İletişim Emekçileri Dayanışma Ağı (İEDA) Ankara’da bugün bir araya geldi. Kızılay’da yapılan panel formatındaki toplantıda hem tutuklu gazeteciler konuşuldu hem de dışarıdaki gazetecilerin yargı ve diğer alanlarda karşılaşabilecekleri sorunlara karşı yol haritaları anlatıldı. Konuşmacılar İEDA avukatı Eren Değirmenci ile Gazeteciler Cemiyeti avukatı Gökhan Tekşen’di.
‘GAZETECİLİK SUÇ OLDU’
Avukat Tekşen, “Çok ünlü bir slogan var: Gazetecilik suç değildir. Şu an bizatihi yaptığınız iş, gazetecilik faaliyeti, suç gibi addedilip soruşturmalara konu ediliyor. Bugün bu dayanışmayı gösterdiğimiz tutuklu gazeteciler Alican Uludağ, İsmail Arı ve Merdan Yanardağ’ın habercilik faaliyeti dışında hiçbir şeyini göremiyorsunuz. Daha önce bu tip olaylarda bir örgüte bağlama çabası vardı. Bugün ise fiil olarak önümüze gelen şeylerin tamamı bir gazetecilik faaliyeti ve haberlerin içeriği soruluyor” dedi.
‘TELE1’E BİÇİLEN FİYAT TALAN FİYATI’
TELE1 davasından bahseden Tekşen, “Merdan Bey'in ‘casusluk’ diye adlandırılan faaliyetlerinin hiçbirinin hukukta karşılığının olmadığını, hukukla alakası olmayan, sadece okuma yazma bilen herkes anlayabilir. Buradaki temel amaç neydi? TELE1 gibi bağımsız, sermaye yapısından uzak, patronsuz diyebileceğimiz, gazetecilerin ortak emeğiyle kurulmuş ve sol bir yayın olarak, muhalif bir yayın olarak görülen bir yere el koymaktı. TELE1’e baskı öyle bir seviyeye gelmişti ki RTÜK lisans iptal edecek mi etmeyecek mi tartışması yaşanıyordu. Çünkü aldığı yayın cezaları sınıra ulaşmıştı. Sonra bir bakıldı ki yayın lisansı çok değerli bir şey… Bugün TELE1’in sahip olduğu lisansın piyasa değeri yaklaşık 2 milyon dolar. İhale bedeli ise yalnızca 27 milyon Türk lirası oldu. Yani Ankara’nın yeni yapılan inşaatlarında ortalama 3+1 ev gibi bir fiyata denk geliyor. Merdan Bey de ‘Bir yağma fiyatı’ dedi. Doğru. Talan fiyatıdır. Ve hakkında hiçbir hüküm olmadan, daha ifadesi bile alınmamışken TELE1'e kayyum atanıp, arkadaşlarımız işsiz bırakıldı. Yayınlar kesildi. Şu anda müthiş bir sermaye el değişimine doğru gidiliyor” sözlerini kullandı.
‘BİRİKMİŞ ÖFKENİN TEZAHÜRÜ’
Tutuklu gazeteciler Alican Uludağ ve İsmail Arı ile ilgili ise, “Birikmiş öfkenin tezahürü” diyen Tekşen, “Hiçbir şey bulamayıp, biriktirip biriktirip, yaptıkları gazetecilerin toplam bedelini bir yerde ödetme meselesi var. Bugün yaşadığımızın hukukla izah edilebilir bir yanı yok. Bu bir intikam hukuku” dedi.
‘GAZETECİLERİN KAYNAĞINI ÖĞRENMEK İSTİYORLAR’
Tekşen, soruşturma makamlarının gazetecilerin kaynağına ulaşma çabasına son dönemde sıkça rastladıklarını da kaydederken, “Benim bizzat yaşadığım Tolga Şardan vakası var. ‘Kaynağınız kim’ diye basın savcısı sordu. Dedik ki, ‘Bunu söylemek zorunda değiliz. Bu evrensel bir normdur, standarttır. Haber kaynağı açıklanmaz, açıkladığınızda bu meslek yapılamaz. Siz de bunu soramazsınız’. Bir de Barış Terkoğlu'nun cep telefonuna el koyup kaynağını sordular. O da paylaşmadı. Her ikisi de şu an serbest ama bu bir baskılama yöntemine döndü. ‘Haber kaynağınızı açıklayın, haber kaynağınızı açıklayın’. Açıklamak zorunda değilsiniz” diye konuştu.
MEKTUPLAR YAZILDI
Etkinlikte Avukat Eren Değirmenci ise, basın iş kanunundan hareketle, gazetecilerin çalıştıkları işyerlerindeki haklarını ve bunları nasıl kullanabileceklerini anlattı. Hem Değirmenci hem de Tekşen, gazetecilerin daha iyi koşullarda çalışabilmesi için örgütlülüğün öneminin altını çizdi. Toplantıdan sonra ise katılımcılar, cezaevindeki gazetecilere mektuplar yazdı.
