Siyaset Sahiden Sekse mi Benziyor?

09 Nisan 2015 Perşembe

Dünya lideri olmakla yetinse iyi; tarihe de geçmek istiyor...
Oysa orman katledip ortasına saray kondurma gibi eylemleri ve “ananı da al git!” türü söylemleriyle tarihe geçmeyi çoktan hak etti.
Sıra coğrafyaya geldi ki.
Ki, Trakya “kıtasını” ikiye ayırmanın hesabına yöneldi.
Fatih Sultan Mehmet karada gemi yüzdürdü ise o da Trakya’nın ortasından gemi geçirecek.
Her hafta yüzlerce köy ve mahalle muhtarını toplayıp nutuk atan, alkışlatan ve bu marifetini canlı yayımlatan dünyanın ilk cumhurbaşkanı.
Bunu neden yapıyor?
Meşguliyetle tedavi reçetesi gereği mi, yalnızlaştığı için mi?
Yoksa, parti tabanıyla birlikte seçmen kitlesinin de giderek altından kaydığını gördüğü için mi?
Hedefi açık:
Kendisine gönülden ve doğrudan bağlı geniş ve sağlam bir kitle tabanı oluşturmak.
Ve muhtarları gerektiğinde parti adına ve partiye “Saray Komiseri” olarak kullanmak.
Her fırsatta “Muhtar bile olamaz!” sözünü hatırlatıp bir tür “başmuhtarlık” yapıyor.

***

Tarihin önde gelen cumhurbaşkanlarına ve sözlerine göz atalım ve bizimkinin yerini belirlemeye çalışalım
Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle de kalabalıkların ortasında olmaya bayılırmış.
Onun için kullanılan bir deyim var:
“Kalabalıklarla banyo yapmak! (Bain des foules)”
Siyasetçinin fıtratı değişmiyor. Kalabalık demek seçmen demek.
Ama de Gaulle şu sözü Fransız siyasetçilerine küpe olsun diye söylemiştir.
Ama her siyasetçisi için geçerlidir:
“Siyasette insanın ya ülkesine ya da seçmenlere ihanet etmesi gerekirse, ben düşünmeden seçmene ihanet etmeyi tercih ederim.”

***

Hâşâ, bizimkinin lügatında ihanet yoktur.
Anayasamız da zaten tek opsiyon bırakmış:
Allah muhafaza, “Vatana ihanet!”..
Çok şükür ihanetin türlerini saymamış.
Doğaya, tarihe, coğrafyaya da ihanet edilebileceği de yeni anayasaya konulsa.
Kalabalıklarla banyo işini muhtarlarla hallediyor.
Bunu üstelik bir de canlı yayınla gerçekleştiriyor.
Gusül aptesinde dua okur gibi muhalefete muhalefet yapıp duruyor.
“Bağımsız kalma yemini”ni çiğneyip duruyor.
Çok şükür bugüne dek ağzı gözü eğilmedi.
Her şeyi yandan ve camdan destekli hitabet gücüyle hallediyor.
Siyaset demek zaten hitabet demek.
Hitabetin tek amacı ise ikna. Doğru olmasa da olur oluyor.
Tarihin en ünlü hatiplerinden Çiçero’nun sözü binlerce yıldır tüm demagogların pusulasıdır:
“(İstediği kadar gerçek dışı ve inanılmaz olsun) Hitabetle kabul ettirilemeyecek hiçbir şey yoktur!”

***

Demagogların elinde dilinde siyaset bir tür illüzyon, bir çeşit eğlence sanatıdır.
Ünlü yönetmen Orson Welles’in şu sözü, sinema seyircisi kadar siyaset izleyicileri için de geçerlidir:
“İzleyicinin anlayamayacağı hiçbir şey yoktur; tek mesele onların ilgisini çekebilmektir; ilgilerini çektiği anda dünyadaki her şeyi anlarlar.”
Bu konudaki en can alıcı saptamayı Amerikalı felsefeci ve tarihçi Henry D. Thoreau yapmıştır:
“Dünyada kesintisiz bir orijinallik akışı var, ama biz yine de inanılmaz yavanlıklara tahammül ediyoruz!”
“Yavanlık” derken kastettiği, Türkiye’deki türden bir “muhalefet etme biçimi veya söylemi” mi?
Bunu bilemiyoruz.
Bu tür muhalefet, ileri demokrasi diye bilinen Amerika’nın bile ortak derdi.
Onlar da bundan yakınıyor.
Ünlü gazeteci ve yazar P.J.O’rourke’ye göre,
“Amerikan siyasi sistemi fast food gibi: Lapa, tatsız tuzsuz, iğrenç malzemeden yapılıyor ve nedense insan yemeden de edemiyor.”

***

Ancak Amerikalı ünlü senatör Barry Goldwater’in saptaması ise bizim muhalefetten çok iktidarı anlamak için bile çok yol gösterici gibi:
“Seksle siyaset birbirine çok benzer. Zevk almak için ikisinde de iyi olmanız gerekmez!”
Tayyip Erdoğan’nın söylevlerini, Ahmet Davutoğlu’nun demeçlerini okumaktansa, tarihteki ünlü siyasetçilerin, düşünürlerin görüşlerine göz atmak, içinde bulunduğumuz ilkbahara, çiçeklere bezenen ağaçlara ve tabiata saygının gereğidir.
Siyasetin en kadim kitabı sayılan “Devlet”in yazarı Platon elbetteki 7 Haziran seçimlerine katılmayacak seçmeni veya geçen haftaki önseçimlere katılma zahmetine girmeyen CHP üyelerini düşünerek söylememiş.
Ama siyasi katılımın ve oy vermenin gereğini betona çivi çakar gibi tarihe yazmış:
“Siyasete katılmayı reddetmenin cezalarından biri, sizden daha geri insanların yönetimi altında yaşamaktır!”  


Yazarın Son Yazıları

Öl de ölelim dengesi 21 Şubat 2021
Takıntının ilacı.. 14 Şubat 2021
Her taşın altı Katar 7 Şubat 2021
Dilim dilim dilimiz.. 31 Ocak 2021
Şeytan-ı racim 27 Aralık 2020
Reyiz’e cennet yolu... 29 Kasım 2020