Muğla’nın Milas ilçesinde, kömür maden sahasını genişletmek amacıyla "acele kamulaştırma" kararı sonrası yapılan keşfe tepki gösteren İkizköy Çevre Komitesi üyesi Esra Işık’ın tutuklandığı gün arsalarında keşif yapıldığı ortaya çıktı.
İkizköy direnişçilerinden Esra Işık'ın cezaevine gönderilmesinin yankıları sürerken, ailenin avukatları Av. Arif Ali Cangı ve Av. İpek Sarıca imzalı yapılan açıklamada, İkizköy Mahallesi Muhtarı Nejla Işık’ın eşi ve tutuklanan Esra Işık’ın babası olan Ali İhsan Işık'a ait 448 numaralı parsel, acele kamulaştırma listesinde 425. sırada olduğu bu taşınmazın üzerinde ailenin konutu, ahırı ve bahçesi bulunduğu bildirildi.
Söz konusu kamulaştırma kararının iptali istemiyle Danıştay 6. Dairesi’nde yürütmenin durdurulması talebiyle dava açıldı ve dosya karar aşamasına geldi.
ESRA TUTUKLANDIĞI GÜN KEŞİF YAPTILAR
Milas 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde değer tespiti ve el koyma davaları açılması üzerine avukatlar, 21 Mart 2026'da mahkemeye başvurarak Danıştay'ın vereceği kararın beklenmesini ve tüm işlemlerden kendilerine bilgi verilmesini talep etti.
Ancak buna rağmen UYAP sistemi üzerinden dosya avukatlara açılmadı, keşif tarihi ve bilirkişi atamaları gizlendi. 27 Mart 2026 tarihinde mahkeme kalemi, dosyanın henüz tensip aşamasında olduğunu ve keşif tarihinin belirlenmediğini bildirdi. Ancak tam da Esra Işık'ın tutuklandığı 31 Mart 2026 tarihinde, aile Milas Adliyesi'nde hakimlikten çıkacak kararı beklerken, hiçbir bildirim yapılmaksızın söz konusu taşınmazda keşif gerçekleştirildi. Evde kimsenin olmadığı, ailenin kızları Esra’ya destek için Milas’ta olduğu sırada keşfin yapıldığı öğrenildi.
"TESADÜF OLAMAZ, İNTİKAM VE GÖZDAĞI"
Keşif zaptına düşülen not ise Karacahisar Mahallesinde 147 adet keşif yapıldığı, İkizköy Mahallesinde ise sadece 1 adet keşif yapıldı.
O tek keşfin de Işık ailesinin yaşadığı, hayvanlarının ve bahçelerinin olduğu arazilerde yapıldı. İşlemin kasıtlı olarak o gün yapıldığını bildiren avukatlar, “Müvekkil ve ailesinin en kırılgan olduğu anda, savunma imkânı ortadan kaldırılarak gerçekleştirilen bu işlemin hukuka ve vicdana sığar bir yanı yoktur. Müvekkilin yokluğunu fırsata çevirmeye çalışan, biz avukatlarından kaçırılarak yapılan bu işlemin hukuken yok hükmündedir. ‘Keşif’ olduğu iddia edilen bu işlem, yalnızca bir kamulaştırma işlemi değil; aynı zamanda müvekkillere ve İkizköy’de direnenlere verilen bir gözdağıdır. Müvekkilin kızının tutuklandığı gün seçilerek yapılan bu işlem, tesadüf olarak açıklanamayacak kadar bilinçli ve zamanlaması itibariyle manidardır. Bu nedenle, yaşananlar yargısal bir işlem olmanın ötesine geçmiş; intikam duygusuyla hareket edildiğine dair güçlü bir izlenim yaratmıştır” dedi.
"MESELE SADECE MÜVEKKİLİMİZİN MESELESİ DEĞİLDİR"
Durumun “sindirme politikası” olarak yorumlayan avukatlar, “Hukukun en temel ilkelerinin askıya alındığı, savunma hakkının fiilen yok sayıldığı ve insanların en zor anlarının dikkate alındığı bu yaklaşım; bir yargılama pratiği olamaz, peşinen cezalandırma yöntemidir. Bu yol açıkça güç kullanarak sindirme operasyonudur. Ancak bilinmelidir ki, hukuk her zaman kayda geçirir. Bugün görmezden gelinenler, yarın mutlaka hatırlanır. Atılan her adım, alınan her karar ve yapılan her işlem bir gün kendi ağırlığıyla yeniden değerlendirilecektir. Çünkü hiçbir hukuksuzluk, sonsuza kadar karşılıksız kalmayacaktır. Yargıya güveni bu derece ortadan kaldırmaya, hukuksal güvensizlik yaratmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Müvekkillerimizle birlikte biz illa ki hukuk, illa ki adalet ve tüm yaşamın korunması diyerek mücadelemizi sürdüreceğiz. Mesele sadece müvekkilimizin ve İkizköylüler’in meselesi değildir, adım adım tüm toplumun hukuk güvenliğinin ortadan kaldırılmasıdır” ifadelerini kullandı.
