Kocaeli’deki kozmetik fabrikası faciasında ikinci celse: 'İşçilerin yaşamı hiçe sayıldı'

Kocaeli’deki kozmetik fabrikası faciasında ikinci celse: 'İşçilerin yaşamı hiçe sayıldı'

20.05.2026 07:38:00
Güncellenme:
Ufuk Sepetci
Takip Et:
Kocaeli’deki kozmetik fabrikası faciasında ikinci celse: 'İşçilerin yaşamı hiçe sayıldı'

Dilovası ilçesindeki kozmetik fabrikasında çıkan ve 7 kişinin ölümüne yol açan yangına ilişkin davanın ikinci celsesi bugün görülüyor. Dava öncesi açıklamalarda bulunan avukat Kerim Bütün, dosyadaki deliller ışığında fabrika sahiplerinin “olası kastla öldürme” suçundan cezalandırılması gerektiğini belirtti. Duruşma yarın devam edecek.

Kocaeli’nin Dilovası ilçesindeki kozmetik fabrikasında çıkan ve üçü çocuk yedi işçinin yaşamını yitirdiği yangına ilişkin 16 kişinin yargılandığı davanın ikinci celsesi bugün Kandıra Cezaevi Kampüsü’nde başladı.

Cumhuriyet, mahkemeden gelişmeleri anlık olarak bildiriyor. 

18.04 | DİLOVASI ERTELEDİ

Duruşmaya verilen aranın ardından tanık savunmaları ile devam etti. SEGBİS sisteminde yaşanan sorunlar kaynaklı duruşma yarın 14.00’a ertelendi.

14.20 | ÇOCUK İŞÇİ KONUŞTU: “SİGORTAM YOKTU, EKİPMAN VERİLMEDİ”

Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde bulunan Ravive Kozmetik fabrikasında çıkan ve üçü çocuk yedi işçinin yaşamını yitirdiği patlamaya ilişkin davanın ikinci celsesinde dinlenen çocuk işçi Z.H., fabrikadaki çalışma koşullarını anlattı. Z.H., hiçbir iş güvenliği önlemi olmadan çalıştırıldıklarını belirterek “Bugüne kadar koruyucu ekipman verilmedi, herhangi bir iş güvenliği eğitimi almadık” dedi.

Patlamanın meydana geldiği fabrikada yaklaşık 2,5 yıl çocuk işçi olarak çalıştığını söyleyen Z.H., “15 yaşında orada işe başladım. Beni işe Kurtuluş Oransal aldı” ifadelerini kullandı.

“PATLAMA ALANINA GELİP KARIŞIM YAPIYORDU”

Mahkemede verdiği ifadede, Kurtuluş Oransal’ın oğlu İsmail Oransal’ın da üretim sürecinde aktif rol aldığını anlatan Z.H., “İsmail Oransal patlamanın bulunduğu yere gelip karışım yapardı” dedi.

Olay günü paketleme ve etiketleme bölümünde çalıştığını belirten Z.H., “Parfüm şişeleri için paketleme ve etiketleme işi yapıyordum. Kapının girişinde olduğum için yaralı kurtuldum” diye konuştu.

Sigortasız çalıştırıldığını söyleyen çocuk işçi, günlük 800 TL ücret aldığını ifade etti. Z.H., belediye zabıtalarının da sık sık fabrikaya geldiğini belirterek “Belediyeden zabıta görevlileri sıklıkla gelip parfümlerini alıp gidiyordu” dedi.

BAKANLIK DAVAYA KATILDI

Davanın görüldüğü Kandıra Cezaevi Kampüsü’nde mahkeme heyeti ara kararını da açıkladı. Mahkeme, yaklaşık altı aydır firari olan ve “suçu ve suçluyu kayırma” suçlamasıyla yargılanan sanık Abdurrahman Bayat’ın savunma yapmamasını dikkate alarak tutuklanmasına karar verdi.

Öte yandan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın davaya katılma talebi mahkeme tarafından kabul edildi.

Mahkeme heyeti ayrıca sanık Aleyna Oransal’ın sağlık durumu ve gebeliği nedeniyle cezaevinde kalıp kalamayacağına ilişkin Kocaeli Şehir Hastanesi’nden rapor alınmasına karar verdi. Duruşma 15.30’da devam edecek.

11.35 | DURUŞMA BAŞLADI

Tutuklu sanıkların salona getirilmesiyle beraber kimlik tespitiyle duruşma başladı.

Bugün tanıkların dinlenmesi bekleniyor.

İlk duruşması dört gün süren davada mahkemenin, “sanık ve müşteki sayısının fazlalığı” gerekçesiyle yargılamayı Kandıra Cezaevi Kampüsü’ne taşıması ailelerin tepkisine neden olmuştu.

Aileler ve avukatların duruşmaların Gebze Adliyesi’nde görülmesine yönelik talepleri ise mahkeme başkanı tarafından reddedilmişti.

