-400 alınması halinde ekonomik yaptırımlar uygulanması ve F-35’lerin tedarikinin durdurulması tehdidin mahiyeti hakkında ipuçları vermektedir.
Teknik olarak, S-400’lerin üstünlüğü tartışılmıyor. Bu alanda F-35’lerle ilgili çeşitli eleştiriler mevcut. Hatta F-35’lerin alınamayacak olmasını Türkiye’nin hayrına gören görüşler de var. Bu görüş sahiplerinin dillendirdiği, “kendi uçağımızı yapmamızı hızlandırır” düşüncesi ortak bir kanaate dönüşürse kıymet kazanır. Bu mümkün olmayacaksa, hem yeni uçak tedarik riski doğurması, hem ortak üretim girdilerinden yoksun kalınması hem de bugüne kadar yatırılan 1.250.000.000 doların heba edilmesi söz konusu olacaktır. Ayrıca aynı uçağı çevrede kullanan ülkelerin varlığı, dikkate alınması gereken diğer bir husustur. Balkan Harbi öncesi Osmanlı’nın almayıp Yunanistan’ın aldığı Averof savaş gemisinin anılan harpteki işlevi hatırlandığında soru işareti büyüyor...
Konunun ayrıca hukuki boyutu var. Rusya ile S-400 konusunda anlaşma yapılmıştır. F-35’e ilişkin ortak üretim ve tedarik sözleşmeleri mevcuttur.
Hukuki boyuta, daha önce ülkenin üstlendiği sorumlulukları da eklemek gerekiyor. NATO’nun 2010 Lizbon Zirvesi’nde alınan karar gereği, ortaklarca hava ve füze savunmasının ortaklaştırılması taahhüt edilmiş, bunun bir parçası olarak Kürecik-Malatya radarı tesis edilmişti. Üstesinden gelinmesi gereken bir faktör olarak durmaktadır.
S-400’lerin Akkuyu Nükleer Santralı ile bağlantılı olduğuna ilişkin yazılı bir kaynağa rastlamadım. Ancak bir yerlerde bunun dillendirildiğini duydum. Tabii böyleyse Ruslar için de büyük avantaj sağlıyor demektir. Çünkü Lazkiye’nin hava savunmasıyla birlikte kazanılan bir imkân ve kabiliyet anlamı taşır. S-400 alınmasında tek başına bir etmen midir? Cevabı ilgililerde...
S-400’lerin kurulması konusu artık bir egemenlik meselesinden öte bir itibar meselesidir. Rubikon geçilmiştir...
Ekonomik yaptırımlar büyük bir yük oluşturacak olsa da belki ülkenin hayrına olacaktır. Geçmişteki ABD ambargosunun ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN, İŞBİR, TAİ’yi doğurduğunu anımsamak yerinde olur.
Son olarak iki hususu belirtmeliyim: ülkeyi yönetenler amaç-araç dengesini rehber edinerek hayallerini yorganına göre uzatmalı ve ülkenin kurumlarının yeniden kendisi olmasını ve karar süreçlerinde yer almalarını sağlamalıdır.
Siyam ikizleri yaşatılabilecek mi? Yaşatılabilirse bedeli ne olacak? Bir yönetim basiret deneyi olarak önümüzde duruyor...

AHMET YAVUZ  


Yazarın Son Yazıları