Flamenko’nun çağdaş sahnedeki güçlü temsilcilerinden Patricia Ibáñez Romero, yeni gösterisi Naturalmente Flamenco ile üçüncü kez İstanbul seyircisinin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Endülüs’ün köklü flamenko geleneğini doğaçlama, ritim ve duyguyla yeniden yorumlayan sanatçı; sahnede “kusursuzluğu” değil, anın gerçekliğini arıyor. İstanbul’daki gösterisi öncesinde bir araya geldiğimiz Romero ile flamenkoda doğallığın anlamını, sahnedeki özgürlük hissini ve İstanbul seyircisiyle kurduğu özel bağı konuştuk.
- "Naturalmente Flamenco"da doğallık kavramına bir vurgu var. Bu temayı nasıl tanımlarsınız? Bu gösteriyi önceki projelerinizden ayıran temel duygu ya da yaklaşım nedir ?
Bu gösteriyi öncekilerden ayıran en belirgin özellik, spontanite. Sahnede belirli bir anlatı çizgisi ve birbirini takip eden Flamenko formları var; ama bunların ötesinde bir özgürlük alanı da bıraktık kendimize. Flamenkoda teknik vazgeçilmez; dans etmek, şarkı söylemek ya da gitar çalmak için kendinizi titizlikle yetiştirmeniz gerekir. Ama o tekniği sanata dönüştüren şey doğaçlamadır. Doğaçlama olmasa flamenko tek düze bir egzersizden ibaret kalır; oysa onu flamenco yapan, tam da bu öngörülmezliktir.
- Bu projede müzisyenler Sebastián Sánchez ile Luis Amador ilişkiniz nasıl işliyor?
Projeyi birlikte kurguladık; herkes kendi fikirlerini, kendi sesini getirdi. Bir iskelet var elbette, genel bir çerçeve, ama o çerçevenin içini dolduran şey sahnede, o anda oluşuyor. Müzisyenlerle kurduğumuz ilişki de tam bu zeminde gelişiyor: Birbirimizi dinliyoruz, birbirimize yer açıyoruz. İşte bu açıklık, gösteriyi özellikle doğal kılan şey.

DÜNYA KÜLTÜREL MİRASI
- Flamenko sıklıkla acı, tutku ve direniş kavramlarıyla ilişkilendirilir. Sizin dansınızda bu unsurlardan hangisi daha baskın: Hikâye anlatımı mı, teknik ustalık mı, az önce bahsettiğiniz gibi doğaçlama mı?
Üçü birbirinden ayrı düşünülemez benim için. Teknik, dansçının bedenidir; hikâye, ruhudur; doğaçlama ise o ikisinin sahnede buluştuğu andır. Ama eğer birini öne çıkarmam gerekirse, doğaçlamayı seçerim. Çünkü Flamenko canlı bir sanat; her gece seyirciyle, müzisyenlerle ve o anın enerjisiyle yeniden şekillenir. O an yakalanmazsa, gösteri ne kadar kusursuz hazırlanmış olursa olsun bir şeyler eksik kalır.
- Flamenkoya uluslararası ilginin giderek arttığını görüyoruz. Sizce flamenko hangi evrensel dili konuşuyor ve seyirciyle en doğrudan hangi noktada buluşuyor?
Flamenko, insanlığın ortak mirası. UNESCO'nun insanlığın somut olmayan kültürel mirası listesinde yer almasının nedeni de bu. Dünyanın herhangi bir köşesinden, Flamenko hakkında hiçbir şey bilmeyen biri gerçek bir Flamenko gösterisini izlediğinde farklı çıkar o salondan. Çünkü Flamenko sınırları aşıyor; doğrudan duyguya, doğrudan bedene hitap ediyor. Açıklama gerektirmiyor, yalnızca hissedilmesi gerekiyor.
- Flamenko bugünün genç dansçıları için ne ifade ediyor? Geleneğe bağlı kalırken özgün bir ses yaratmak mümkün mü?
Genç nesil inanılmaz bir teknik düzeyle geliyor; bu gerçekten etkileyici. Ama teknik tek başına yetmez. Flamenko’ya ruhunu veren kaynaklar var: ustalar, aileler, gelenekler. O kaynaklardan içmeden, onları tanımadan gerçek bir Flamenko sesi bulmak güç. Neyse ki hâlâ o kaynakları taşıyan ustalar aramızda. Genç dansçıların görevi hem o mirası özümsemek hem de ona kendi seslerini katmak. Biri olmadan diğeri eksik kalır.

‘İSTANBUL BENİM İÇİN YABANCI BİR ŞEHİR DEĞİL’
- İstanbul sahnesine daha önce de konuk oldunuz. Burada seyirciyle ilişkinizi nasıl tanımlarsınız? 16 Mayıs gösterisinde seyircinin en çok hangi anı hatırlayacağını düşünüyorsunuz?
İstanbul benim için artık yabancı bir şehir değil. Her gelişimde o bağ daha da güçleniyor. Masterclass'larım oluyor; öğrencilerim var burada. Kendi şehrim Jerez’in dansı olan Bulerias'ı burada öğretiyorum ve insanların o enerjiyle nasıl büyülendiğini her seferinde yeniden yaşıyorum. Seyirci çok sıcak, çok yakın; bir noktadan sonra alkışları gösterinin ortasında gelmeye başlıyor ve bu bambaşka bir şey hissettiriyor.
16 Mayıs'ta tek bir an değil, bir dizi an olacak. Sebastián'ın sesi çok kişisel, çok Flamenko; derinden etkiliyor. Luis Amador'un gitarı ise Amador ailesinin o özgün müzikalitesini taşıyor. Birlikte güldüren anlar, birlikte derin düşündüren anlar yaratacağız. Ağır daha içe dönük, karanlık bir yer de olacak; neşeli, paylaşımlı anlar da. Seyirci o dalgalanmayı hissedecek.
- Son olarak, sahneye çıkmadan hemen önce sizi odaklamanıza yardımcı olan bir söz ya da ritüel var mı?
Ritüellerim var tabii, her sanatçı gibi. Sahneye her zaman sağ ayakla girerim. Bağcıklı ayakkabı giyiyorum. Her ayakkabının bağını üç kez bağlarım. Kimseyle konuşmak istemem. Tamamen kendi içime çekilmek isterim. Bir cümle söylemem ama içimden geçen şey hep aynı: "Bugün buradayım ve bugün keyif almak istiyorum." Çünkü Flamenko da, hayat da bu: Şu an. Yarını ya da dünü düşünmek için sahneye çıkmıyorum. Eğer ben o anın tadını çıkarırsam, seyirci de çıkarır.
