Amerika'nın New York şehrinde tekstil işçisi kadınlar eşit ücret ve insanca çalışma koşulları talebiyle 8 Mart 1857’de direniş başlattı. O gün kadınların insan hakları mücadelesinin tarihsel dönüm noktalarından biri oldu. Birleşmiş Milletler 1977 yılında 8 Mart’ı resmen “Dünya Kadınlar Günü” olarak ilan etti. 29 Ekim Kadınları Derneği Başkanı Şenal Sarıhan, 8 Mart Kadınlar Günü nedeniyle yazılı açıklama yaptı. 8 Mart’ın kadınların sürdürdüğü eşitlik ve özgürlük mücadelesinin simgesi olduğunu söyleyen Sarıhan, “8 Mart, eşitlik, özgürlük ve adalet taleplerimizi dünyanın dört bir yanındaki kadınlarla omuz omuza, sınırları aşan bir dayanışmayla ve kararlılıkla haykırdığımız; susmadığımız, geri adım atmadığımız bir mücadele günüdür. Bugün hâlâ kadınlar hem kamusal alanda hem çalışma yaşamında sistematik eşitsizliklerle karşı karşıyadır. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre kadınların işgücüne katılım oranı erkeklerin çok gerisindedir. Çalışma çağındaki kadınların sadece yüzde 20’si kayıtlı ve tam zamanlı işlerde çalışabilmektedir. İşsizlik, güvencesiz ve kayıt dışı çalışma kadınlar açısından daha yaygındır. Aynı işi yapan kadınlar ücret eşitsizliğiyle karşı karşıya kalmaktadır. Yükselme ve yönetici pozisyonlarında ise sistematik biçimde dışlanmaktadır” dedi.
‘İKTİDARIN ZİHNİYETİYLE DERİNLEŞEN BİR SORUN’
Bakım yükünün kadınların üzerinde olmasının çalışma yaşamına katılmanın önündeki en büyük engellerden biri olduğunu ifade eden Sarıhan, “Kadınlar günde ortalama 4 saatten fazla zamanı bakım emeğine ve ev işlerine ayırırken erkekler bunun yalnızca yaklaşık bir saatini üstlenmektedir. Bu eşitsiz iş bölümü, kadınları katmanlı yük altında bırakmakta; ekonomik bağımsızlıktan uzaklaştırmakta ve sosyal güvenlik sisteminin dışına itmektedir. Kadına yönelik şiddet, en ağır insan hakkı ihlallerinden biridir ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sonucudur. Kadınlar yalnızca ekonomik eşitsizlikle değil, yaşam hakkını tehdit eden erkek şiddetiyle de karşı karşıyadır. Her yıl yüzlerce kadın, erkekler tarafından öldürülmekte; binlercesi fiziksel, psikolojik, ekonomik ve dijital şiddete maruz bırakılmaktadır. Cezasızlık politikaları koruma mekanizmalarının yetersizliği ve iktidarın zihniyetiyle derinleşen bir sorundur. Kadınların özgür ve eşit bireyler olarak var olabilmesinin teminatı laikliktir; bu nedenle laikliğin savunulması kadın haklarının savunulmasının ayrılmaz bir parçasıdır” diye konuştu.
‘BİLİNÇLİ BİR MÜDAHALE’
Laik ve demokratik hukuk devletinin, kadınların eşit yurttaşlık haklarının güvencesi olduğunu kaydeden Sarıhan, “Laiklik; kadınların bedeni, kimliği ve yaşam tarzı üzerinde hiçbir dinsel ya da ideolojik tahakküm kurulamayacağı anlamına gelir. Ancak anayasa ve kanunlardaki söz konusu güvenceler uygulamada daralmış durumdadır. Ülkemizde yaşayan bir kısım insan, kadın ve çocuklarımızın yaşam dahil bütün haklarını hiçe sayan bir yaşam kurmak gayretindeler. En son örneğini birkaç gün içinde acıyla yaşadık. Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki çocuğu Hira ne yazık ki denetimsiz kalan hatta korunan tarikat üyeleri tarafından hayattan koparıldılar. Bütün bu yaşananlar, kadınların eğitim hakkını, çalışma hakkını ve karar mekanizmalarında yer alma hakkını sistematik biçimde budamakta; eşit yurttaşlık ilkesini zedelemektedir. Kadınları özgür ve bağımsız bireyler olarak değil, itaatkâr ve sınırları çizilmiş roller içinde tanımlayan bu anlayış, kazanılmış haklarımızı geriye götürmeye yönelik bilinçli bir müdahaledir” ifadelerini kullandı.
‘SAVAŞLARDA KAYBOLAN KADIN, ÇOCUK YAŞAMIDIR’
Savaşlarda asıl kaybolan kadınların, çocukların hakları ve yaşamları olduğunu belirten Sarıhan sözlerine şöyle devam etti: "Bu nedenle barışın sağlanması, sadece çatışmaları sona erdirmek değil, kadınların eşit, güvenli ve onurlu bir yaşam hakkını teminat altına almak anlamına gelir. Kadınların kamusal alandan dışlanmasına, emeğinin değersizleştirilmesine, laiklik karşıtı uygulamalarla yaşam tarzlarına müdahale edilmesine ve sendikal baskılara karşı yürütülen mücadele; demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti mücadelesidir. Bugün; işyerlerinde mobbing, ayrımcılık ve güvencesiz çalışma biçimlerine karşı; eşit işe eşit ücret, güvenceli istihdam ve karar mekanizmalarında eşit temsil talebimizi yükseltiyoruz! Savaşların ve çatışmaların yarattığı yıkım ve şiddete ve iklim krizinin kadınların yaşamını giderek daha da zorlaştıran etkilerine karşı sesimizi yükseltiyoruz Bizler; şiddetsiz bir yaşam, güvenceli bir iş, eşit ücret, eşit temsil ve eşit yurttaşlık hakkı için mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz. Yaşamlarımızdan, emeğimizden ve haklarımızdan vazgeçmiyoruz. Yaşasın 8 Mart! Yaşasın kadın dayanışması’! Yaşasın örgütlü mücadelemiz!"