Olaylar Ve Görüşler

Yükseköğretimde neredeyiz?

14 Ocak 2016 Perşembe

Ülkemizde ilköğretim ve ortaöğretimde yaşanan tutarsızlıklar doğal olarak yükseköğrenime de yansımış durumda. Bir 12 Eylül 1980 kurumu olan YÖK’ün hedefi, yükseköğrenim eşiğindeki gençleri kolaycı çözümlerle bir yere yerleştirmek haline gelmiş olarak dikkat çekiyor.

Ülkemizin en önemli konularından biri eğitim. Son zamanlarda ilköğretim ve ortaöğretimde yaşanan olumsuzluklar giderek artmakta. Eğitim, “akıl-düşünme-bilgi” temelinden, inanca kaydırılıyor; bilim ve akıl yerine inanca dayalı bir sistem kurgulanıyor. Bu, çocuk ve genç nüfusu hayli yoğun olan ülkemizin geleceği için karanlık bir gidiştir.
Böyle bir tutarsızlık, doğal olarak yükseköğretime de yansıyor... Yükseköğretimin ayrıca ciddi bünyesel sorunları var. Bir 12 Eylül 1980 kurumu olan YÖK’ün hedefi, yükseköğrenim eşiğindeki gençleri kolaycı çözümlerle bir yere yerleştirmek haline gelmiş. Bu amaçla, büyük bir hızla, üniversite adı altında okullar açılıyor. Bunlar devlet ya da vakıf okulları... İyilerin yanı sıra, gerekli düzeye sahip olmayan sayısız okul söz konusu. Çaresiz öğrenciler, niteliği belirsiz o okullara girebilmek için kıyasıya bir yarış içindeler.
Örneği kendi mesleğimden vereyim. Türkiye, dünyada mimarlık eğitiminin en kısa süreli olduğu az sayıdaki ülkelerden biri... Bizde mimarlık eğitiminde süre yalnızca 4 yıl, oysa Avrupa’da en az 5 yıl. 4 yıllık eğitimin mimarlık için yeterli olmadığı kabul ediliyor. Bizde dört yılın sonunda, ABD ve Avrupa’dakinin aksine, bütün yetkilerle donatılmış olarak bir mimarlık diplomasına sahip olunuyor; mesleğe kabul, mesleki yetkinliği belirleme türünden bir süzgeç yok.

Avrupa’nın durumu
Avrupa Birliği, “insana en çok yönelik” saydığı üç mesleğin öncelikle yasalarla düzenlenmesini öngörüyor. Bunlar hukuk, tıp ve mimarlıktır. Mimarlık için ülkemizde AB üyeliğine uyum hazırlıkları kapsamında birkaç yıl önce, okullarda akreditasyon (seviye belirleme - derecelendirme) odaklı kimi hazırlıklara başlandığını biliyoruz. Şu anda bu hazırlıklar ihmale uğramış durumda. Bugün bizde sürdürülen mimarlık eğitimi, Unes co ile Uluslararası Mimarlar Birliği UIA’nın birlikte yayımladıkları “Mimarın Eğitimi Tüzüğü”ne de, Avrupa Konseyi’nin “Mimarlık Eğitimi Direktifi”ne de uymuyor.
Ülkemizde ve KKTC’deki mimarlık okullarının sayısı anormal bir hızla artıyor. Şu anda toplam 131 mimarlık okulu var; 115’i öğrenci almış durumda. İç mimarlık okulları bu rakamın dışında. Buna karşılık, Almanya’da 14, Fransa’da 22, İngiltere’de 16, İtalya’da 14, İspanya’da ise 19 mimarlık okulu var. Nüfus toplamı 314 milyon olan 5 büyük Avrupa ülkesindeki toplam mimarlık okulu sayısı 85, bizde ise 115. Bu durum, çarpıklığı bütün açıklığıyla ortaya koymuyor mu?

