Siyahın kurduğu alan

Siyahın kurduğu alan

8.04.2026 04:00:00
Güncellenme:
Güven Baykan
Takip Et:
Siyahın kurduğu alan

Adnan Çoker’in “Mutlak Siyah” sergisi Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde açıldı.

Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde açılan Adnan Çoker’in “Mutlak Siyah” sergisi, 26 Nisan’a kadar izlenebiliyor. Farklı dönemlerden yapıtları bir araya getiren sergi, çağdaş Türk resminde soyut düşüncenin en güçlü isimlerinden birini Ankara’da yeniden düşünmek için önemli bir fırsat sunuyor.

Ankara’nın griyi iyi taşıyan bir şehir olduğu söylenebilir. Özellikle bahar eşiğinde, hava tam açılacakmış gibi dururken yeniden kapanır; sokaklar bir an aydınlanır, sonra o tanıdık pus geri gelir. Belki de bu yüzden Adnan Çoker’in resmine Ankara’da bakmak ayrı bir anlam taşıyor. Dışarıda kentin grisi vardır, içerideyse siyahın ağırbaşlı, derin, insanı düşünmeye çağıran dili. “Mutlak Siyah” tam da bu eşikte karşılıyor izleyiciyi. Daha ilk bakışta anlaşılıyor, burada karşımızda duran şey yalnızca iyi resimler değil, yıllar boyunca kurulmuş ciddi bir plastik düşünce.

Adnan Çoker, Türk resminde soyutun gelip geçici bir heves değil, bilinçli ve kurucu bir arayış olarak yerleşmesinde belirleyici sanatçılardan biri. 1927’de İstanbul’da doğdu, Güzel Sanatlar Akademisi’nde Zeki Kocamemi Atölyesi’nde yetişti; 1955’te devlet bursuyla Paris’e giderek André Lhote ve Henri Goetz çevresinde çalışmalarını sürdürdü. 1953’te Lütfü Günay’la Ankara’da açtığı sergi de Türkiye’de soyut resmin erken ve öncü eşiklerinden biri olarak anılıyor. Bu çizgi, onun yalnızca bir ressam değil, aynı zamanda bir yön açıcı olduğunu gösteriyor.

Çoker’in resmindeki asıl güç, soyutu yalnızca biçimsel bir tercih olarak ele almamasında yatıyor. Onun için resim, görünen dünyayı yineleyen bir yüzey değil, kendi iç yasalarını kuran bağımsız bir alan. Çizgi, ritim, denge, boşluk ve yüzey ilişki si bu yüzden onun yapıtlarında yalnızca plastik meseleler değildir, resmin anlamını taşıyan ana omurgadır. Zamanla siyaha yönelişi de bu arayışın doğal sonucudur. Çoker’de siyah, karanlığın rengi olmaktan çok derinliğin zemini hâline gelir. Biçimleri taşıyan, ışığı görünür kılan, boşluğu kuran ana alan odur.

Sergide bunu açık biçimde görmek mümkün. İlk bakışta son derece arıtılmış görünen kompozisyonlar, biraz durunca katman katman açılıyor. İnce bir ışık çizgisi, yarımküreyi andıran bir form, dikey bir açıklık ya da neredeyse mimari bir denge duygusu, resmin sessiz gerilimini görünür kılıyor. Siyah burada kapatmıyor, tersine, içeriye doğru çekiyor.

Sanatçının önemli yanlarından biri de geometriyi hiçbir zaman kuru bir düzene dönüştürmemesi. Simetri ve denge, onun resimlerinde soğuk bir matematik üretmiyor, tersine, yüzeyin içinde işleyen bir nabız kuruyor. Kimi zaman kubbe duygusunu, kimi zaman bir geçidi, kimi zaman da içe açılan bir mimari boşluğu çağrıştıran bu kompozisyonlarda Doğu’nun yapısal hafızası ile modernist arınma aynı yerde buluşuyor. Ama burada ne kolaycı bir yerellik var ne de ödünç bir modernlik. Çoker, kendi dilini kendi ciddiyetiyle kurmuş bir sanatçı.

Bugün bu yapıtların karşısında durunca, Adnan Çoker’in neden kalıcı bir yerde durduğu daha iyi anlaşılıyor. Görsel gürültünün arttığı bir çağda, o daha azla daha çok söyleyen bir ressam. Sergiden çıkınca Ankara yine aynı Ankara. Hava yine gri, cadde yine kalabalık. Ama insanın bakışı az da olsa değişmiş oluyor. Çünkü biraz önce siyahın karanlık değil, derinlik olabileceğini görmüş oluyor. Adnan Çoker’in “Mutlak Siyah”ı, tam da bu yüzden yalnızca gezilen bir sergi değil, insanın içinde bir süre daha kalmayı sürdüren bir deneyim.

İlgili Konular: #sergi #Adnan Çoker