Dilek İmamoğlu, İBB Davası'ndaki tahliyeler sonrası Saraçhane'de konuştu: 'Bugün tahliye edilenler için sevindik ama...'

Dilek İmamoğlu, İBB Davası'ndaki tahliyeler sonrası Saraçhane'de konuştu: 'Bugün tahliye edilenler için sevindik ama...'

3.04.2026 13:06:00
Güncellenme:
Haber Merkezi
Takip Et:
Dilek İmamoğlu, İBB Davası'ndaki tahliyeler sonrası Saraçhane'de konuştu: 'Bugün tahliye edilenler için sevindik ama...'

Aile Dayanışma Ağı’nın 30. buluşması, Saraçhane Parkı’nda gerçekleştirildi. 30. buluşmada Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, basın açıklamasını okudu. İBB davasında 18 kişinin tahliye kararının sevindirici olduğunu belirten Dilek İmamoğlu, “Evet, bugün tahliye edilenler için sevindik; ama sevincimiz buruk. Çünkü içeride haksız yere tutulmaya devam edilen herkes için öfkemiz aynıdır” dedi.

19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), 26. buluşmasını Saraçhane Parkı’nda gerçekleştirdi.

Buluşmaya; CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Millî Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, İBB Başkanvekili Nuri Aslan, milletvekilleri, gazeteciler, sanatçılar ve kalabalık bir vatandaş topluluğu destek verdi.

30. buluşmanın basın açıklaması, iktidar kumpasıyla özgürlüğü elinden alınan seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı, CHP’nin ve 25,1 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi ve sivil toplum gönüllüsü Dr. Dilek Kaya İmamoğlu tarafından okundu.

“TEK BİR GÜNÜMÜZ BİLE GERÇEKTEN NORMAL GEÇMİYOR”

“Aile Dayanışma Ağı buluşmamız için bugün yine Saraçhane’deyiz” diyen Dilek İmamoğlu, şunları söyledi: 

“Dayanışmayı büyüttüğünüz, bu mücadeleyi hep birlikte güçlendirdiğiniz ve toplum vicdanının sesi olduğunuz için hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Bu mücadele; adalet için, demokrasi için, ülkemizin geleceği içindir. Bir yılı aşkın süredir olağan dışı günlerden geçiyoruz. Akla da vicdana da sığmayan günler, aylar yaşadık. Çok büyük haksızlıklarla, yalanlarla, iftiralarla karşılaştık; ne yazık ki karşılaşmaya da devam ediyoruz. Uzun zamandır tek bir günümüz bile gerçekten normal geçmiyor.

Ömrü boyunca yasal bir sorun yaşamamış, adliye görmemiş insanlar olarak yeni normalimiz her sabah Silivri’ye gitmek oldu. Sevdiklerimizi görebilmek, onların yanında olduğumuzu hissettirebilmek, konuşamasak da aynı havayı solumak için her gün 80 kilometreden fazla yol kat ediyoruz. Her duruşma günü, daha gün doğmadan yola çıkan, saatlerce yolculuk yapan, gün boyunca ayakta bekleyen aileler var. Akşam olduğunda ise yine aynı yorgunlukla evlerine dönüyorlar. Bu artık istisna değil, birçok aile için hayatın parçası haline getirilmiş bir yük.”

“BU YÜK ÇOCUKLAR İÇİN DE ÇOK AĞIR”

“Bu yük çocuklar için de çok ağır. Anne ya da babasını görebilmek için okulundan geri kalmayı göze alan, küçük yaşta, mahkeme kapılarında beklemeyi öğrenmek zorunda bırakılan çocuklar var. Bir çocuğun, annesine ya da babasına kavuşabilmek için böyle bir gerçekle karşı karşıya kalması kabul edilebilir değil. Anne babalar için de öyle. İlerlemiş yaşına, sağlık sorunlarına, yorgunluğuna rağmen sadece evladının yüzünü bir an olsun görebilmek için o yolu gelen anneler, babalar var.

