Görsellerin, aforizmaların, nesnelerin ve fotoğrafların kitap sayfalarına yayıldığı “İçeriye Doğru”, Turan Aksoy’un farklı disiplinlerdeki üretimlerini bir araya getirirken izleyiciyi hem fiziksel hem zihinsel bir yolculuğa çıkarıyor. Ciltlenmemiş, açılmış ve parçalanmış kitaplar aracılığıyla kurulan bu sergi, izleyiciyi yalnızca bakmaya değil, okumaya ve yeniden kurmaya da çağırıyor. Aksoy ile Lefkoşa ARUCAD Art Space'te devam eden sergiyi, kitap formunun sanatsal potansiyelini, “Gölge Üçlemesi”ni ve İstanbul’un çok katmanlı yapısını konuştuk.

• “İçeriye Doğru” başlığı, hem fiziksel bir hareketi hem de zihinsel bir derinleşmeyi çağrıştırıyor. Bu sergide izleyiciyi tam olarak nereye davet ediyorsunuz?
Sergi ismi, “İçeriye Doğru İmkânsız Bir Köprü” kitabından geliyor; geçmişle gelecek arasında ve hem de bizden saydığımız ve saymadığımız kültürler arasındaki geçişlere referans veriyor.
• Sanatçı kitabını yalnızca bir taşıyıcı değil, başlı başına bir üretim alanı olarak ele alıyorsunuz. Kitap formu, sizin pratiğinizde nasıl bir düşünme ve kurma imkânı açıyor?
Bir resim, üç boyutlu bir iş ya da bir enstelasyonun başlangıç sürecinden, motivasyonlarından farklı bir şey yok sanatçı kitabı yapmanın. Yalnızca en baştaki o belirsiz, bulanık imgeyi bir malzeme ile, bir büyüklükle vs. düşünmeye başladığımda, bunlar, bu sergide görülen işler bir kitap şeklinde kendini gösteriyor.
• Sergide kitapların ciltlenmemiş, açılmış ve parçalanmış hâlleriyle karşılaşıyoruz. Bu tercih, eserin bütünlüğü açısından nasıl ele alırsınız?
Bahsettiğiniz anlamda bütünlük zamansal-kronolojik ve tutarlılık gibi şeylere karşılık geliyor sanırım. Ben kitabı sayfalar halinde koyarak izleyiciye, okuyucuya farklı biçimlerde -benim de yaptığım gibi- zihinsel olarak onları bir araya getirme şansı sunmuş oluyorum.
• Her kitaptan birden fazla kopya üretme fikri nasıl ortaya çıktı? Bu bağlamda eserin “biricikliği” meselesini nasıl değerlendirirsiniz?
Kitap normalde yüzler, binlerce basılan bir şey; sanatçı kitapları ya da photo-booklar yalnızca demo halinde de üretilir. Ben ise on, yirmi civarında el yapması edisyon üretiyorum ve bu edisyonlar numaralandırılıyor.
• “Gölge Üçlemesi”nde gölge, yalnızca görsel bir unsur olmaktan çıkıp düşünsel bir izlek hâline geliyor. Bu kavram sizin için neyin temsili?
Gölge, “Minyatürün Gölgesi”nde geçmişin üzerimizdeki etkisine, “Yanıltıcı bir Gölge” de sanatçının eseri üzerinde yer alma, iz bırakma isteğine ve “Durmaksızın Değişen Gölge” de ışığın karşıtı ya da sonucu olan, gerçekten gölge olan şeye karşılık geliyor. Bu üçleme planlanmış bir şey değil, bir sonuçtur.

PORTRE: TURAN AKSOY
İSTANBUL: KARŞITLIKLAR VE KARŞILAŞMALAR ALANI
• “Kralmışsın Gibi” ve “Deplasman” gibi işlerde toplumsal ve kentsel bağlam daha görünür. “İçeriye Doğru İmkânsız Bir Köprü”de İstanbul, hem somut hem de metaforik bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Kent sizin için bir sahne mi, yoksa bir düşünme biçimi mi?
Her şehir için söyleyemem ama İstanbul bir karşıtlıklar ve karşılaşmalar alanlarıdır, tekil ve tekin değildir. Sahne demezdim ama denirse çoğuldur, sahnelerdir.
• İzleyicinin bu işlerle kurduğu ilişkiyi nasıl hayal ediyorsunuz? Okuyan bir izleyici mi, bakan bir izleyici mi, yoksa ikisi de mi?
Sergi boyunca izleyici ve okuyucunun sürekli yer değiştirdiğini düşünebiliriz sanırım. Sergileme biçimi buna cesaretlendiriyor.
• Bundan sonraki üretim hattınızda kitap formu nasıl bir yerde duruyor?
Üretimimde malzeme ile düşünmenin sonuçları önemli yer tutuyor. Kitap formunda sanat üretimi sanırım yaş ilerledikçe daha fazla yer alabilir.

