Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanan rapor, komisyon tarafından kabul edildi. Yapılan oylamada 47 kabul, 2 ret ve 1 çekimser oy kullanıldı.
Komisyon raporunda yerel yönetimlerde kayyım uygulanmasının kaldırılması, gösteri yürüyüşleri ve ifade özgürlüğü önündeki engellerin önüne geçilmesi ve AİHM kararlarının uygulanmasına yönelik ifadelere yer verildi.
'TÜRK-KÜRT KARDEŞLİĞİ'NDE CUMHURİYET DÖNEMİ YOK
Raporda yer alan Türk-Kürt kardeşliğine yönelik ifadelerde Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinden söz edilirken Türkiye Cumhuriyeti döneminin atlatıldığı ifadeler dikkat çekti. Komisyonun ortak raporunda geçen sözler şu şekilde:
''Türk-Kürt kardeşliğinin tarihî kökleri, kalıplara sığmayan bir sürekliliğe sahiptir. Anadolu’dan Mezopotamya’ya uzanan medeniyet havzasında kurulan şehirler, ticaret yolları, ilim merkezleri, vakıf geleneği ve yerel dayanışma ağları; farklı toplulukların birbirine eklemlenmesini sağlayan müşterek bir hayat düzeni üretmiştir. Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan devlet tecrübesi, güvenlik ve asayişi temin eden idari mekanizmalarla birlikte, örfi-hukuki teamüller üzerinden toplumsal düzeni tahkim etmiştir. Ortak pazarı, ortak emeği ve ortak sorumluluğu kuvvetlendirmiştir. Bu birikim, kardeşliğin; siyaseti, hukuku ve gündelik hayatı taşıyan bir müştereklik zemini olduğunu göstermektedir.
Türkler ve Kürtler aynı coğrafyanın sahipleri, aynı ülkenin yurttaşları, aynı inancın mensupları, aynı medeniyet ve kültürün varisleri, birlikte var olmuş kardeş ve kaderdaş halklardır.''
''KAYYIM'' UYGULAMASINA YÖNELİK ÖNERİ
Komisyon'un yerel yönetimlere ilişkin başlığında kayyım uygulamasının sonlandırılması ifadelerine yer verildi. Rapordaki başlık altında şu ifadeler geçiyor:
''Demokratik siyaset zeminini güçlendirmek amacıyla idari sistemin “daha demokratik ve hukuki standardı daha yüksek” bir şekilde organize edilmesi mümkündür.
''Anayasa’dan kaynaklanan idari vesayet yetkisinin demokratik toplum gereklerine uygun olarak kullanılması; başkanın kanunda yer alan sebeplerle görevden el çektirilmesi durumunda sadece belediye meclisi tarafından seçim yapılması hususunda mevzuatın düzenlenmesi önerilmektedir.''
''AİHM VE AYM KARARLARININ UYGULANMASI''
Raporda AİHM ve AYM kararlarının uygulanmasının belirtildiği maddelerde şunlar öne çıkıyor:
''Anayasa’mıza göre Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağladığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.
Türkiye’nin zorunlu yargı yetkisini kabul etmiş olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını icra etme oranı yaklaşık %90’dır. Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin kararları icra etme oranı ise yaklaşık %80’dir. Bu yüksek orana rağmen, Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti olma niteliğini perçinleme hususunda AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyulmasının önemi de ortadadır.
AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyumu temin edecek mevcut mekanizmalar güçlendirilmeli; ayrıca etkili yeni mekanizmalar oluşturulmalıdır. Kararlara uyumun sağlanması çerçevesinde, idarenin işlemlerinden ve yargının işleyişinden kaynaklanan engellerin kaldırılması önerilmektedir.''
GÖSTERİ YÜRÜYÜŞLERİ HAKKI VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ
Mevzuatın gözden geçirilmesi gerektiğine işaret eden rapor, gösteri yürüyüşleri hakkı ve ifade özgürlüğü açısından şu düzenlemeleri öneriyor:
''Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, hakkın özünü muhafaza edecek ve hürriyet alanını genişletecek şekilde yeniden düzenlenmelidir.
Şiddet içermeyen hiçbir fiil terör suçu olarak nitelendirilmemeli, ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemler terör suçu sayılmamalıdır.
Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu'nun, kanuni belirlilik ilkesi çerçevesinde ifade özgürlüğünü güçlendirecek şekilde revize edilmesi tavsiye edilmektedir.''
İNFAZ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK ÖNERİLERİ
Rapor, ceza hukuku ve infaz sistemine ilişkin önerileri şöyle:
''İnfaz mevzuatının; AİHM ve AYM içtihatları ile taraf olunan uluslararası sözleşmeler ışığında, infaz adaletini temel alacak şekilde yeniden ele alınması tavsiye edilmektedir.
Mahkûmların koşullu salıverilme şartları ve infaz sürelerinin, ceza hukukunun evrensel ilkeleri doğrultusunda daha adil, eşitlikçi ve bütüncül bir yaklaşımla düzenlenmesi öngörülmektedir.
Hasta ve yaşlı tutuklu/hükümlüler için yaşam hakkının önceliği vurgulanarak, "infaz ertelemesi" müessesesinin bu hassasiyetle değerlendirilmesi istenmektedir.
Cezaevleri idare ve gözlem kurullarının yapıları ile karar süreçlerinin, uygulamadaki aksaklıklar tespit edilerek gözden geçirilmesi önerilmektedir.
Tüm yargısal süreçlerde tutuksuz yargılamanın esas alınmasına özen gösterilmesi; tutuklamanın yalnızca kanundaki istisnai şartlara bağlı bir "istisna" olarak kalması için mevzuatın güncellenmesi hedeflenmektedir.''
KOMİSYON RAPORUNUN TAM METNİNE BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ.