İktidarın İstanbul Sözleşmesi’ni feshetmesinin üzerinden beş yıl geçti

İktidarın İstanbul Sözleşmesi’ni feshetmesinin üzerinden beş yıl geçti

1.07.2026 04:00:00
Güncellenme:
Rengin Temoçin
Takip Et:
İktidarın İstanbul Sözleşmesi’ni feshetmesinin üzerinden beş yıl geçti

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının üzerinden geçen beş yılda en az 1605 kadın öldürüldü, 1294 kadın ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdi; kadın örgütleri ve hukukçular, şiddetle mücadelede etkin bir koruma mekanizması için Türkiye’nin yeniden sözleşmeye taraf olması çağrısını yineledi.

Kadın örgütleri ve hukukçuları kadın cinayetlerindeki artışa dikkat çekerek Türkiye’nin yeniden sözleşmeye tarafı olması için çağrıda bulundu.

Kadınların yaşam güvencesi olan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının üzerinden beş yıl geçti. Türkiye, cumhurbaşkanı kararıyla İstanbul Sözleşmesi’nden resmi olarak 1 Temmuz 2021 itibarıyla çıktı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre sözleşmeden çıkılmasından bu yana en az 1605 kadın öldürüldü, 1294 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Kadın örgütleri ve hukukçular, geçen sürede yaşanan kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümlerinin arttığını, şiddetle mücadelede etkin politikaların önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirterek Türkiye’nin yeniden İstanbul Sözleşmesi’ne taraf olması çağrısında bulundu.

29 Ekim Kadınları Derneği Genel Başkanı Şenal Sarıhan, “Kadınların yaşam haklarını güvence altına alan ve şiddetten korunmalarını sağlayan bir sözleşmedir. Üstelik de bu sözleşmeyi imzalayan iktidar tarafından, o iktidar yürürlükteyken bu sözleşmeden vazgeçildi. Bu durum ilk imzada çok samimi olmadıklarını, esas olarak kadın hareketinin mücadelesine boyun eğmek durumunda kaldıklarını, bu sebeple samimi olmayan bir tutumla imzalamış olduklarını göstermektedir.” dedi. “Aslında İstanbul Sözleşmesi’ni esas alan 6284 sayılı yasa yürürlüktedir” diyen Sarıhan, “Onu koruması gereken düzenlemeler de yürürlüktedir fakat fiilen ortada hem mahkeme kararlarında hem de sokakta şiddetin görmezden gelindiği, sokakta ise şiddetin alabildiğine arttığı, özellikle kadın cinayetlerine doğru evrildiği ve bu sayının binleri aştığı görülmektedir. Mücadele sürecek ve İstanbul Sözleşmesi mutlaka bir gün yeniden Türkiye’nin kabul ettiği bir sözleşme olarak yürürlükte olacaktır, bu inançtayız” ifadelerini kullandı.

FAİLLERİ CESARETLENDİRDİ 

Eşitlik İçin Kadın Platformu Üyesi avukat Selin Nakıpoğlu da “İstanbul Sözleşmesi’nin en önemli özelliği, kadına yönelik şiddeti bireysel bir mesele olarak değil, devletin önlemekle yükümlü olduğu yapısal bir insan hakları ihlali olarak tanımlamasıdır. Devlete; önleme, koruma, etkin soruşturma ve failleri cezalandırma yükümlülüğü yükler” dedi. Nakıpoğlu sözlerini şekilde sürdürdü: “Bugün geldiğimiz noktada kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri azalmadığı gibi, cezasızlık algısı derinleşmiş durumda. Elbette her kadın cinayetini yalnızca sözleşmeden çekilmeye bağlamak hukuken doğru olmaz. Ancak sözleşmeden çekilme kararı, erkek şiddetiyle mücadelede geri adım atıldığı yönünde çok güçlü bir siyasi mesaj vermiştir”

Nakıpoğlu, İstanbul Sözleşmesi’nin kadına yönelik şiddeti münferit olaylar değil, ayrımcılık ve eşitsizliğin sonucu olarak ele aldığını belirterek sözleşmenin devletlere şiddeti önleme, mağdurları koruma, failleri cezalandırma ve bütüncül politikalar geliştirme yükümlülüğü getirdiğini söyledi. Türkiye’nin yeniden sözleşmeye taraf olmasının hem kadınların yaşam hakkına verilen önemi göstereceğini hem de hukuki ve toplumsal açıdan kritik bir adım olacağını vurguladı. Nakıpoğlu, “Kadına yönelik erkek şiddeti kader, münferit ve özel hayat meselesi değildir. Kadınların yaşam hakkını koruyan mekanizmaların güçlendirilmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin tüm kamu politikalarının merkezine yerleştirilmesi ve İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe konması, kadınların yaşam hakkı açısından vazgeçilmez adımlardır. Çünkü kadınların yaşam hakkı, hiçbir siyasi tartışmanın konusu olamaz” dedi.