OSİAD Başkanı Hisarcıklılar işverenin yatırıma değil ‘ayakta kalma’ya odaklandığını söyledi ve uyardı: 'Üretim gücünü yitirirsek Ortadoğu ülkesi oluruz'

OSİAD Başkanı Hisarcıklılar işverenin yatırıma değil ‘ayakta kalma’ya odaklandığını söyledi ve uyardı: 'Üretim gücünü yitirirsek Ortadoğu ülkesi oluruz'

23.02.2026 04:00:00
Güncellenme:
İklim Öngel
Takip Et:
OSİAD Başkanı Hisarcıklılar işverenin yatırıma değil ‘ayakta kalma’ya odaklandığını söyledi ve uyardı: 'Üretim gücünü yitirirsek Ortadoğu ülkesi oluruz'

OSTİM Sanayici ve İş insanları Derneği (OSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Esat Hisarcıklılar Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı. Hisarcıklılar "Türkiye üretim gücünü kaybederse fakirleşme kaçınılmaz. Sanayicimizin dışarı kaçmasını engelleyecek çözüm mekanizmaları bulmamız şart. Türkiye’nin üretim gücünü kaybetmesi, çok hızlı bir şekilde Ortadoğu ülkesi olması demektir" dedi.

OSTİM Sanayici ve İş insanları Derneği (OSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Esat Hisarcıklılar Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı.  

- Bugünkü ekonomi politikalarının sanayici açısından en zorlayıcı tarafı nedir?

En zorlayıcı olan kur baskısı nedeniyle ülkenin ihracat kapasitesinin düşmesi.

Kur bize göre reel seviyelerde değil, bununla birlikte sanayicinin sabit giderleri çok arttı. Türkiye olarak ana ham madde girdilerinin bir çoğu ithal geliyor. Örneğin ben polietilen malzeme üretiyorum. Bu malzemenin yüzde 8-9’unu PETKİM’in fabrikası karşılıyor. Kalanı ithal ediyoruz. Biz Türkiye’de işliyoruz, sonra tekrar ihraç etmeye çalışıyoruz. Baskılanan kur politikası o ihracatın önünü tıkıyor.

- Bu kur politikası daha ne kadar devam eder, bir tahmininiz var mı?

Baskılı kur rejiminden enflasyon belirli bir seviyeye gelmeden vazgeçileceğini düşünmüyorum.

- Hükümetin kur politikası tercih mi, zorunluluk mu?

Bugünkü uygulama bence geçici. Enflasyonun düşmesi bekleniliyor.

- Ufukta devalüasyon mu var?

İşin tüketim boyutunu kısmadan enflasyonun düşmeyeceğine inananlardanım. Fakat üretime kredi verilmemesi sanayiyi çok kötü tırpanlıyor. Üretimi bir tek iç piyasa olarak düşünmemek lazım. Ülke ekonomisi aynı zamanda dış piyasaya da üretim yapıyor. Faiz oranları hâlâ çok yüksek. Yani devletin politika faizinin üzerinde bankaların vermiş olduğu faiz makası açıldı. Bu makasın düzeltilmesi için hamleler yapılmalı.

‘DEVALÜASYONDAN TEHLİKELİ’

- Baskılı kur politikasından vazgeçilmesi ihracatçı için çok önemli, peki emekçi açısından durum ne olur?

Kur baskısı nedeniyle ihracat potansiyelimizi kaybedersek ülke olarak hanemize eksi yazar. İhracatımız da azalırsa daha çok cari açık veririz. Eğer döviz açığı artarsa bu ekonomiye gelecekte devalüasyondan çok daha büyük bir zarar verir.

- Ekonomik kriz bu kadar uzun sürer mi?

Ben 2009 ve sonrası krizleri bilfiil yaşamış biri olarak ilk kez bu kadar uzun bir süre stres altında çalışmayla karşı karşıyayım. Artık enflasyonu hızlıca çözüp normal ekonomik koşullara gelmemiz şart.

ACİL ÖNERİ: KAMU DİSİPLİNİ

- Ekonomi yönetimine acil bir öneri sunma şansınız olsa bu ne olurdu?