Çünkü evlat hasreti hiçbir yorgunlukla kıyaslanabilecek bir şey değil. Bir de mahkeme anında yaşanılanlar var. Mahkeme salonuna girişte, o ilk anda herkes sevdiklerine sesini duyurmaya çalışıyor. Ben buradayım diyor. Seni seviyorum, seninle gurur duyuyorum diyor. Her bir ağızdan çıkan o sesler zamanla birleşiyor, tek bir ses oluyor. Özlemin, dayanışmanın, hak, hukuk ve adalet arayışının ortak sesi haline geliyor. Biz aileler olarak çok ağır duygular yaşıyoruz. Sevdiklerimizin yaşadıklarını, onlara reva görülen adaletsizliği izlemek zorunda kalıyoruz. Ve her geçen gün hissettiğimiz özlem, duyduğumuz kalp sızısı artıyor.”

“HER TAHLİYE KARARI, ASLINDA HİÇ YAŞANMAMASI GEREKEN BİR MAĞDURİYETİN GEÇ DE OLSA SONA ERMESİDİR”

“Dün, 18 kişinin içinde bulunduğu tahliye kararları hepimizi sevindirdi. Bir ailenin daha kavuşması, bir çocuğun annesine sarılması, bir babanın evladına ulaşması herkes için çok kıymetlidir. Ve bu kararları, hakkı teslim etmek adına açıkça kayıt altına almak gerekir. Ancak açıkça söylemek gerekir ki geç gelen adalet; adalet değildir. Tahliye edilmesi gereken insanların aylarca özgürlüğünden mahrum bırakıldıktan sonra serbest kalması, yaşanan haksızlığı ortadan kaldırmaz.

Her tahliye kararı, aslında hiç yaşanmaması gereken bir mağduriyetin geç de olsa sona ermesidir. Çünkü hakkında kesin hüküm olmayan hiç kimsenin hayatından geri dönüşü olmayan zamanları çalmaya kimsenin hakkı yoktur.  Evet, bugün tahliye edilenler için sevindik; ama sevincimiz buruk. Çünkü içeride haksız yere tutulmaya devam edilen herkes için öfkemiz aynıdır. Tutukluluğunun devamına karar verilenler, hukuki değil fiili bir cezalandırmaya maruz bırakılmaktadır. Suçsuz yere bir insanın bir gün, hatta bir saat bile özgürlüğünden mahrum bırakılması büyük bir vebaldir.

“BUNUN ADI ADALET DEĞİLDİR”

“Bugün ise insanlar, haklarında kesinleşmiş bir hüküm olmadan aylarca tutuklu bırakılmaktadır. Bu, hukuk devleti ilkesiyle açıklanamaz. Bu, masumiyet karinesinin açıkça yok sayılmasıdır. Tutukluluk artık istisnai bir tedbir değil, peşin cezalandırma yöntemine dönüştürülmüştür. Mahkeme salonlarında hukuk değil, insanların hayatını karartan bir anlayış işletilmektedir.

Savunmasını yapmış, hakkında somut bir suç ortaya konmamış, masumiyet karinesi geçerli olan herkes vakit kaybetmeden tahliye edilmelidir. Yargılama, tutukluluk üzerinden değil, hukuk devleti ilkesine uygun biçimde tutuksuz yürütülmelidir. Anneler evladından, çocuklar anne babasından, eşler birbirinden koparılmaktadır. Bunun adı adalet değildir. Bunun adı hukukun araçsallaştırılmasıdır.”

“BU SÜREÇ BİZZAT AİLELERİ DE HEDEF ALMAKTADIR”

“Bu tablonun yalnızca mahkeme salonlarıyla sınırlı olmadığını da belirtmek gerekir. Bir yandan yargılama sürerken bir yandan operasyonlar devam ediyor. Aynı yöntemlerle, görüntü servisleriyle, medyada karalama kampanyalarıyla hukuksuzluk genişletiliyor. Ve artık bu süreç bizzat aileleri de hedef almaktadır. Bu süreci bizzat yaşayan biri olarak söylüyorum: Dün, hiçbir somut suç unsuru ortaya konulmamışken, iki kez yapılan tüm testlerin sonucu açıkken, abim Ali Kaya hakkında tutukluluğun devamı istendi.

Diğer abim Cevat Kaya da aylardır sebepsiz yere tutuklu bulunuyor. Hakkındaki hiçbir iddia kanıtlı değil sadece dedikodular ve söylentiler yüzünden tutukluluğu devam ediyor. Bunu hukukla açıklamak mümkün değildir. Bir insan hakkında açık, tartışmasız, ortaya konmuş bir suçlama yoksa; özgürlüğünden mahrum bırakılması neye dayanıyor? Neye göre veriliyor bu kararlar? Suç yok, isnat edilen suça karşı delil yok, ikna edici bir gerekçe yok! Ama buna rağmen insanların özgürlükleri elinden alınabiliyor.”

“BÖYLE BİR YARGILAMA SİSTEMİNİ KABUL ETMİYORUZ”

“Burada ölçü kaçmış, sınır aşılmış durumda. Çünkü artık mesele yalnızca suçu değil; bir yakınlığı cezalandırmaya dönmüştür. Bir insanın, sadece bir ailenin parçası olduğu için böylesine ağır bir muameleyle karşı karşıya bırakılması kabul edilemez. Bugün geldiğimiz noktada aile bağı neredeyse başlı başına bir şüphe sebebi gibi ele alınıyor. Aynı soyadını taşımak, aynı evin evladı olmak bir insanı hedef haline getiremez. Hukuk bunu yapmaz, hukuk bunu meşrulaştıramaz.

Bakın, Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan operasyonda neredeyse tüm aile toplu şekilde gözaltına alındı. İBB iddianamesinde aynı kurumda çalışmak bir örgüt faaliyeti olarak gösterilmeye çalışılıyor. Sınırları belirsiz, kapsamı keyfi, etkisi ailelerin tamamına yayılan bir anlayış dayatılıyor. Böyle bir anlayış adalet üretmez; yalnızca daha büyük bir toplumsal yaraya dönüşür. Böyle bir yargılama sistemini kabul etmiyoruz.”

“SESİMİZİ DUYAN YOK. NEREDESİNİZ?”

“Sürecin başından beri davaların TRT’de canlı yayınlanmasını istedik; tüm siyasi partilere bu talebin gerçekleşmesi için çağrıda bulunduk. Her şeyin şeffaf olmasını istedik; ama herkesin kulağı sağır kaldı. Sesimizi duyan yok. Neredesiniz?  Adalet için birlikte durmanın tam vakti bu değilse, ne zaman? Sağlık durumu ağır olan tutuklulara reva görülenler de bu tablonun ayrılmaz bir parçasıdır. İnsanlar suçsuz yere cezalandırılmıyormuş gibi sağlıkları da tehlikeye atılıyor.

Bir insanın hayatının, canının hiç mi kıymeti yok? Tüm tutuklular ihtiyaç duydukları sağlık hizmetini alabilmeli, tedavi olabilecekleri tam teşekküllü hastanelere nakledilmelidir. 30. haftayı geride bırakırken, içeride haksız yere tutulan son kişi de özgürlüğüne kavuşana kadar, adaletin hukukun temeli olacağı günleri yaşayana kadar mücadelemiz devam edecek. Aile Dayanışma Ağı’nın gelecek buluşmasında görüşmek üzere hepinize teşekkür ediyorum.”

AVUKAT SİNEM KELEŞ AKGÜN: GERİDE BIRAKTIĞIMIZ BU 4 HAFTA, KARŞIMIZA İDDİANAME DİYE GETİRİLENİN NASIL BİR KÂĞITTAN KULE OLDUĞUNU HEPİMİZE GÖSTERDİ

Dilek İmamoğlu’nun ardından söz alan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün’ün eşi ve avukatı Sinem Keleş Akgün, sözlerine, “Bugün buraya sadece bir eş olarak değil, aynı zamanda bu dosyadaki hukuksuzlukları ilk andan itibaren, tam gözaltı anından itibaren ve dün akşam duruşma salonuna kadar bizzat deneyimleyen bir avukat olarak geldim” sözleriyle başladı.

“Bugün burada sadece bir eş olarak değil, hukuksuzlukları size tek tek anlatacak bir avukat olarak bulunuyorum” diyen Keleş, şöyle konuştu: 

“Daha önce burada buluştuğumuzda dosyanın genelindeki hukuksuzlukları konuşmuştuk ancak bugün durum farklı. Yargılama başladı; tam 4 haftayı geride bıraktık. Dün bir tutukluluk incelemesi yapıldı ve 18 arkadaşımızın tahliyesine karar verildi. 18 arkadaşımızın tahliyesiyle 18 eve ışık doğdu ancak bu sevinç bizim için buruk. Geride bıraktığımız bu 4 hafta, karşımıza iddianame diye getirilenin nasıl bir kâğıttan kule olduğunu hepimize gösterdi.

Öyle bir iddianame ki sanıkları somut eylemlerle suçlamak yerine, onları devasa bir evrak yığınının içine hapsedip ‘Kendini buradan kurtar’ diyen bir iddianame. O evrak yığınının aslında ‘Öyle düşündüm, öyle duydum’ gibi beyanlarla nasıl kurgulandığı görüldü. İddianame; sanıklar ve avukatları tarafından daha şimdiden —zira daha 17 sanığın savunması ve avukatlarının kapsamlı esas hakkında savunması alınmadı— ilk 4 haftada lime lime edildi. 4 haftadır görüyoruz ki bu iddianameyi hazırlayan iddia makamı bile yarattıkları kurguya sahip çıkamadı. Avukatların soruları karşısında sessiz kalan bir iddia makamı ve savunma hakkını kısıtlamaya çalışan bir anlayışla karşı karşıyaydık.”

“İDDİANAME SADECE ZAYIF DEĞİL, ARTIK SAHİPSİZDİR”

“İddianame sadece zayıf değil, artık sahipsizdir. İddianamenin dayanağı olan etkin pişmanlık ifadeleri de tek tek çöktü. Bu yüzden diyorum; iddianame sahipsizdir. Bu ifadelere sığınan kişiler bile bizzat kürsüye çıkıp savcılığın kurgusunu yalanladılar, dilekçeler verdiler. Avukatlar; etkin pişmanlık ifadesi veren müvekkillerinin savcılığa götürülerek iradeleri dışında ifadeler verdirildiğini, ifadelerdeki beyanların kurgulandığını ve gerçek olmadığını açıkça beyan ettiler. "Hani beyanla kimse tutuklu değil" denmişti ya; tek beyanla, üstelik gerçek olmadığı ve kurgulandığı ifade sahipleri tarafından bizzat ortaya konulan beyanlarla tutuklu bulunanlar var.

Karışan sanıklar, isim benzerlikleri nedeniyle bir diğerine iliştirilen sözde deliller, biri için verilen kararın bir diğeri için kopyalanan tutukluluk itirazları; inanın saymakla bitmez, bitmiyor. Delil diye sunulan HTS baz verilerinin ise hiçbir hukuki karşılığı olmadığı, Aykut Erdoğdu'nun ifadesiyle ve somut örneklerle bir kez daha tescillendi. HTS kayıtları dedikleri; sevdiklerimizi aynı saniyede 2 farklı kıtada gösteren bir saçmalıktan ibaret çıktı. Bilimle, akılla dalga geçen bu sözde delillerle Aykut Erdoğdu ve diğer arkadaşlarımız hâlâ özgürlüklerinden mahrum.”

“RESUL EMRAH ŞAHAN VE EŞİM GÜRKAN AKGÜN GİBİ ŞEHİR PLANCILARININ HEDEF ALINMASI, ANLADIK Kİ TESADÜF DEĞİLDİR”

“Yine iddia makamının nasıl yanıltıcı iddialar ve sözde dayanaklar ürettiği Ağaç AŞ örneğinde açıkça ifşa edildi. Mahkemeye sunulan ödeme tablolarındaki rakamların ve bilgilerin gerçekle ilgisi olmadığı; bizzat iddia makamının ve karar makamının karşısında belgeleriyle ortaya konuldu. Evet, kamuoyunu ve mahkemeyi yanıltmak üzere kurulu bir kurguyla bugün sevdiklerimiz hâlen cezaevinde. Hiçbir delil olmadan bunca insanın özgürlüğünden mahrum bırakılması; sadece sevdiklerimizin, bu insanların değil, hukukun da tutuklanmasıdır.