Önemli olan nitelik
Öğrenci kontenjanları da her yıl sürekli artıyor. Öncelikli olan, eğitimin niteliği olmalı, yoksa uçuk sayılar değil. Üniversitelerin eğitim düzeyleri arasında çok büyük farklılıklar var; bunca üniversite için gerekli yetişmiş öğretim kadromuz yok. Kimi okulların, eksik altyapı ve yetersiz öğretim kadroları ile eğitim (!) sürdürdüğü biliniyor.
Diploma üreten bu okullardan hangilerinin gerçekten mimarlık okulu olduğunu bilemiyoruz. Üstelik bir bölümü de İngilizce (!) eğitim verdiği iddiasında... Durumun, mühendislik dallarında da farklı olmadığı biliniyor; öteki meslek dallarında farklı olması için bir neden olabilir mi? Sorumlu meslek kuruluşları kendi dallarında eğitime ilişkin araştırma ve incelemelerini bir an önce yapıp sonuçlarını ortaya koymalı. Bugünkü durum, ülkenin geleceğiyle yakından ilgili olan yükseköğretimde tehlike çanlarının çalmakta olduğunu gösteriyor. YÖK, taşıdığı büyük sorumluluğun farkında mı acaba?

DOĞAN HASOL
Dr. Y. Müh. (Mimar)

 

-

 

 

Kalemlerimizi tüketemeyecekler

Günlerden beri Can Dündar ve Erdem Gül arkadaşlarımızın tutuklanmaları ülkemizde ve dünya kamuoyunda geniş yankılar yarattı. Bunları basın yayın organlarında sık sık gördük ve okuduk. Peki, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın beyanatı hiç dikkatinizi çekti mi?
ABD Dış İşleri Bakanlık Sözcüsü bakın ne diyor: “Saygın Türk gazetesi Cumhuriyet’in deneyimli editörlerinin tutuklanmalarından rahatsızlık duyuyoruz. Türk hükümetinin basın özgürlüğünün temel prensiplerine yönelik taahhütleri (X) konusunda ciddi endişelere yol açıyor... Türk yetkililerden, Türkiye anayasasının güvence altına aldığı ifade ve basın yayın hürriyetine uygun olarak, medya ile sınırlı olmadan tüm bireylerin ve organizasyonların her çeşit fikir ve eleştiriyi ifade etme özgürlüklerini temin etme çağrısı yapıyoruz. Bu nihayetinde Türkiye’nin demokrasisini güçlendirecektir.”
Obama’ya verilen söz Buna göre; 1. ABD Bakanlık Sözcüsü açıkça diyor ki; Türk demokrasisi zayıftır ve güçlendirmek gerekir. 2. (X) Yukarıda ayrıca Türk hükümetinin basın hürriyetine yönelik taahhütlerinden bahsedilmektedir. Evet, bu taahhüt veya sözler ne zaman, nerede ve kim tarafından verilmiştir. Hatırlayanınız var mı bilemem ama ben çok iyi hatırlıyorum şöyle ki; “Siyasi İlimler tahsili yapmış, Cumhuriyet ve Hürriyet gazetelerinin eski Kanada Muhabiri, yıllardan bu yana köşe yazarlığı yapan biri olarak o günkü olayları takip etmiştim.” Yıllar önce ABD’yi ziyaret eden o günkü Başbakan Erdoğan, Beyaz Saray’da B. Obama’ya “Türkiye’deki demokrasiden bahsedince” Obama; “Öyle ise basını özgür bırakın, baskıları da kaldırın ki demokratik kurumlar rahatça çalışabilsin.” Deyince Başbakanımız medyanın çalışmalarında hiçbir engelleme olmayacaktır, serbestçe yayın yapmalarında bizim yönümüzden bir sakınca yoktur mealinde konuşmalar geçmiş ve Başbakanımız Obama’ya açıkça söz vermiştir.

Baskılar
Nitekim verilen bu söz üzerine Türkiye’de 3-4 gazete muhalif yayınlarına başlamışlardır. Muhalif basının bugüne kadar uğradıkları maddi, manevi ve adli baskıları da bilmeyeniniz yoktur umarım... Verilen sözler ve taahhütlerin tümü askıya alındığından türlü bahanelerle gazeteci arkadaşlarımıza davalar açılmakta ve tutuklamalar yapılmaktadır.
Şimdi soruyorum dünyada gerçek demokrasi ile yönetilen ülkelerde böyle bir uygulama var mıdır? Bizlere uyguladıkları baskılara istedikleri kadar devam etsinler. Ama hiçbir zaman kalemlerimizi tüketemeyecekler.  

HİKMET GÜRKAYNAK
Araştırmacı-Yazar


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları