Şiirden bir karşı bellek inşası!

Türkçe’nin dünyayla söyleşen şairi Ataol Behramoğlu, şiir için kalemi eline aldığı günden beri, tarihin ötesine şiirden bir bellek inşa ediyor. Suçlusunuz (Tekin Yayınevi) adlı kitabı da bu onurlu yapının tuğlalarından biri. Okuyucuları şiirden bir yakın tarih yolculuğuna çıkardığı kitapta Behramoğlu’nun son kırk yılda yazdığı, yayımladığı, çalışma defterlerinde demlenmeye bıraktığı şiirlerinin yanı sıra Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan şiirleri de yer alıyor. Bu yönüyle Ne Çok Hain adlı şiir kitabının da bir devamı niteliğinde.

14 Mayıs 2022 Cumartesi, 00:02
Abone Ol google-news

ŞAİRİN DİRENİŞİ!

Ataol Behramoğlu, uzun yıllar boyunca Cumhuriyet gazetesinde düzyazı metinler yayımladı. Ancak kendi ifadesiyle, ‘şiirin olanaklarıyla’ köşe yazılarının güncelde kalma özelliğini aşıp, geniş zamana açılabilmek için köşe yazılarında düz yazıdan şiire yöneldi. Bu yönelişinin ardından, bu şiirler gazetenin birinci sayfa şiirleri haline geliyor ve okurun gazeteyi eline aldığında ilk gördüğü sayfaya yerleşiyor.

Çağımız gün geçtikçe, şiirden ve şiirin yüreğinde hep saklı olan hakikatten uzaklaşıp, vasatizm ideolojisinin hükümranlığına girerken, Ataol Behramoğlu’nun şiiri görünür kılmaktaki ısrarı ve inadını, başlı başına bir direniş olarak okuyabiliriz. Şairin direnişi…

Suçlusunuz adlı kitabında, şairin son kırk yılda yazdığı, yayımladığı, çalışma defterlerinde demlenmeye bıraktığı şiirler de var. Böylelikle, kitapla, şiirden bir yakın tarih yolculuğuna çıkarıyor okuru…

Bu yolculuğu derinleştirip, biraz daha geriye gidip, Behramoğlu’nun şiir serüvenini araştıranlar göreceklerdir ki Behramoğlu, poetik özgünlüğe yirmili yaşlardan beri sahip olma yetisiyle taçlanmış bir isim.

KARŞI SÖYLEMİNİ OLUŞTURMUŞ ENTELEKTÜEL ŞAİR

Altmışlı yılların başında ilk şiiri ‘Melankoli’yi yayımlayan, bundan birkaç yıl sonra ‘Bir Gün Mutlaka’ başlığını atan şair, lise yılları için söylediği şu cümleden bu yıllarda da hiç uzak değil: “Devrimciydik ama Baudelaire hüznü de uzak değildi bizden…”

Ataol Behramoğlu, akılda kalıcı ve geniş zamanlı dize kurmakla, aforizmik, okuru kolay doyuma ulaştıran, kolay anımsanan, kolay unutulan şiirler arasındaki farkı gösterebilen bir şair. Bir başka deyişle, kolaycılıktan ötede bir yerde şiir evrenini kurabilmesinin nedeni de, onun şairliğinin yanı sıra bir entelektüel olması.

Behramoğlu’nun şiirlerini okurken, yaşamın siyah beyaz, hatta gri olmadığını, bir gökkuşağından oluştuğunu, her rengin birbiriyle konuşmasında, coşkunun da çelişkinin de ortaya çıktığını görüyoruz.

Behramoğlu’nun sözünün ve şiirinin ardındaki entelektüeli ararken, Edward Said’den yararlanmak isterim: “Entelektüel, belki de kendi karşı-söylemini oluşturmuş ve vicdanının uzaklara bakmasına ya da uykuya dalmasına müsaade etmeyen bir karşı bellektir.”

ALTMIŞ YILDIR GÖZÜNÜ KIRPMAMIŞ BİR KARŞI BELLEK

Behramoğlu’nun vicdanlı kalemi son altmış yıldır gözünü bile kırpmamış bir karşı bellek olarak, öteki her kimse onun nefesini şiirle buluşturmaktan hiç vazgeçmedi ve şair bu ediminde, hiçbir zaman çatışma alanları yaratmadı, birlikte yaşama olanağının coşkusunu anımsattı. Kalemi eline aldığından beri, sendeleyenlere, ‘Yıkılma sakın’ diyen ses oldu.

Behramoğlu, entelektüelin sorumluluğunun demokratik eleştiri olduğunu şiirleriyle bilgece imleyen bir şair.

Bilgelik günümüz anlayışında, olanı biteni kabul etmek, akışta kalmak gibi algılansa da, çağlar boyunca bilgeler, kendi doğrularını aramışlardır. Bu arayışlarında insanların eşitliğini ve şefkatin üstünlüğünü heybelerinde taşırken, asıl mutluluğun, Frederic Lenoir’in kitabında yazdığı gibi, sevgiye, diğerkâmlığa ve başkalarıyla adil ilişkiler kurmaya bağlı olduğunu sezmişler ve bu farkındalıklarını çağdaşlarıyla paylaşmışlardır.

Behramoğlu’nun dizelerinde de, insana, doğaya, dünyaya, hatta yaşamın çelişkilerine dahi şefkatli bir bakış vardır, bu yüzden vicdanının nabzı hep hızlı atar. Şairin yeni kitabı Suçlusunuz’da da bu nabzın on yıllardır, hiç sekmeden attığı görülüyor.

KİTABIN AÇILIŞ ŞİİRİ ‘AYVAZHACI AĞIDI’

Kitabın açılış şiiri ‘Ayvazhacı Ağıdı’ okuyucuyu yaklaşık kırk yıl öncesinde kırk kişinin vefat etmesine yol açan Kayseri dolaylarında gerçekleşmiş olan heyelanın acısına götürüyor. Behramoğlu, açılış şiirlerinde Halk Edebiyatının olanaklarından yararlanıyor. İlk şiirinde örneğin sekizli hece düzeni kullanıyor, Halk Edebiyatının en kısa ölçülerinden sekizli hecenin akılda kalıcılık olanağına şiirinde yer açıyor. Kitaptaki şiirlerin patikasında ilerledikçe dizeler de uzuyor, yakın tarihin acıları şiirin yüzüne çıkıyor.

ERDOST, MUMCU, ALTIOK DİZELERLE KIRK KİLİDİN ARDINA MAHKÛM EDİLENLER...

Suçlusunuz kitabında, İlhan Erdost’tan Uğur Mumcu’ya, Uğur Mumcu’dan Metin Altıok’a düşünceleri nedeniyle kırk kilidin ardına dört duvarın arasına mahkûm olmuşlara, yakın tarihin figürlerine şiirin estetiğiyle bir dokunuş var.

Şiirlerin tümü yüreğinde umudu taşırken, doğaya seslendiği ‘Bir Şaşkın İlkbahar’ şiirinde, insanın dünyaya hükümranlığını en güçlü biçimde hissettirdiği antroposen çağı masaya yatırıyor.

Doğanın krizinde, iklimin değişimini, mevsimlerin gerçekleşmekteki tedirginliğiyle anlatırken, insanla gezegenin, insan unutsa da, bir olduğunu dizelerine taşıyor:

İnsan nasıl aşkı unuttuysa, bu devran, iklime de mevsimleri unutturuyor. İnsan nasıl eskisi gibi aşka yaşamında yer açmaktan çekiniyorsa, dünya da yaşama çok istekli değil:

“Aşkın büyüsünde de bir şey var eksilen,/ Okşayan el güvensiz, okşanan ten tedirgin,/ Toprak bunalıyor altında beton yığınlarının,/ Plastik soluyor akciğeri denizlerin.

Gidecek bir yerimiz olacak mı bilmem/ Doğa bütünüyle yitirince dengesini;/ Bizi milyonlarca yıldır konuk eden bu gezegen/ Bu ev sahipliğinden sıkılmış gibi.”

Ataol Behramoğlu yeni şiir kitabı Suçlusunuz ile, entelektüelin sorumluluğunu, gerçeği söyleme cesaretini anımsatırken, okura fısıldıyor: Şiiri unutan, yaşamın, sevginin ve aşkın en saf halini de unutmuştur...