'Kent uzlaşısı' soruşturmaları kapsamında tutuklu bulunan CHP'li Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, 10 aydır süren tutukluluğuna ilişkin açık mektup yayımladı.
Mektubunda, tutuklanmasına ve kendisine yapılan suçlamalara değinen Şahan, Şişli Belediyesi'nde devam eden kayyum uygulamasına ilişkin de "İstanbul’un kalbinde, Cumhuriyet’in kuruluşunun nüvesi olan ilçede, çok sevdiğim Şişli’de kayyum var. Bunu herkesten önce benim vicdanım kabul etmiyor" diyerek tepki gösterdi.
Soruşturma kapsamında tutukluluğu devam eden tek belediye başkanı olduğuna ve ortada henüz iddianame bile olmadığına dikkat çeken Şahan, "Belki bu tutukluluk, 100 yıllık demokrasi mücadelesinde bir detay olarak görülebilir. Ama toplumda açılan vicdan yaraları derinleşirse; İnsanlar daha iyi bir geleceğe dair umudunu kaybederse; Hangi siyasetten gelirsek gelelim, genç kuşaklar olarak dünyada sözü olan, bölgede etkin, ulusal düzeyde aidiyeti güçlü bir ülkeyi birlikte kurmamız çok daha zorlaşır" ifadelerini kullandı:
Şahan'ın mektubu şöyle:
"Ben Resul Emrah Şahan.
2024 yerel seçimlerinde Şişli halkının tercihi, iradesi ve teveccühüyle seçilmiş bir belediye başkanı olmanın sorumluluğuyla; başta Şişli’ye, sonra İstanbul’a ve hukuksuzluklar karşısında vicdanı yaralanan milletimize bazı gerçekleri hatırlatmak istiyorum.
Zira hakikatin tanığı olan hafızamızı diri tutmalıyız. O nedenle başlayalım:
Bir şafak baskınıyla gözaltına alınmamın üzerinden 10 aydan fazla zaman geçti.
23 Mart 2025 günü tutuklandım.
Şişli Belediyesine kayyım atandı.
Hakkımdaki suçlama açık:
“Terör örgütüne yardım etmek.”
Peki bu yardımın delili ne?
Gizli tanık ifadeleri.
Ve iki siyasi partinin, kendi siyasi kurullarında aldığı seçim ittifakı kararının suç olarak gösterilmesi.
Bu tablo içinde, Sn. Ahmet Özer’in tahliyesinin ardından tahliyemi beklerken, Eylül 2025’te, son dakikada İBB İddianamesine eklenerek ikinci kez tutuklanmam —bu kez Şişli’de iş yapan müteahhitlerden alelacele alınan ifadelerle— yaşadığımız sürecin hukuki değil, siyasi olduğunu bir kez daha gösterdi.
Bu “yedek tutuklama”, adli sürecin geldiği noktayı bütün çıplaklığıyla ortaya koydu.
Sevgili dostlar;
Türkiye’nin 100 yıllık demokratik kültürü pek çok darboğazdan geçti.
Bugün içinde bulunduğumuz dönem de ağır bir eşiğe işaret ediyor.
Bu ülkenin ortak hafızası; farklı siyasal ve ahlaki kaynaklardan beslenen ama aynı vicdanda buluşan sözleri taşır.
Büyük yazar Yaşar Kemal’in açıkça ifade ettiği gibi:
“Bu ülke insanlık tarihinde çok uzun yaşamaya, hem de onuruyla yaşamaya layıktır.”
Bingöl’e emeğini vermiş, terör nedeniyle kanı bu topraklara düşmüş Milliyetçi Hareket Partili Belediye Başkanı Hikmet Tekin’in,
“Binlerce can verdiğimiz bu yüce vatan toprağına bir de Hikmet Tekin verseniz ne çıkar” sözleri; bu vatanın bedelini de, milletin haysiyetini de hepimize yeniden hatırlatır.
Refah Partisi geleneğinden gelen ve birlik içinde mücadeleyi savunan Fethullah Erbaş’ın sade ama derin cümlesi ise aynı hakikati tamamlar:
“Ne Türk Kürt’süz, ne Kürt Türk’süz yapabilir.”
Devletin bekasını, milletin haysiyetini ayakta tutan şey; işte bu sorumluluk duygusu, bu adalet arayışı ve bu birlikte yaşama iradesidir.
Bugün İstanbul’un kalbinde, Cumhuriyet’in kuruluşunun nüvesi olan ilçede, çok sevdiğim Şişli’de kayyum var. Bunu herkesten önce benim vicdanım kabul etmiyor.
Bugün hukuk dili, cetvelle değil; beka duygusuyla çizilmiş sınırlarımız içinde, “Batı illerindeki Kürtler” söylemini kullanarak ayrımcılığı yeniden üreten tehlikeli bir eşiği zorluyor.
Bugün, değişim vaadiyle yola çıkan CHP’nin, yeniden millet olma sorumluluğuyla kurduğu Türkiye İttifakı siyasetinin terörle ilişkilendirilmesi gibi derin bir hukuki çelişkiyle karşı karşıyayız.
Bugün büyük bir siyasi kuraklık içindeyiz.
Bu kuraklığa umut olacak genç siyasetçilerin, belediye başkanlarının, yerel demokrasiden filizlenen değişim talebinin kökünü kurutmak isteyen bir karanlıkla yüz yüzeyiz.
İşte bu karanlığa karşı hafızamızı diri tutalım.
Ben, Resul Emrah Şahan.
Cumhuriyet’in hak ve hukuk bilinciyle yetişmiş bir yurttaş olmanın sorumluluğunu taşıyan bir belediye başkanıyım.
CHP’nin en güçlü olduğu yerde, siyasi güce yaslanıp oturmayan; durmaksızın çalışan, hizmet üreten, sorun çözen; adil ve kalıcı bir kent inşa etmeye çalışan bir başkanım.
11 ay boyunca; meclisimizle, ekibimizle, siyaset anlayışımızla yurttaşımızın yüzüne, ihtiyacına ve geleceğine baktık.
Bugün ise neredeyse 11 aydır Kent Uzlaşısı soruşturmaları içinde tutuklu tek belediye başkanıyım. Henüz iddianamem bile yok.
Belki bu tutukluluk, 100 yıllık demokrasi mücadelesinde bir detay olarak görülebilir.
Ama toplumda açılan vicdan yaraları derinleşirse;
İnsanlar daha iyi bir geleceğe dair umudunu kaybederse;
Hangi siyasetten gelirsek gelelim, genç kuşaklar olarak dünyada sözü olan, bölgede etkin, ulusal düzeyde aidiyeti güçlü bir ülkeyi birlikte kurmamız çok daha zorlaşır.
Biz bu ülkeyi korkuyla değil, vicdanla büyüttük.
İnkârla değil, yüzleşmeyle ayakta tuttuk.
Dışlayarak değil, yan yana durarak var ettik.
Bugün ihtiyacımız olan şey; birbirimizi suçlamak değil, birbirimizin hakkını savunmaktır.
Çünkü demokrasi yalnızca sandık günü değil; milli iradeye sahip çıkılan her gündür."