Üç gün sürmesi beklenen kritik celse öncesinde dava avukatlarından Avukatın Sesi İnisiyatifi (ASİ) üyesi avukat Kerim Bütün gazetemize konuştu.

“İŞÇİLERE YEMEK BİLE ÇOK GÖRÜLDÜ”

Dilovası’ndaki katliama ilişkin davanın Kandıra Cezaevi Kampüsü’nde görülen ilk duruşmasında mahkemenin, parfüm fabrikasının sahipleri ile diğer tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdiğini anımsatan Bütün, patronların kaçmasına yardım ettiği iddiasıyla yargılanan bir kişi hakkında ise tahliye kararı verildiğini söyledi.

Dosyada yer alan tabloyu “insanlık dışı çalışma düzeni” olarak tanımlayan Bütün, “İşçilere öğle yemeğinin dahi çok görüldüğü, koruyucu ekipman verilmediği, hiçbir iş sağlığı ve güvenliği önleminin alınmadığı, yangın merdiveninin bulunmadığı, denetime gelen kamu görevlilerinin hediye parfüm ve kozmetik ürünler karşılığında yani rüşvet alarak denetim yapmadan fabrikadan ayrıldığı, ÇED raporunun bulunmadığı ve patronların işçilerin yaşamını hiçe sayarak servetlerine servet kattıkları açıkça ortaya çıktı” dedi.

“OLASI KASTTAN YARGILANMALILAR”

Dosyadaki deliller ışığında fabrika sahiplerinin “olası kastla öldürme” suçundan cezalandırılması gerektiğini belirten Bütün, “Bu, adaletin ve hukukun gereğidir” ifadelerini kullandı.

Bütün, dosyada sorumluluğu bulunduğunu savunduğu Ali Osman Akat’a ilişkin de dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Akat’ın sorumluluktan kaçmaya çalıştığını öne süren Bütün, “’Ben büyük balinayım’ ve ‘Sesim basiretli tacir gibi geliyor mu’ diyerek acılı ailelerle alay eden, Süleyman Soylu ile olan fotoğrafına güvenen Ali Osman Akat da ölümlerden sorumludur” diye konuştu.

“AİLELER ADLİYEYE ULAŞAMIYOR”

Aralarında kanser hastalarının da bulunduğu müşteki yakınlarının, duruşmaların Kandıra’da görülmesi nedeniyle ulaşım ve iletişim konusunda ciddi zorluklar yaşadığını aktaran Bütün, buna karşın ikinci duruşmanın da Kandıra Cezaevi Kampüsü’nde görüleceğini söyledi. Karara ilişkin itirazlarını yeniden sunacaklarını belirten Bütün, kamuoyuna da çağrıda bulunarak herkesi bugün görülecek duruşmaya katılmaya ve ailelerin adalet mücadelesine destek vermeye davet etti.

“KATLİAMI CEZAEVİNE HAPSETMEK İSTİYORLAR”

Duruşma öncesinde Kandıra Cezaevi Kampüsü önünde açıklama yapan DGD-Sen Genel Başkanı Neslihan Acar, katliamın ardından da “aynı hukuksuzluk, aynı cezasızlık ve aynı vurdumduymazlığın” sürdüğünü söyledi.

“YEDİ İŞÇİNİN KATLİAMI CEZAEVİNE HAPSEDİLİYOR”

Geçen duruşma öncesinde de yargılamanın Kandıra’da görülmesine itiraz ettiklerini anımsatan Acar, ailelerin ve duruşmayı takip etmek isteyenlerin cezaevi kampüsüne ulaşmasının mevcut koşullarda son derece zor olduğunu belirtti. Gebze Adliyesi’nde uygun bir salon bulunabileceğini kaydeden Acar, “Bütün iş cinayeti davalarında gördüğümüz muamelenin aynısı burada da yaşanıyor. Israrla bir cezaevi kampüsüne yedi işçinin katliamı hapsedilmeye çalışılıyor” dedi.

Dilovası’nda yaşananların tesadüf olmadığını ifade eden Acar, “Memleketin dört bir yanında gördüğümüz iş cinayetleri gibi bu katliamlar da devlet eliyle, patronlar eliyle, sermaye düzeniyle örgütleniyor” diye konuştu.

“İŞÇİLER HER GÜN ÖLÜMLE BURUN BURUNA”

Türkiye’de milyonlarca işçinin düşük ücretlerle, sigortasız ve güvencesiz çalıştırıldığını söyleyen Acar, denetimsizlik ve cezasızlık nedeniyle işçilerin her gün ölüm riskiyle karşı karşıya bırakıldığını vurguladı. Dilovası’ndaki katliamın ardından da yüzlerce işçinin gerekli önlemler alınmadığı için yaşamını yitirdiğini belirten Acar, kamuoyu baskısının önemine dikkat çekti.

