‘Rembrandt gibi yapmayı denedim, vazgeçtim’

‘Rembrandt gibi yapmayı denedim, vazgeçtim’

26.04.2026 04:00:00
Güncellenme:
‘Rembrandt gibi yapmayı denedim, vazgeçtim’

Hollanda, sanat tarihinde yalnızca bir coğrafya değil, aynı zamanda güçlü bir görsel düşünme biçiminin adı olarak yer alır.

Hollanda, sanat tarihinde yalnızca bir coğrafya değil, aynı zamanda güçlü bir görsel düşünme biçiminin adı olarak yer alır. Rembrandt’tan Vermeer’e, Van Gogh’tan modern döneme uzanan bu çizgi; ışığın, iç dünyanın ve gündelik yaşamın resim aracılığıyla yeniden kurulmasının en güçlü örneklerini üretmiştir. Bu tarihsel birikim, bugün hâlâ çağdaş sanat üretimi için görünmez bir referans zemini oluşturmaktadır. Bugünün sanatçıları da ister istemez bu görsel hafızayla konuşuyor. İşte Johanner Vermeer’in şehri Delft’te yaşamını sürdüren Ufuk Kobaş da tam bu noktada karşımıza çıkıyor.

Kendisiyle yıllar önce, 2000’lerin başında NOS yayın kurumu için yaptığım bir söyleşide “mitolojide kadın” temasını konuşmuştuk. Geçenlerde Amsterdam’ın NDSM galerisinde açılan “Şehirler ve İnsanlar” sergisindeki yeni işi ise onun son dönemini çok iyi özetliyordu. Kobaş, Hollanda’da yaşıyor ama resim geleneğinin doğrudan bir devamı değil. Yine de aynı görsel iklimde soluk alıp veriyor.

Yirmi yılını Abu Dabi, Katar ve Dubai’de geçirmiş; oralarda hem sergiler açmış hem de resmi sanat kuruluşlarında atölye ve sanat eğitimi vermiş. Farklı ülkelerin kültür ve sanatını da özümsemiş. Bir nevi Doğu ile Batı arasında köprü kurmuş. Yedi yıl önceyse yeniden Hollanda’ya dönmüş, işlerine burada devam ediyor. Bu göç hikâyesi, onun tuvaline de yansıyor. Resimlerinde kadın yüzleri, atlar, balıklar ve mitolojik figürler öne çıkıyor. Balıklı resimlerin yoğun olduğu dönemde Abu Dabi’nin bir deniz ve balık ülkesi olarak büyük etkisi olduğunu söylüyor. Onun için imgeler sadece estetik tercih değil, aynı zamanda bir görsel sözlük: Kadın iç dünyayı ve kimliği, at hareketi ve gücü, balık ise dönüşüm ve bilinçaltını çağrıştırıyor. Yani her resim bir hikâye anlatıyor.

FİLM KARESİ GİBİ 

Geçmişinde animasyon ve storyboard üretimi olması da resimlerine doğrudan yansımış. Kompozisyonları adeta bir film karesi gibi: Güçlü bir çizgi disiplini, sahneleme duygusu ve anlatı kurma çabası belirgin. Tuval durağan bir yüzey olmaktan çıkıp zamandan koparılmış bir sahneye dönüşüyor.

Son döneminde belirgin bir sadeleşme var. Figüratif ve fresko tadındaki üslubunu koruyor ama biçimler daha stilize, daha ritmik hale geliyor. Detaylar azalıyor, yüzey kurgusu açılıyor. Kobaş anlatıdan vazgeçmiyor ama onu daha yoğun, daha sıkıştırılmış bir ifade biçimine dönüştürüyor. “Modern teknolojinin getirdiği olanaklardan yararlanmayı seviyorum. Yeni şeyler denemek bana çok keyif veriyor” diyor.

VAZGEÇİLMEZİM KOLAJ 

Röportajda çok önemli bir şey söyledi: “Yıllarca Rembrandt’ın etkisiyle onun gibi resim yapabilmek için denemeler yaptım, çalıştım. Ama sonra vazgeçtim.” İşte bu vazgeçiş, belki de onu asıl kendine getiren şey olmuş. Yine de Hollanda’da üretmek, bu görsel bellekle aynı zeminde durmayı kaçınılmaz kılıyor. Ona göre resim yapmak sadece fırça ve boyadan ibaret değil; aynı zamanda bir gözlem ve biriktirme işi. “Kumaş desenleri, çiçekler, portreler, boyası dökülmüş duvarların fotoğraflarını çekiyorum. Sonra bu fotoğraf ve video arşivimin yardımıyla dijital kolaj yapıyorum. Kolaj benim için vazgeçilmez bir resim tekniği” diye de ekliyor.

Ufuk Kobaş’ın resimleri bir yanda mitolojik ve sembolik bir dünya kurarken diğer yanda çağdaş sanatın yalınlaşma eğilimlerini taşıyor. Figürle yüzey, hikâyeyle estetik arasında gidip gelen bir gerilim bu. Ve tam da bu yüzden onun sanatı, sadece bireysel bir ifade değil; kültürlerarası geçişlerin, göç eden imgelerin ve tarihsel geleneğin kesiştiği bir durak haline geliyor.