Bu 4 haftalık ilk yargılama sürecinde belki de en önemli 2 savunma, davanın gerçek yüzünü ortaya koydu. Resul Emrah Şahan ve Ceyhun Avşar'ın savunmaları, bu dosyanın neden açıldığının kanıtıdır. Anladık ki seçilmiş Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan; yolsuzluk yaptığı için değil, bu kentin rant projelerine, İstanbul'un talan edilmesine karşı dik duran bir şehir plancısı olduğu için tutukludur. Resul Emrah Şahan ve eşim Gürkan Akgün gibi şehir plancılarının hedef alınması, anladık ki tesadüf değildir. Onlar İstanbul'un talan edilmesine, rant projelerine "hayır" dedikleri için tutukludur. Onlara halkın çıkarını korumanın bedelini özgürlükleriyle ödetmeye çalışıyorlar.”

“CEYHUN AVŞAR, HAZIRLANAN O BOMBOŞ İDDİANAMEYİ HUKUK DERSİ VEREREK YERLE BİR ETTİ”

“Yine Ceyhun Avşar, hazırlanan o bomboş iddianameyi hukuk dersi vererek yerle bir etti. Raylı Sistemler Daire Başkanı olan ve kamu zararı oluşturduğu iddia edilen Ceyhun Avşar; gecesini gündüzüne katarak çalışan bir bürokrat olarak kamuya zarar değil, 15 milyon Türk lirası tasarruf sağlayarak nasıl bir kamu yararı oluşturduğunu somut belgeleriyle ortaya koydu. Bakın, bu dosyada sadece bürokratlar yok. Evet, bürokratları anlatarak başladım ama hiçbir eylemde adı geçmeyen şoför, emekçi arkadaşlarımız var; kadınlar var.

Bu insanların içinde, olası bir ceza alsalar dahi yatacakları süreden çok daha fazlasını peşinen cezaevinde geçiren güvenlik görevlisi, kadın, şoför ve emekçi arkadaşlarımız var. Birçok avukat meslektaşım aynı şeyi söyledi; mahkeme hakimine hitaben, "Müvekkilime bugün ceza verseniz, infaz kanununa göre gelin hep beraber burada hesaplama yapalım. Bugün ceza verseniz yatarını yattılar. Tahliye verseniz, cezayla beraber çıkarlar; koğuşlarına eşyalarını toplamaya giderler ve evlerine dönerler," dedi. Ama ceza verilse dahi yatarını doldurmuş olan bu insanlar hâlen tutuklu.”

“MAHKEMENİN 12 YIL ÖNGÖRDÜĞÜ BİR YARGILAMA SÜRECİNİ, SUÇSUZ İNSANLARI 4 DUVAR ARASINDA BEKLETEREK SÜRDÜREMEZSİNİZ”

“Görüyoruz ki bu bir yargılama değil, cezalandırma pratiğidir. Bu yargılamanın yıllarca sürebileceği gerçeği ortadadır. Bizzat mahkeme, yargılamanın 12 yılda tamamlanmasını öngördüğünü söyledi. Bakın, 12 yıl süreceği bizzat mahkemece öngörülen, karara yazılan, UYAP sistemine konulan ve biz avukatlara tebliğ edilen bu yargılamada daha 4 haftalık bir yargılama süreci yapabildik ve sadece 17 sanık dinlendi. Mahkemenin 12 yıl öngördüğü bir yargılama sürecini, suçsuz insanları 4 duvar arasında bekleterek sürdüremezsiniz.

