Michel Franco: ‘Çözüm empatide’

Meksikalı sinemacı Michel Franco geçen hafta sonuçlanan Sabancı Vakfı 6. Kısa Film Yarışması’nın jüri üyeleri arasındaydı. Son filmi “Yeni Düzen” birkaç ay önce Türkiye’de vizyona giren usta sinemacıyla Zoom uygulaması üzerinden cumhuriyet.com.tr için bir söyleşi yaptık

14 Ocak 2022 Cuma, 14:30
Michel Franco: ‘Çözüm empatide’
Abone Ol google-news

Bu yıl 6. kez düzenlenen Sabancı Vakfı Kısa Film Yarışması 12 Ocak akşamı çevrimiçi düzenlenen bir ödül töreniyle sona erdi. “Yeni Dünyada Yeni Meslekler” temalı yarışmanın jürisinde dünyaca ünlü Meksikalı yönetmen Michel Franco da vardı. Sonuçların açıklandığı gece Meksika’da yaşayan Franco ile Zoom uygulaması üzerinden sanal ortamda bir araya geldik ve aklımızdaki soruları yönelttik.

- Sabancı Vakfı Kısa Film Yarışması ile başlayalım istiyorum; jüri üyeleri arasında bulunduğunuz yarışmada finale kalan kısa filmleri izlediğinizde ne düşündünüz? Sizce yarışmanın temasına (Yeni Dünyada Yeni Meslekler) dair yerinde, anlamlı yorumlar yapmış mıydı katılımcılar?

Evet, çok farklı bakış açıları vardı açıkçası. Sadece hikayeler açısından değil sinemasal ifade anlamında da çok çeşitli bir seçkiydi izlediğim. Dürüstçesi ben her zaman sinemasal özellikleri daha çok önemserim. Hikayede ne söylenmek istediğinden önce benim ilgimi sinemasal ton, görsel dil gibi şeyler çeker, çünkü benim için en önemli şey sinemanın kendisidir ve genç sinemacıların sesle, görüntüyle neler yaptıkları hep bir merak konusudur benim için. Ama tabii filmlerin konuya yaklaşımlarındaki çeşitlilik de çok ilginçti.

- Jürinin kararları alması kolay oldu mu peki, oybirliğiyle mi verildi ödüller, yoksa görüş ayrılığı oldu mu? Sizin favori filminiz ödül aldı mı mesela?

Evet, benim en sevdiğim iki film ödül aldı, bu konuda da ayrıca heyecanlıyım. Kararları almakta da hiç zorlanmadığımızı söyleyebilirim kesinlikle.

‘NURİ BİLGE CEYLAN’IN FİLMLERİNİ BEĞENİYORUM

- Türkiye’de ve tabii ki dünyanın dört bir yanında genç sinemacılar için bir ilham kaynağısız, sizi mentor olarak gören sayısız genç vardır eminim. Peki sizin ilham aldığınız sinemacıları ya da filmleri sorsam?

Ben daha çok eski sinemayı seviyorum, ev sevdiğim sinemacı da Luis Bunuel’dir. En iyi filmlerini de Meksika’da çekmiştir bence. Daha çağdaş sinemacılardan düşünecek olursam çok isim var aklıma gelen, mesela Ulrich Seidl, Lars von Trier… Nuri Bilge Ceylan’ı da çok seviyorum. Aynı zamanda çok sevdiğim bir dostum olan Pedro Costa’yı da çok beğenirim. Meksikalı sinemacı Amat Escalante’yi de severim.

- Meksika sineması en az 20 yıldır büyük bir yükselişte. Sizin de içinde olduğunuz bir grup sinemacı, ki Alejandro G. Inarritu, Alfonso Cuaron, Carlos Reygadas, Guillermo del Toro gibi isimleri sayabiliriz bir çırpıda bu grubun içinde, hem dünya sinemasında, örneğin festivallerde çok başarı kazanıyorlar hem de Oscar ödüllerinde, Hollywood’da sürekli ses getiren işler yapıyorlar. Bu başarıyı neye bağlıyorsunuz?

Bunun birkaç sebebi var bence. Bir yanda güçlü bir gelenek var ve bir noktada ‘Altın Dönem’ gibi bir şey yaşandı sanıyorum. Meksika’nın ABD’ye yakın oluşu da dışarıdan bir çok sinemacının film çekmek için buraya gelmesine sebep oluyor ve teknik anlamda buradaki seviye Hollywood kadar iyi bana sorarsanız. Öte yandan Meksika çok karmaşık bir toplum yapısına sahip. Toplumsal eşitsizlik çok belirgin örneğin. Ayrıca ABD ile ilişkiler de bir hayli sorunlu ve karmaşık. Çok fazla mesele var burada belirleyici olan. Meksika, kaynakları çok fazla olan ve ekonomisi bir hayli büyük bir ülke bir taraftan da. Ayrıca Meksikalı kimliği, yani Meksikalılık anlamında da çok fazla çeşitlilik, ayrılık var. Böyle olunca bir senarist için yazacak, bir yönetmen için çekecek çok fazla değişik konu var. Şunu da söylemem lazım tabii, yaklaşık 15 yıl önce Meksika’da devlet sinemayı destekleme kararı aldı. Mesela 2008’de ilk filmimi çektiğimde Meksika’da yılda 10-12 film çekiliyordu, şimdilerdeyse bu sayı 100’ün üzerinde.