Kamu disiplinini söyleyebilirim. Bence artık kamunun da bizlerden daha fazla kemer sıkmaya ihtiyacı var. Bunu yaptıklarıyla göstermeli. 

- İktidardan daha çok destek mi yoksa istikrar mı beklersiniz?

İşin açıkçası istikrar çok önemli. İstikrar sağlarken de ülke üretim kabiliyetini kaybetmemeli. Ülkenin üretebilmesi için üreticinin bir şekilde destekleniyor olması lazım. Bu tarımda da sanayide de aynı. Bu desteği karşılamanın yolları aranmalı. Güven ortamı sağlanırsa döviz talebi azalır, CDS (Kredi risk primi) düşer, yabancı yatırımcı girişi artar. Enflasyon düşüşü hızlanır.

- Bugün uygulanan politikalara baktığınızda bunun yolları aranıyor mu?

Destek mekanizmalarının belirli alanlarda özelleştirilmesi lazım. İhracat odaklı çalışan firmaya verilecek destek ile sadece iç piyasaya çalışan firmaya verilecek destek farklı olmalı. Yani genel destek paketlerinden daha mikro destek paketlerine dönülmeli. Teşvikte rakamları çok yukarı çıkardılar. 

- Ne kadar?

Şu an teşvik alt sınırı bir çok sektörde 50 milyon lira. Bu rakam çok yüksek. Sonuçta Türkiye’nin henüz yüzde 98’i KOBİ. Bu kadar yüksek oranda KOBİ’nin olduğu bir ülkede “50 milyon liralık yatırım yapacağım” diye yola çıkan firma sayısı çok sınırlı. Bu teşvikten yararlanılabilmesi için rakamın aşağı çekilmesi ve teşvikin tabana yayılması lazım ki insanlar üretime girsin.

- Kapanan atölyeler, dükkânlar, fabrikalarla ilgili rakamlar nedir?

Biz 6 ayda bir üyelerimize anket gönderiyoruz. Çalışan sayılarının, cirolarının, üretimlerinin durumlarını soruyor, artıyor mu azalıyor mu bakıyoruz. Yeni yatırım düşünüp düşünmediklerini öğreniyoruz ve tüm bu bilgileri kendi bünyemizde yayınlayıp ilgili makamlarla da paylaşıyoruz. Oran veremem ama geçmiş senelere göre çok daha fazla artış olduğunu görüyoruz.

- Nedir tablo?

Benim gördüğüm sanayicinin yeni yatırımla ilgili isteği azalmış durumda. Çünkü 2024 ve 2025 yılında insanlar “Yeni yatırım yapalım, daha çok büyüyelim”den öte ayakta kalmaya odaklandı. Bu “Ayakta kalalım” stratejisi 2026’da da sürecek. Sanayicilerin çoğu yatırım yapmaktan ziyade şirketlerini devam ettirmeye çalışıyor. Bu ortamda ayakta kalabilen kalacak.

‘İKİLİ HANDİKAP VAR’

- Sanayiciler fabrikalarını Mısır’a Romanya’ya, Çin’e taşıyorlar. Türkiye’de sanayiden kopulduğu hatta Türkiye’nin sanayisini kaybettiği söyleniyor. Katılır mısınız, Türkiye’nin sanayiden kopma ihtimali var mı?

Böyle bir ihtimalin olmaması lazım. İngiltere ekonomisinin yüzde 85’i danışmanlık ve finans piyasası üzerine gidiyor. Yani ürün de fikir de üretebilirsiniz. Ama Türkiye’nin böyle bir altyapısı yok. Bizim önce ürün üretmemiz gerek. Sanayi, montaj sanayisinden kendi fikri olan patentli ürün sanayisine dönüşmeli. Markalaşma hamleleri yapmalıyız. Bunu başaramazsak üretimden kaçışların çok ciddi miktarda arttığını görürüz. Bugün tekstille alakalı bütün işlerde rekabet gücümüzü Mısır’a kaybettik. Burada Türkiye’deki işçilik maliyetinin yüksek olduğu gerçeği karşımıza çıkıyor. Ama bir gerçek de Türkiye’de çalışan arkadaşlarımızın o rakamlarla geçinememesi. Burada da ikili bir handikap var.

‘BU SÜREÇTE İŞ ADAMLARI DA MUTSUZ’

- Çalışanların mutsuz olduğunu herkes biliyor. İş adamları/patronlar ne kadar mutlu?

Bu süreçte iş adamları da mutsuz. Çünkü çalışma barışı çok kıymetlidir. Özellikle KOBİ’ler çalışanlarıyla hep bir aradadır. Ancak 100 kişiyi geçtikten sonra şirketlerin insan kaynakları departmanı, fabrika müdürleri oturur ve artık şirket kağıt üzerinden yönetilmeye başlar. Ama OSTİM özelinde baktığınızda 1 ila 50 kişi arasında çalışan şirketleri görürsünüz. Ve bu şirketlerin hepsinde patronlar işin başındadır, herkesle birlikte çalışır ve işin zorluğunu bilir. Dolayısıyla çalışanların mutsuz olduğu bir ortamda işverenin mutlu olma şansı yok.

- Sanayiden kopan bir Türkiye’nin geleceği nasıl olur?

Bir ülkenin zenginleşebilmesi için üretmesi lazım. Üretim çok meşakkatli bir iştir, kolay değildir. Bugün Amerika geçmişteki global anlayıştan kaynaklı üretim gücünü yitirdi ve onu geri kazanabilmek için devlet eliyle herkese sopa gösteriyor. Türkiye’nin böyle bir gücü yok. Dolayısıyla Türkiye üretim gücünü kaybederse fakirleşme kaçınılmaz. Sanayicimizin dışarı kaçmasını engelleyecek çözüm mekanizmaları bulmamız şart. Çünkü Türkiye’nin üretim gücünü kaybetmesi, çok hızlı bir şekilde Orta Doğu ülkesi olması demektir.

- İş dünyası önünü ne kadar görebiliyor?

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde öngörülebilirlik seviyesi çok düşük oluyor. Hükümetin enflasyon ve kur ile ilgili tahminleri oluyor. Fakat sene sonunda bunun ne kadar tutup tutmadığını hep beraber görüyoruz. Geçmiş senelerde yüzde 10’un üzerinde yüzde 20’lere ulaşan sapmalar yaşadık.

- İlk söylenen de sonrasında revize ediliyor...

Evet, revize ediyorlar. Revize etmeleri iyi bir şey. Revize edilmese bu sefer pergel daha da açılacak. Ama burada önemli olan revize edilen rakama uyulması, hedeflerin tutturulabilmesi. Eğer hükümetin verdiği tahminler sapmazsa sanayici de önünü görmüş olur.

- Halktan dolaylı dolaysız her türlü vergi alınırken sermayeye vergi kolaylığı sağlandığından, sermayeden az vergi alındığından hatta vergilerin silindiğinden şikayet edilir. Nedir vergi durumunuz?

“Verginin tabana yayılması” diye hep söylenen bir cümle vardır. Vergi şu anda toplanılmıyor mu, bence vergi toplanıyor. Fakat vergi, vergiyi verenler arasında toplanıyor. Verginin biraz daha tabana yayılması lazım.

- “Verginin tabana yayılması” derken neyi kastediyorsunuz?

Şunu kastediyorum: “Nereden buldun” yasası gelecekti. Fakat önce ötelendi, sonra rafa kaldırıldı. Yürürlüğe girmiş olsaydı vergi adaleti de gelir adaleti de belli bir oranda sağlanırdı. Türkiye’de Suriye’den, Irak’tan, İran’dan, yeri geliyor Azerbaycan’dan, belki Venezuela’dan yani nereden geldiği belli olmayan bir para sürekli piyasaya pompalanıyor. Bu para geliyor ve gidiyor. Bu paranın kontrol altına alınması gerek.

‘TÜRKİYE’DE KAZANILAN PARA TÜRKİYE’DE KALMALI’

Ayrıca yabancı menşeli internet sitelerinin Türkiye’de bayilik, şube açması sağlanmalı. Çünkü vergisiz para yurt dışına gidiyor, yurt dışındaki firmaların geliri oluyor. Özetle Türkiye’de kazanılan para Türkiye’de kalmalı.

