Kafesin ardından dünyayı röntgenlemek

Sanatçı Bubi Hayon'un eserleri, Dursun Gündoğdu’nun yönetimindeki Bodrum Zai'de sanatseverlerle buluşuyor.

21 Eylül 2021 Salı, 04:00
Kafesin ardından dünyayı röntgenlemek
Abone Ol google-news

Bodrum’da her lüks lokanta gibi her tanınmış galeri de şube açtı bu yaz. İnsanlar onca kapanmışlığın ardından uzun kuyruklar halinde günlerce önceden rezervasyon yapıp gezip tozuyorlar. Bir zincirlerden boşalmışlık hali yani. Bodrum’un popüler yeşil vahalarından Zai de iki katlı galerisiyle önce Ahmet Güneştekin, sonra Haluk Akakçe şimdi de Bubi ile sanatsever izleyiciyi çekiyor. Sanat çevrelerinin tanıdığı Dursun Gündoğdu’nun yönetiminde bir galeri bu.

- Bubi Hayon ilk işlerini BDH olarak imzalardı. Yani Bubi David Hayon. Ancak şimdilerde sanatçı adı sadece Bubi. Bubi’nin bir anlamı var mı? Yoksa sadece takma bir isim mi?

Genelde bütün erkek çocukları gibi ben de anneme (Caroline Voyzeschlega) âşıktım. Derin bir ödip (Oedipus) duygusunu yaşadım. Babamız bizi terk etmişti o yüzden de bu duygumu rahat yaşadım. Annem hakiki Avusturyalı. Orada “oğlum” halk arasında “bubi” olarak kısaltılır. Anneme olan sevgim ve aşkımdan dolayı da imzamı Bubi olarak atıyorum.

Bubi yıllardır hep “Kafesler” başlığıyla işlerini sergiliyor.

Benim 26 ayrı dönemim var. Bir dönem de örgüler yapmıştım. Ama örgüler geçişsizdir. Kafesler ise ardındakini kısmen örter ve oradan büyük bir zevkle dünyayı röntgenliyebilirsiniz. Üst üste sarılmak gibi kendini güvene almak, ana rahmine sığınmak gibi...

- Siz, bir röportajınızda “80’li yıllarda kimliksiz, sıradan, bir hüner iddiası taşımayan işler üretmek için uğraşıyordum, sanatçı kimliğimi gizlemek istiyordum” diyorsunuz. O yüzden mi kafes arkasına gizlendiniz?

O yıllarda herkes çok popüler olmak için uğraşıyordu, üsluplarıyla tanınmak istiyorlardı. Bense kimiksiz, kimin tarafından yapıldığı belli olmayan işler yapmak istiyordum. Hatta eski din adamlarının yaptığı ikonalarda da imza yoktur.

- Bir sanatçının kimliksiz olması iyi mi? Her sanatçının bir sanatsal imzası vardır uzaktan bakınca aaa bu Bubi’nin işi dersiniz. Sanatsal bir kimlik bu.

Sanatçının, işinin önüne geçmemesi gerekir. Depresysondadır, alkoliktir, cinsel hayatı pırıltılıdır; bunlarla sanatının önüne geçmek ister. Ben ise sanatçının olmadığı sırf yapıtın kendisini gösterdiği işler yapmak istedim.

Biz Bubi’yi sanatçı olarak tanımadan önce o galeri yöneticiliği, sanat dergisi yayıncılığı, sanat fuarı düzenleyicisi olarak sanat dünyasında birçok iş yaptı. 1993’teki Sivas’ta Madımak katliamında yakılarak vefat eden ozan, yazar, otel yöneticisi 35 kişiyi anmak, yakılan 35 canı unutmamak için Türkiye’nin en tanınan 35 sanatçısının işlerini Beşiktaş’ta yakma projesini hayata geçirmeye öncülük etti. Sonra da “Unutmamak” sergisi ve BKM’de “Unutmamak” müzesi açıldı. Kendisi aslında psikolog, antropolojiden de sertifika almış. Biz kendisine otodidakt diyoruz, o ümmi.

