Son Dakika... Bahçeli, CHP'ye yönelik operasyonları işaret etti: 'Hiç kimse dokunulmaz değildir'

Son Dakika... Bahçeli, CHP'ye yönelik operasyonları işaret etti: 'Hiç kimse dokunulmaz değildir'

31.03.2026 10:48:00
Güncellenme:
Haber Merkezi
Takip Et:
Son Dakika... Bahçeli, CHP'ye yönelik operasyonları işaret etti: 'Hiç kimse dokunulmaz değildir'

Son dakika gelişmesi... MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Bahçeli, "Görünen o ki Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyasal ve toplumsal ahlak anlayışı değişmiş ve erozyona uğramıştır. İltimas, yolsuzluk ve bunlarla iç içe geçmiş çarpık ilişki ağları derinleşmiştir. Ancak hiç kimse dokunulmaz değildir, hiçbir makam sorumsuzluk zırhı değildir" dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM'deki grup toplantısında konuştu.

ABD VE İSRAİL'İN SALDIRILARI

Bahçeli'nin açıklamalarının satır başları şöyle:

"Milliyetçi Hareket Partisi daha güçlü bir devlet ve daha müreffeh bir toplum için milli birlik ve bütünlüğün tahkim edildiği barış ve huzurun egemen olduğu bir Türkiye'yi Cumhur İttifakı birlikteliğinde hayata geçirme gayretindedir. Önümüzdeki günlerde yeni çalışma programlarıyla milletimize gidip daha çok gönle girmek için çaba göstereceğiz.

Emperyalist güçler insani duyarlılıkları yok saymaya ya da ortadan kaldırmaya çalışarak ağını genişletme çabasındadır. Maalesef bu gelişmeler Müslüman coğrafyaların adeta kaderi haline gelmiştir. Aktörler ve araçlar değişse de taraflar değişmiyor. Bir yanda sömürgeciler bir yanda mazlumlar. İdeolojik saplantıların ve Teolojik saplantıların hüküm sürdüğü İsrail'de istikrarsız, güvensiz ve marjinalize edilmiş gruplarla çatışmaların söz konusu olduğu bir durum vardır.

İsrail Gazze başta olmak üzere İran ve Lübnan başta olmak üzere saldırgan politikalarla bölgeyi çevrelemiştir. ABD'nin Orta Doğu politikasının İsrail tarafından esir alındığı algısı büyük bir öfkeye neden olmaktadır.

"TRUMP, TAMİRİ ZOR BİR YIKIM MEYDANA GETİRMİŞTİR"

Daha önce de ifade edildiği gibi dünya Yahudilerinin İsrail'in bu halinin sürdürülemez olduğunu ve Yahudiliğe zarar verdiğini görmesi ve bunu insanlığa ilan etmesi gerekmektedir. Bize göre İsrail antisemitizmi üreten yeni bir araç haline gelmiştir ve bu sapkınlıktan arındırılması dünya Yahudiliği için de oldukça önemli ve kaçınılmazdır. Artık İsrail'in Netanyahu'ya mahkum ve mecbur olmadığının, Netanyahu'nun politika ve yaklaşımlarının Yahudiliği temsil etmediğinin yüksek sesle haykırılması zamanı gelmiştir.

Orta Doğu'da bir rejim değişecekse bu İsrail olmalıdır. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump'ın kendi ülkesi dahil birçok ülkedeki savaş karşıtı protestoları dikkate alarak Netanyahu'yu ve İsrail'i sınırlandırması zorunluluk halini almıştır. Savaşları bitireceğim diyerek iktidara gelen Trump, bu savaşla kapanmayacak bir yara ve tamiri zor bir yıkım meydana getirmiştir.

