Kültürel mirası geleceğe taşıyan tasarımlar: Gül Ağış ile kökler, bellek ve zanaat üzerine…

Kültürel mirası geleceğe taşıyan tasarımlar: Gül Ağış ile kökler, bellek ve zanaat üzerine…

29.05.2026 04:00:00
Güncellenme:
Kültürel mirası geleceğe taşıyan tasarımlar: Gül Ağış ile kökler, bellek ve zanaat üzerine…

Gül Ağış, hızlı modanın aksine Anadolu’nun kadın zanaatkârlarından, kültürel bellekten ve sürdürülebilirlik anlayışından beslenen bir tasarım dili benimsiyor.

Bugünün moda dünyasında her şey hızla tüketilirken yavaş ve bilinçli üretim anlayışı giderek daha fazla önem kazanıyor. Hızlı modanın aksine Gül Ağış, Anadolu’nun kadın zanaatkârlarından, kültürel bellekten ve sürdürülebilirlik anlayışından beslenen bir tasarım dili benimsiyor. Kurucusu olduğu Lug Von Siga markasıyla tasarımı yalnızca estetik olarak değil, aynı zamanda kültürel mirası geleceğe taşımanın bir yolu olarak görüyor. Anadolu’nun köklerinden esinlenen tasarımlar, Gül Ağış’ın modern ve evrensel yorumuyla küreselde de güçlü bir karşılık buluyor. “Kültürel mirası geleceğe aktarmak bir sorumluluk” diyen Gül Ağış ile sürdürülebilirlikten zanaate, kültürel bellekten Anadolu’nun kadın zanaatkârlarıyla kurduğu dayanışmaya uzanan tasarım yaklaşımını ve son koleksiyonu “Miras”ı konuştuk.

‘BÜYÜDÜĞÜM TOPRAKLARDAN BESLENİYORUM’

- Zanaat ve el işçiliği tasarımlarınızın merkezinde. El işçiliğine olan yakınlığınızın kökeni nereye dayanıyor?

El işçiliğiyle kurduğum bağ aslında çocukluğuma uzanıyor. Bayramlarda Tokat’ta geniş aile bir araya gelir, kuzenlerimle saatlerce nakış işlerdik. Babaannemin iğne oyaları, annemin yaptığı danteller… O motifleri uzun uzun incelerdik. İstanbul’da büyümüş olsam da bu kültürün içinde yetişmek beni derinden etkiledi. Bugün yaptığım işin temelinde de o hafıza ve el emeğine ailemden duyduğum yakınlık var.

- Tasarım dilinizi şekillendiren en güçlü etki ne oldu?

İtalya’da aldığım moda eğitimi ve edindiğim iş deneyimi, tasarıma bakışımı derinleştirdi. Türkiye’ye döndüğümde bu etkiyle bir süre avangart bir dil denedim. Aslında tasarımlarım çok beğenildi ama benim içime sinmedi. Çünkü o işler benim öz benliğimi yansıtmıyordu. Zamanla şunu fark ettim; benim tasarım dilim, büyüdüğüm topraklardan besleniyor. Renkleri, dokuyu, el işçiliğini istiyor. Anadolu’nun, İpek Yolu’nun birikimi bir şekilde genetiğinize işliyor. Yaratıcılığımızda epigenetik kodların, kuşaklararası aktarımın önemli bir rolü olduğuna inanıyorum.

- Moda dünyasında sürdürülebilirlik söylemi son yıllarda çok yaygınlaştı. Siz Lug Von Siga’da bu kavramı yalnızca bir söylem olmaktan çıkarıp gerçek anlamda nasıl uyguluyorsunuz?

Sürdürülebilirliği bir bütün olarak ele alıyoruz. Bu sadece doğayla sınırlı değil; kültürel mirasın korunması, Anadolu’daki kadın emeğinin desteklenmesi ve markanın uzun vadeli varlığı da sürdürülebilirliğin parçası. Koleksiyonlarımız bu bütüncül anlayışın bir yansıması. Bu doğrultuda artık kış koleksiyonu yapmıyorum. Yavaş modayı savunmak adına bu güçlü bir duruş. İlk günden beri kumaş seçimlerimizde sürdürülebilirlik temel önceliğimiz; doğada çözünebilen, çevreye duyarlı materyaller kullanıyoruz. Ancak benim asıl hayalim, üretimin en temeline dönmek. Keten gibi doğal liflerin tohumdan başlayarak yetiştirilmesi, hasat edilmesi, ipliğe dönüştürülmesi ve dokuma tezgâhlarında kumaşa dönüşmesi. O kumaşlardan asıl tasarımlarımı üretmek istiyorum. Önümüzdeki sene hedefim bunu gerçekleştirmek.

Image

‘ANADOLU’NUN ZANAATKÂR KADINLARIYLA ÜRETİYORUZ’ 

- Üretim süreçlerinizde kadın emeği önemli yer tutuyor. Özellikle Anadolu’daki kadınlarla çok fazla çalışıyorsunuz. Bu işbirliği tasarım ve üretim sürecinizi nasıl etkiliyor?

Tokat, Amasya, Sinop gibi farklı şehirlerde zanaatkâr kadınlarla birlikte çalışıyoruz. Bu işbirliği bizim için sadece üretim odaklı değil; sürekli iletişimde olduğumuz, birlikte geliştirdiğimiz bir süreç. Bu aynı zamanda karşılıklı bir motivasyon da yaratıyor. Onların emeği ve umudu, bizim üretim enerjimizi besliyor. Elbette bu işin bir de istihdam boyutu var. Kadın emeğini desteklemek ve bunu sürdürülebilir kılmak bizim için çok kıymetli.

‘TASARIM SÜRECİM TAMAMEN İÇGÜDÜSEL’

- Hep hikâyesi olan tasarımlar yapıyorsunuz. Son koleksiyonunuzun hikayesinden ve tasarım sürecinden bahseder misiniz?

“Heritage” (Miras) koleksiyonuyla geçmişi sadece estetik bir referans olarak değil, geleceğe taşınması gereken bir sorumluluk olarak ele aldım. Anadolu’nun kültürel mirası ve el işçiliğinden beslenirken bu değerleri daha sade ve çağdaş bir dille yeniden yorumladım. Koleksiyonun merkezinde yine el emeği nakışlar ve çok katmanlı anlamlar taşıyan desenler var. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde reklam çekimlerini yaptık. Burayı seçmemizin nedeni, koleksiyonun medeniyet katmanlarıyla kurduğu bağı göstermek. Benim için bu koleksiyon, geçmişi sahiplenip geleceğe taşıyan bir köprü.

- Lug Von Siga, global moda sahnesinde güçlü bir yer edindi. Türk zanaat mirasından ve köklerinden beslenen tasarımlarınız, farklı coğrafyalarda nasıl karşılık buluyor?

Avrupa, Amerika ve Ortadoğu’dan, farklı kültürlerden kadınların ilgisini görüyoruz. Başta bu çeşitliliğin ortak noktasını anlamakta zorlandım. Çünkü tasarım sürecim tamamen içgüdüsel. Zamanla fark ettim ki bu yaklaşımım aslında evrensel bir dil yaratıyor. Köklerimden ilham alıyorum ama hiçbir motifi birebir kullanmıyorum; her şeyi duygumla yeniden yorumluyorum. Bu da tasarımlarıma hem özgün hem de evrensel bir karakter kazandırıyor.