Çocukların kimlik gelişimi ve toplumsal rol algısı, yalnızca bireysel bir süreç olmanın ötesinde, içinde bulundukları sosyal çevreyle doğrudan etkileşim içinde ilerliyor. Bu süreçte oyuncak seçiminin de önemli bir rol oynadığına dikkat çekiliyor. Çocukların oynadıkları oyuncaklar aracılığıyla belirli rolleri deneyimlediği, ilgi alanları geliştirdiği ve toplumsal kalıplara dair erken izlenimler edindiği ifade ediliyor. Erken yaşlarda edinilen bu deneyimlerin, bireyin ilerleyen yaşamındaki tutum ve davranışlarını da önemli ölçüde etkilediği belirtiliyor.
Pedagog Elanur Buğçe Oral, oyuncakların çocuğun “hayat provası” olduğuna dikkat çekerek “Çocuk oyuncakla oynarken sadece eğlenmiyor; ‘Ben kimim?’, ‘Nasıl biri olabilirim?’ sorularına cevap arıyor. Çocuk oyuncakla oynarken kendi varoluşunu dener. Ona sunduğumuz her oyuncak, ‘Sen busun’ mesajı taşır. Eğer biz çocuğa sınırlı roller sunarsak onun içindeki potansiyelin sadece bir kısmını yaşamasına izin vermiş oluruz” dedi.
‘POTANSİYEL DARALIR’
Çocuğu cinsiyetiyle sınırlamanın, onun insan olma potansiyelini daralttığını ifade eden Oral, “Bir çocuk önce insandır. Ona verilen oyuncaklar bu insanlık alanını genişletmeli, daraltmamalıdır. Bu ayrım çocuğun dünyasını daraltıyor. Kız çocuklarına sadece bakım, erkek çocuklarına sadece güç temalı oyuncaklar verilirse kızlar ‘Ben nazik olmalıyım; erkekler ‘Ben güçlü olmalıyım’ şeklinde tek yönlü bir kimlik geliştirebiliyor. Duygusal zekâsını geliştirmesi gereken bir erkek çocuğuna ‘Bebekle oynama’ demek, onun ileride kuracağı empati bağlarını zayıflatabilir; benzer şekilde mühendislik becerisi kazanabilecek bir kız çocuğunu bloklardan uzak tutmak, uzamsal zekâsını köreltebilir” ifadelerini kullandı. Ailelerin genellikle toplumsal onay kaygısıyla hareket ettiğini ifade eden Oral, “Bir baba, oğlunun elinde mutfak seti gördüğünde yüzünü ekşitiyorsa hiçbir şey söylemese bile çocuk ‘Bu yaptığım yanlış’ mesajını alır. Anne ve baba bilinçli veya bilinçsiz kendi öğrendiklerini çocuğa aktarır. Eğer ebeveyn kendi kalıplarını sorgulamıyorsa onları nesilden nesile taşır. Farkındalık yoksa aktarım kaçınılmazdır” diye ekledi.
Eğitim ortamının çocuğun kendini keşfettiği güvenli bir alan olması gerektiğine değinen Oral, “Öğretmen, çocuğun hayatındaki tanıktır. Sınıfa girdiğinde çocuk orada yargılanmadığını, her şeyi merak edebileceğini bilmeli. Öğretmen sınıfta özgür bir ortam kurarsa o çocuklar yarın öbür gün hür fikirli, vicdanlı bireyler olurlar” dedi.