Tüm bu cüretkar ve hesapsız saldırılar sürerken Türkiye olarak ayağımızı sağlam Anadolu'ya bastığımızı, gözümüzün ve kulağımızın ise Tebriz'de, Urumiye'de, Hemedan'da, Kerkük'te, Musul'da ve Erbil'de olduğunu dost da düşman da bilmelidir. Bizim için sadece bir komşu değil, din ve dil kardeşlerimizin ülkesidir. Tuğrul Bey'in Selçuklusu, Uzun Hasan'ın Akkoyunlusu, Nadir Şah'ın Afşarlısı, Şah İsmail'in Safevisi, İran bizim için Halaç'tır, Türkmen'dir, Kaşkay'dır. Türk'üyle, Fars'ıyla, Kürt'üyle ve Arap'ıyla kardeştir. Zaman, geçmişte yapılan yanlışlıkları, komşuluk ve kardeşlik hukukuna uymayan davranışları ve kendi içindeki hak mahrumiyetlerini bir kenara bırakıp bu ahlaksız saldırı karşısında haktan ve hukuktan yana olmak ve Siyonist zalimliğe karşı İran halkının yanında durma zamanıdır.

Çocukları öldüren, Gazze'yi on binlerce bombayla ve füzeyle yok eden, Kudüs'te mukaddeslere el süren, Lübnan'ı tarumar eden ve İslam ülkelerini birbirine düşüren bu şer ve fesat ittifakının karşısında durmak için insan olmak yeterlidir. Kaldı ki Türk milleti her zaman zalime karşı mazlumun yanında olmuştur. Savaşın uzamaması ve bir an önce ateşkesin sağlanması şüphesiz ki dünyanın geleceği için acil bir ihtiyaçtır. Ancak üzülerek ifade etmek gerekir ki savaşın yaygınlaşması petrol, doğal gaz ve bunların türev ürünleriyle gıda fiyatlarında artışa, Körfez'deki Arap coğrafyasından göçe, Lübnan'da geri döndürülemez bir yıkıma ve mahvolmaya, Kızıldeniz'de çatışmaya ve Babülmendep Boğazı'nın kapanmasına, Irak'ın yeni bir belirsizlik ve çatışma sürecine girmesine, İsrail'in tüm dünyadaki Yahudilerin hayatını riske atmasına ve Yahudi karşıtlığının yükselmesine ve radikalizmin köklerinin güçlenmesine sebep olacaktır. Bunun için diyorum ki dünya haksız ve hukuksuz saldırganlığın bedelinin ödenmediği bir yer olarak kalmamalıdır. Bebek, çocuk, kadın ve yaşlı demeden yapılan katliamların cezasız kaldığı bir dünya olmamalıdır. Dünya, rafinerilerin, gaz yataklarının, petrol üretim sahalarının ve elektrik santrallerinin vurulup çevre felaketlerine yol açanların serbestçe dolaşabildiği bir yere dönüşmemelidir. İnsan hak ve hürriyetlerine, emeğe, alın terine, gözyaşına, adalet ve eşitlik arayışına sırt çevirenlerin insafına asla terk edilmemelidir.

"DÜNYA, TÜRKİYE'NİN SAMİMİYETLE YÜRÜTTÜĞÜ DİPLOMATİK ÇABALARA SES VERMELİ"

O sebeple dünya, Türkiye'nin samimiyetle yürüttüğü diplomatik çabalara ses vermeli ve savaşa karşı ortak bir tavır geliştirme basiretini göstermelidir. Dünyanın mazlum ülkeleri ve yardım eli bekleyen insanlık umut aramaktadır. Bu nedenle Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı olarak milletimizin huzur ve refahını, sağlam ve egemenlik haklarımızı koruma sorumluluğumuzla birlikte İslam toplumlarına, Türk dünyasına ve bütün insanlığa adalet, ahlak ve akıl üçgeninde şekillenecek, ihmal edemeyeceğimiz sorumluluklarımız vardır.

"GEREKİRSE YEDİ DÜVELİ YİNE DENİZE DÖKERİZ VE DİZE GETİRİRİZ"

Lider ülke ve süper güç olma hedefine ulaşmış bir Türkiye, adalet esaslı medeniyet inşasıyla mazlum milletler ve küresel düzen için umut olacaktır. Hasımlığıyla hedefinde Türkiye olanlara diyorum ki, yüzyıl önce emperyalist masalarda çizilen haritaları ecdadımız nasıl yırtıp attıysa yine yırtarız, gerekirse yedi düveli yine denize dökeriz ve dize getiririz. Zira Namık Kemal’in dizeleriyle ecdadımızın heybeti maruftur, fıtrat değişir sanma o kan yine o kandır.