- 100 kâğıt para üzerine kendi portrenizi koyarak “100 Bubi Parası” başlıklı bir sergi daha açtınız. Nasıl bir duygu içinde paraların üzerine kendi portrenizi resmettiniz? Çok mu beğeniyorsunuz kendinizi? Narsist misiniz siz?

Hahahaha....Tabii ki benim her halimde narsizm var. Gizli ve aleni... Ben 100 Bubi parası bastım. Ön yüzünde benim portrem, paranın arka yüzünde ise arkadan görünüşüm. Hiçbir para diğer paranın eşiti değil. Ben iş yaparken eğlenmeyi çok seviyorum. Taksiye biniyorum parayı veriyorum, üstelik paranın üstünü istiyorum. Şoför diyor ki: Manyak!!! Böyle böyle yaptım o işleri, hayal kurarak kolay değil.

- Ben sizin ilk dönem işlerinizden kırmızı kocaman bir haç yaptığınızı gördüm, hep Hıristiyanlıkla ilgili ilk işleriniz. Aslında babanız Dr. Elie Hayon’dan Yahudisiniz ama anneniz Hıristiyan. Yani Yahudilik anneden geçmemiş.

Küçük yaştan beri annemle ben çeşitli müzelere, Ayasofya ve Kariye’ye, St. Antoine Kilisesi’ne giderdim. Ben ilk defa Yeşua (Jesus-İbranice Yeşua) yani İsa diye sözü edilen kişinin asıl ismi ile oralarda karşılaştım. Onun o dramatik duruşu beni etkiledi. Ve ben yüzlerce Yeşua resmi yaptım. Benim ikona döneminde herkesin ikonasını yaptım. Tanıdıklarımın da ikonasını yaptım. Azizlik sıradanlaştığı zaman değerli.

- Kendinizi hangi dinden kabul ediyorsunuz?

Deistim.

‘SANAT ÖLÜMSÜZDÜR, POLİTİKACILAR GELİP GEÇER’

- Ben bu serginizde yine kafes stilinizde yapılmış bir paravan gördüm. Mobilya da yapıyor musunuz?

Evet, sehpalar, paravanlar, koltuklar...

- Konu açılmışken on yıl önce Istanbul Modern Gala gecesinde müzayedede satılmak üzere (her yıl öneri götürülen sanatçılar eserlerini Gala’da müzayedeye koyarlar ve geliri İstanbul Modern’in eğitim programına gider) sizden bir koltuk istediler, siz de koltuğun ortasına bir altın oturak kondurdunuz ama İstanbul Modern bunu müzayedeye koymayı reddetti. Hâlâ kırgın mısınız?

Bu bir hakaret cümlesi değil ama hiç kimseyi 10 yıl kırgın kalacak şekilde önemsemem. Ayrıca o müzenin sahipleri Oya Hanım ve Bülent Bey çok “comme il faut” (olması gerektiği gibi), dört dörtlük kişiler. Benim onlarda işim de var. Selamlaşırız, küslük yok. Ama o olaydan sonra müzeye hiç gitmedim. İşimin beğenilmemesi söz konusu olabilir mi? Konu sansürdü. Her yerde yayımlandı bu sansür olayı.

- Siz sansür dediniz ama UPSD (Uluslararası Plaatik Sanatlar Derneği) ve AICA (Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği) sizin değil, müzenin yanında yer aldı.

Sarı sendika... Sanatçıdan çok işadamlarının, koleksiyonerlerin ya da müzelerin yanında olur. Düşünebiliyor musunuz? Dünyanın hiçbir yerinde bir sanat derneği sanatçıdan çok bunların yanında yer alabilir mi? Akılları sıra oturaklı koltuğu politik bir iş gibi sunmaya çalıştılar. Ben hiçbir zaman politik iş yapmam. 

- Oturakla politikanın ne ilgisi var? 

Sanki bir yerlere, politikacılara gönderme yapıyormuşum gibi... Oysa sanat ölümsüzdür, politikacılar gelip geçer.