“Bu duruşmaların takip edilmesi, kamuoyu baskısı yaratılması çok önemli” diyen Acar, “Eğer bu mahkemeler üzerinde basınç kuramazsak, katledilen yedi işçinin sesini bu salonlarda taşıyamazsak cezasızlığın çıkacağını adımız gibi biliyoruz” ifadelerini kullandı.

“GAYRETTEPE DAVASINDA DA AYNI TABLO”

İş cinayetlerine ilişkin davalarda benzer bir tabloyla karşılaşıldığını belirten Acar, iki gün önce görülen Gayrettepe davasının 14’üncü duruşmasını anımsatarak, “14 duruşmadır düzgün bilirkişi raporu hazırlamayan, hazırlamak istemeyen bir vicdansızlık ve sorumsuzlukla karşı karşıyayız” dedi.

Bugünkü duruşma öncesinde dayanışma gösteren sendikalara, siyasi partilere ve ailelere teşekkür eden Acar, adalet mücadelesini sürdüreceklerini söyledi.

Duruşma öncesinde yaşamını yitiren işçilerin aileleri adına yapılan açıklamada ise “Adalet yerini bulana kadar susmayacağız” denildi. Açıklamada, 8 Kasım 2025’te ruhsatsız, denetimsiz ve hiçbir işçi güvenliği önlemi alınmadan faaliyet gösteren Ravive Kozmetik’te meydana gelen patlamada üçü çocuk, altısı kadın yedi kişinin yaşamını yitirdiği anımsatıldı.

İlk duruşmada sanıkların katliamın sorumluluğunu üstlenmek yerine “itibarlı iş insanları” olduklarını anlatmaya çalıştıkları belirtilen açıklamada, “Katliamdan dolayı üzüntü duyduklarını gösteren bir tutum dahi almamışlardır. Aksine tüm sorumluluğu cezaevinde ölen Kurtuluş Oransal’a ve katliamda yaşamını yitiren Tuncay Yıldız’a yükleme gafletinde bulunmuşlardır” ifadelerine yer verildi.

“ALİ OSMAN AKAT DA YARGILANMALI”

Açıklamada, yalnızca şirket sahipleri ve iş güvenliği uzmanlarının değil, şirket ortakları ve bağlantılı firmaların da yargılanması gerektiği vurgulandı. Ravive ve Lykke Kozmetik ile iş yapan Ali Osman Akat’ın da sorumlular arasında olduğu belirtilen açıklamada, “Ali Osman Akat, Ravive Kozmetik’in sahipleri olan yeğenleri ile birlikte şirketi yönetmiştir. Olası kastla öldürmekten yargılanmasını istiyoruz” denildi.

Lider Kozmetik ve Rebul Kozmetik gibi firmaların da “bu can pazarının doğrudan sorumlusu” olduğu belirtilen açıklamada, “Katledilen canlarımızın emekleriyle yaratılan zenginliği paylaşanlar henüz soruşturmaya dahil edilmemiştir” ifadeleri kullanıldı.

“KAMU GÖREVLİLERİNİ KİM KORUYOR?”

Aileler, kamu görevlilerine ilişkin soruşturmalarda ilerleme kaydedilmemesine de tepki gösterdi. Açıklamada, kaçak binaya ilişkin yıkım kararını uygulamayan belediye yetkilileri, denetim yapmayan Çalışma Bakanlığı müfettişleri ve diğer kamu görevlileri hakkında işlem yapılmadığı belirtilerek, “Kamu görevlilerini kim koruyor?” sorusu yöneltildi.

Yangının çıktığı fabrikaya yakın konumdaki İŞKUR çalışanlarının ve belediye yetkililerinin hâlâ görevde olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Patronlara ceza verelim, arkası kesilir diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Biz unutmayacağız. 20 yıl sürse de tüm sorumlular mahkeme önüne çıkana kadar bu davanın peşini bırakmayacağız” denildi.

“HAPİSHANE BİZİM GELECEĞİMİZ YER DEĞİL”

Duruşmanın Gebze Adliyesi yerine Kandıra Cezaevi Kampüsü’nde görülmesine tepki gösterilen açıklamada, bunun davayı kamuoyundan uzaklaştırma amacı taşıdığı savunuldu. Açıklamada, “18 yaşından küçük çocuklarını, annelerini ve kardeşlerini kaybeden aileler olarak soruyoruz; kimi kimden koruyorsunuz?” denildi.

Aralarında hasta yakınları bulunan ailelerin cezaevi kampüsüne ulaşmakta büyük zorluk yaşadığı belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Hapishane bizim geleceğimiz yer değil, canlarımızı hayattan koparan patronlar ve kamu görevlilerinin cezalarını çekmeleri gereken yerdir.”

Aileler açıklamalarını, “Davayı dünyanın öbür ucuna da götürseniz adalet arayışımızdan vazgeçmeyeceğiz” sözleriyle sonlandırıldı.