Değerli milletvekillerim, uluslararası gelişmelere bakıldığında küresel vicdanı rahatlatacak, insanlığın huzuru için umudumuzu kuvvetlendirecek ve geleceğe ümitle bakmamıza vesile olacak gelişmelerin yaşandığını ifade etmek pek mümkün görülmemektedir. Vahşi ve eli kanlı emperyalizm, kuralsızlık, hukuksuzluk ve ahlaksızlık örneklerinin yenilerini sergilemekten vazgeçmemektedir. Uluslararası sistem ağır yaralı haldedir ve adeta can çekişmektedir. Küresel dengelerin değiştiği, bölgesel fay hatlarının harekete geçtiği, siyasi ve ekonomik kırılmaların derinleştiği ağır bir buhran döneminden geçilmektedir. Kıvılcımı çıkan dünyada savaşlar, krizler ve hatta soykırımlar bile ne yazık ki kanıksanır hale gelmiştir. İnsanlık unutulmuş, Batı değerler sistemi hepten çökmüştür. Savaşların yayılması, uluslararası hukukun örselenmesi, enerji krizlerinin derinleşmesi, masum sivillerin hedef haline gelmesi insanlık vicdanının ağır bir imtihandan geçmesine neden olmaktadır. Korkarım ki dünya çok kutuplu bir gerilim sarmalına doğru hızla sürüklenmektedir. Beşikteki bebeklerin, okullardaki çocukların, hastanelerdeki yaşlıların acımasızca katledildiği bir dünyada yaşamak, insanlık değerlerini yaşatmayı varlık sebebi sayan bizim gibi asil milletler için tarifsiz bir hüzün vesilesidir. Bebek ve çocukların sesi kısılırken silah sesinin yükselmesi insanlık için utanç vericidir. Bu gidişat hayra alamet değildir ve buna dur demek 'insanım' diyen herkes için bir mecburiyet ve mesuliyettir.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail her canı istediğinde İran’a ya da tahakküm altına girmeyi reddeden herhangi bir başka ülkeye saldırma hakkına sahip değildir ve olmamalıdır. Nükleer tesislerin hedef alınması, enerji hatlarının işlevsiz bırakılması ve stratejik geçiş noktalarının kapanması gibi ihtimallerin gerçekleşmesi dünya ekonomisinden uluslararası güvenliğe kadar birçok alanda telafisi çok zor, belki de imkansız sonuçlar doğuracaktır. Hürmüz Boğazı başta olmak üzere kritik deniz yollarının tehlikeye girmesi enerji arzında ciddi kırılmalara neden olurken bu durum şimdiden yalnızca Türkiye gibi bölge ülkelerini değil küresel sistemi derinden sarsmaya başlamıştır. Nitekim Yemen’deki İran destekçisi Husilerin savaşa dahil olduklarını duyurmasıyla Hürmüz’den sonra Babülmendep Boğazı’nda da askeri hareketliliğin artması enerji güvenliği risklerini ve tedarik zinciri sorunlarını derinleştirebilecek niteliktedir. Daha da vahimi karşılıklı tehditlerin dozajının artması, diplomatik kanalların zayıflaması ve Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşların sessizliği ve etkisizliği kontrolsüz bir tırmanışın yaşanabileceğine işaret etmektedir. Nükleer silah kullanımına yönelik imalar bile insanlığı nasıl bir uçurumun kenarına sürüklendiğini açıkça göstermektedir. Bu çerçevede uluslararası toplumu sağduyuya, itidale ve sorumluluk bilinciyle hareket etmeye davet ediyoruz. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in oluşturduğu siyonist emperyalist cinayet şebekesinin aklını başına alması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.

"KIBRIS BİZİM İÇİN MİLLİ BİR DAVADIR"

Kıbrıs bizim için milli bir dava ve vazgeçilmez bir egemenlik meselesidir. Kimse KKTC'yi yalnız bırakmamızı beklemesin. Enerji arz güvenliğinden gıda tedarikine kadar uzanan geniş bir alanda belirsizlikler artmaktadır. Aramızdaki sevgi ve muhabbeti diri tutarak, ortak gelecek hedefiyle ay yıldızlı bayrağımızın gölgesinde aşamayacağımız hiçbir engel yoktur. Birlik ve beraberliğimiz vatan sevgisinde tezahür etmekte, korkma diye başlayan İstiklal marşımız ise zalime geçit vermemektedir.