Bu, adaleti tecelli ettirmek değil; hayat karartmaktır. Bakın, dün savunmam sırasında mahkeme heyetinin gözünün içine baka baka ve arkadaşlarımızı göstererek söyledim: ‘Bakın’ dedim, ‘4 haftadır tutuklular; hangisinin başını önüne eğik gördünüz?’ 4 haftadır dimdik karşınızda bu insanlar. Bu; haklı olmanın, suçsuz olmanın dik duruşudur. Tutuksuz yargılama esas, tutuklama istisnadır; yasaların ve evrensel hukukun emrettiği budur. Daha şimdiden, 4 haftada çöken iddianameyle artık bu dosyada mızrak çuvala sığmıyor. Haklıyız, kazanacağız ve tüm sevdiklerimizi alana kadar mücadeleyi bırakmayacağız.”

NERGİS TUFAN: ŞAFAK BİLE UTANGAÇKEN, KAPIMIZ ÇALINDI

Buluşmada son sözü, Bayrampaşa Belediyesi operasyonu kapsamında tutuklanan Ahmet Tufan’ın ablası Nergis Tufan aldı.

“Bugün burada bir hikâye anlatmak için değil, bir adaletsizliğin ağırlığını paylaşmak için konuşuyorum” diyen abla Tufan, duygularını şu sözlerle dile getirdi: 

“21 Ocak Çarşamba günü bizim için artık sadece bir tarih değil; bir kırılma anı, bir kopuş oldu. Sabah saat 05.45'te, daha gün doğmamışken, şafak bile utangaçken, kapımız çalındı ve Ahmet'i bizden aldılar. O an sadece bir insanı değil; bir eşi, bir babayı, bir kardeşi, bir dedeyi, hayatı söküp aldılar evimizin içinden. Oysa bu ilk değildi; 10 Eylül 2025'te canımız Ahmet, kıymetli başkanımız Hasan Mutlu ve birçok yol arkadaşıyla birlikte gözaltına alınmıştı.

4 gün sonra geri dönmüştü ama insan bir kez hayattan koparılınca hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Biz yine de sabrettik, ‘geçer’ dedik, ‘adalet bir gün yerini bulur’ dedik. Ama 21 Ocak sabahı bize bir kez daha şunu öğretti: Bazen sabır da yetmiyor. Ahmet'i; bir dedeyi torununa doyamadan, bir emekçiyi işinden kopararak, bir insanı özgürlüğünden mahrum bırakarak aldılar. Biz bu acıyı yaşarken hayat durmadı ama daha da ağırlaştı. Neden biliyor musunuz? Hiçbir gerekçe gösterilmeden Ahmet'in 2 çocuğunu da belediyedeki işlerinden çıkardılar. Düşünün; zaten Türkiye şartlarında kirada ve şu anda çok zor geçinirken bunu da bize reva gördüler. Sabah uyanıyorsunuz, 2 evladınızın ekmeği elinden alınmış.”

“ADALET BİR GÜN MUTLAKA KAPIYI ÇALACAK”

“Bu sadece bir ailenin hikayesi değil, hepimizin hikayesi. Bu; bir annenin, bir ablanın, bir kardeşin, bir evladın, bir evin içindeki büyüyen sessizliği ve sofradaki eksik sandalyelerdir. Ben bugün burada sadece kendi acımı anlatmak için durmuyorum; unutulmamak, bizi unutmasınlar diye duruyorum. Bir annenin, bir ailenin, bir babanın, bir kardeşin, bir evladın sesini susturamazsınız. Bir eşi alabilirsiniz; bir kardeşi, bir babayı, bir dedeyi de alabilirsiniz ama bir ailenin hafızasını silemezsiniz.

Kırıldık, yorulduk ama susmadık ve bilin ki biz buradayız. Ağlamayacağıma söz vermiştim; biz ağlamayacağız, dik duracağız ve adalet er geç yerini bulacak. Cumhurbaşkanı adayımız Sayın İmamoğlu, Belediye Başkanımız, çok kıymetli Hasan Ağabeyimiz ve bütün yol arkadaşlarımız; inanıyorum ki hepsi bir gün özgürlüğüne kavuşacak. Biz bunları hep bir arada coşkuyla kutlayacağız çünkü adalet bir gün mutlaka kapıyı çalacak. Hepinizi çok seviyorum."