‘AMERİKAN SİNEMASI SADECE HOLLYWOOD DEĞİL’

- Hollywood’a nasıl yaklaşıyorsunuz peki? Hollywood sizin için ulaşılması gereken bir amaç mı yoksa sadece sinema yapmanın bir yolu, sinemaya dair bir bakış açısı mı?

Hayır, Hollywood bir amaç değil elbette. Bence Hollywood ile ABD’de film çekmek arasında bir ayrım yapmalıyız. Birçok Amerikalı yönetmen var ki hepsi de işlerinde çok başarılı, Coen Biraderler gibi, ya da genç kuşaktan Sean Baker gibi… Elbette Amerikalı oyuncular da ilgimi çekiyor, sektör bütünüyle ilgimi çekiyor ama Hollywood demek değil bu. Farklı bir şey bence. Yani bir amaç değil benim için. Ben amacıma ulaşmış görüyorum kendimi, yani kendi filmlerimi yazıp yönetmekti benim için amaç ve bunu da yapıyorum. Bu anlamda kendimi mutlu sayıyorum. 

‘TUHAF BİR TARİHİ DÖNEMDEN GEÇİYORUZ’

- Birkaç ay önce Türkiye’de vizyonan giren filminiz “Yeni Düzen”de (“Nuevo Orden”) çok çarpıcı bir sınıf çatışması var. Son yıllarda bu meseleye dair çok güçlü filmler izledik, “Parasite” gibi örneğin… Bence zamanın ruhunu çok doğru bir şekilde yansıtıyor filminiz. Buradan hareketle şunu sormak istiyorum, sizce toplumsal patlamalar kaçınılmaz bir hale mi geldi ve filminizdeki gibi bir devrim başarısızlığa mahkum mu?

Hayır, öyledir diyemem. Filmim herhangi bir yanlışlığı nasıl düzeltmek gerektiğini anlatan bir film değil, kolay bir çıkış yolu önermiyor. Daha çok düzene dair sorular sormak ve statükonun değişmesi gerektiğine vurgu yapmak istedim. Halkın büyük bir çoğunluğunun haksızlığa uğradığı bir sistemde yaşayama devam edemeyiz, bir şeyler değişmeli artık. Mesele bundan ibaret. Onun ötesinde bir filmin her şeyi değiştirmesini bekleyemeyiz, bu topluma, politikacılara -ki onlar da halkın desteğini her geçen gün kaybediyorlar bu arada- bağlı. Çok tuhaf bir tarihi dönemden geçiyoruz.

- Filmin distopik bir havası var ama bir o kadar da gerçekçi aslında. Yani bu hikaye Türkiye’de de geçebilirdi bana sorarsanız. Tüm bu yoksulluk, baskıcı yönetimler, sosyal ve sınıfsal eşitsizlikler, ırkçılık tam anlamıyla küresel sorunlar artık, siz ne düşünüyorsunuz? Bu sizce kapitalizmin doğal bir getirisi mi? 

Tek bir açıklaması olduğunu sanmıyorum doğrusu. Beni naif görebilirsiniz ama bence çözümün anahtarı empati kurabilmekte. Oysa empati yerine örneğin Avrupa’da aşırı sağ politikalar yükselişte. Ötekilere hayır diyor bu görüşte olanlar, bakın mesela Polonya sınırında olup bitenlere… Çok zor zamanlardan geçiyoruz ve ben de “Yeni Düzen” filmimde bu durumu evrensel bir biçimde yansıtmak istedim. 

- Dijital platformlar hakkındaki görüşlerinizi de merak ediyorum. Özellikle pandemi sonrası izleme alışkanlıkları anlamında dijital platformlar çok öne geçti. Sizce gelecekte dijital platformlar sinema salonlarının yerini tamamen alacak mı?

Hayır, bence bu asla olmayacak. İnsanlar filmleri salonlarda izlemeyi tercih edeceklerdir her zaman. En azından büyük bir kısmı… Gerçek sinefiller aradaki farkı her zaman bileceklerdir. 

Kazananlar…

Sabancı Vakfı’nın düzenlediği 6. Kısa Film Yarışması’nda dereceye girenler şöyle sıralandı:

Yarışmanın Birincisi: “Ziyaretçi” adlı filmiyle Zafer Geyikçi

Yarışmanın İkincisi: “Kırmızı Elbise” filmiyle Emre Sezgin

Yarışmanın Üçüncüsü: “Yaren” adlı filmiyle Said Sakıp Demir

Mansiyon: “Sufle” adlı filmiyle Efe Tuncay

Mansiyon ve Sosyal Etki Ödülü: “Kadraja Girmeyen Pandemi” adlı filmiyle Kenan Olpak