Terörsüz Türkiye bölge istikrarına da katkı sağlayacaktır. Gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için uygun iklim oluşmuştur. Çevresi tüm saldırılarla kuşatılmışken en etkili silahımız olacaktır. Devlet ve millet hayatımızda kutup yıldızı gibi ufkumuzu aydınlatmıştır. Süreci provoke edecek eylemlerden kaçınma mecburiyeti vardır. Devletimizin şefkati gibi kudreti de her yere yetişebilecek güçtedir.

CHP'Yİ HEDEF ALDI

Açıkça ifade etmek isterim ki Türkiye’nin iç cephesini zayıflatmaya yönelik her söylem, her eylem ve her kışkırtma doğrudan doğruya milli güvenliğimizi hedef almaktadır. Türkiye Cumhuriyeti muhalefetin günübirlik polemikleriyle, ucuz siyasi hesaplarla, sığ tartışmalarla ve sorumsuz açıklamalarla yönetilebilecek bir ülke değildir. Hele hele böylesi hassas bir dönemde devletin yanında durmak yerine karşısında saf tutan, milli meselelerde dış mihrakların aklıyla konuşanların millet vicdanında karşılığı olmayacaktır. Her geçen gün yeni bir skandal habere konu olan CHP’li belediyeler maşeri vicdanı rahatsız etmektedir. Birbiri ardına ortaya saçılan rüşvet ve irtikap iddiaları hukuki bir mesele olmaktan çıkmış, siyasi yozlaşmanın Cumhuriyet Halk Partisi’nin her kademesine sirayet ettiğinin açık bir göstergesi haline gelmiştir. Bu vahim tablo kök salmış bir çarpık zihniyetin, çürümüş bir siyasi anlayışın ve yozlaşmış bir yönetim yapısının Cumhuriyet Halk Partisi’nde egemen olduğu izlenimini vermektedir. Şehrin emini olması gerekenler ne hazindir ki emanete hıyanet etmiş, yozlaşmanın zirvesine çıkmışlardır.

"HİÇ KİMSE DOKUNULMAZ DEĞİDİR"

Görünen o ki Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyasal ve toplumsal ahlak anlayışı değişmiş ve erozyona uğramıştır. İltimas, yolsuzluk ve bunlarla iç içe geçmiş çarpık ilişki ağları derinleşmiştir. Ancak hiç kimse dokunulmaz değildir, hiçbir makam sorumsuzluk zırhı değildir. Hukukun üstünlüğü esastır ve bu tür iddiaların sonuna kadar üzerine gidilmesi, sorumluların hesap vermesi kaçınılmazdır.

ÇÖZÜM SÜRECİ

Değerli milletvekilleri, milli birlik ve beraberliğin tesisi ortak değerler ve geçmiş üzerinde inşa edilen bir millet anlayışıyla ve müşterek bir gelecek yürüyüşüyle mümkün olabilecektir. Aramızdaki sevgi ve muhabbeti diri tutarak, kardeşlik bağlarımızı güçlendirerek ortak gelecek hedefiyle vatanımız üzerinde ay yıldızlı bayrağımızın gölgesinde bir ve beraber olduğumuz müddetçe aşamayacağımız hiçbir engel, üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir zorluk yoktur. Birlik ve beraberliğimiz vatan sevgisinde tezahür etmekte, bağımsızlığımızın sembolü ay yıldızlı albayrağımız dalgalandığı her yerde vücut bulmaktadır. 'Korkma' diye başlayan İstiklal Marşımız ise zulme ve zalime geçit vermemektedir.

 

Terörsüz Türkiye süreci Türkiye’de huzur ve barış ortamını kalıcı kılarken aynı zamanda bölgesel istikrara da katkı sağlamayı hedeflemektedir. Terörsüz Türkiye milli birlik ve kardeşlik projesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan ve önemli bir görev ifade eden Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarını tamamlamış, ortak komisyon raporu kabul edilmiş ve bir toplumsal mutabakat zemini ortaya çıkmıştır.