‘ÇİN’E KARŞI 2-0 GERİDE BAŞLIYORUZ’

- Yabancı menşeli şirketlerin sattığı ürün Türk şirketlerin sattığından çok daha ucuz oluyor ki alışverişe de artık sınırlama geldi. Bu da bedeli sürekli halkın ödemesi anlamına geliyor mu?

Söz ettiğiniz konuda halk çok haklı ama Ticaret Bakanlığı da haklı. Türkiye’nin ürün çeşitliliği dünyaya yetecek pozisyonda değil. Çoğu ürün üretilmiyor. Buradaki en büyük handikap o tip noktaların direkt ilk alıcıdan son tüketiciye ulaşan bir link sağlaması. Bunu biz kendi içimizde başarabiliriz ama bu bir süreç ve bu süreçte tüketici dövülmemeli, zarar etmemeli. Rekabetçiliğin eşit şartlarda olması için devletin belirli bir miktar Türk sanayisine ve Türk üreticisine teşvik vermesi lazım. Avrupa ve Afrika’da bir ürüne fiyat verdiğimizde bize “Ne kadar vade uygulayacaksınız” diye soruyorlar. Örneğin Çin otomatik 12 ay ile 36 ay devlet destekli kredi uyguluyor. Şirketler vadeyi dert etmiyor. Ama biz kendi finansman modellerimizle bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Özetle eşit kulvarda değiliz. Çin girdiği her alanda bizden 2-0 önde başlıyor. Bizim de o seviyeye gelebilmemiz için destekleniyor olmamız lazım.

- Türkiye beyaz eşyada belli firmalarıyla marka olmuş durumda. Ama Türk markası olmasına rağmen biz bunu içeride daha pahalıya alıyoruz...

Burada işin içine ÖTV ve KDV giriyor. Bunlar olmasa, değerlendirme çıplak yapılsa arada bir fark olmayacaktır. Yani aslında bizim vergi sistemimizden kaynaklı farklılıklar oluşuyor. Aynı şey araçlar için de geçerli. Avrupa’daki çıkış fiyatı ile Türkiye’deki satış rakamına baktığınızda bazen üç kata varan fiyat farkları oluyor. Bu aracın pahalıya üretildiğinden değil, Türkiye’deki vergi sisteminden kaynaklanıyor.

- Herkes yerli ve milli ürün kullanmak ister ama bu halka pahalıya mal oluyor...

Üretime yönelik hamleler hızlandığında maliyetler de kademeli olarak aşağıya düşer. Vatandaş için hem yerli hem milli hem de ucuz ürün olur. Finansa erişen üretim daha fazla üretir. Finansa erişen tüketim de daha fazla tüketir.

‘EV GENÇLERİ ÜRETİME YÖNLENDİRİLMELİ’

- Siz eğitimli gençlerin yurt dışına gitmesinden ne kadar etkilendiniz, kalifiye eleman bulmakta zorlanıyor musunuz?

Ülkelerin geleceklerini o ülkenin eğitimli ve donanımlı gençleri belirler. Son zamanlarda ülkemiz beyin göçünü çok ciddi bir şekilde yaşıyor. Bunun önüne geçmemiz için gelecek hayallerini ülkesinde kurmasını sağlamalıyız. İş hayatının bu insanlara ihtiyacı var gelecekte bütün buluşları bu gençlerimiz yapacak, ülkeyi bu gençlerimiz yönetecek. Şu an sanayinin en büyük derdi ara eleman ve mavi yakalı personel. Üzülerek söylüyorum ki son zamanlarda Pakistan’dan diğer ülkelerden sanayinin ihtiyacı için personel getiriyorlar halbuki benim ülkemin 18-28 yaş arası 5 milyondan fazla ev genci diye tabir edilen gençleri var. Bu rakam çoğu Avrupa ülkesinin çalışma nüfusundan fazla .Devletin bu soruna acil çözüm bulması gerekiyor. Bu potansiyelin üretime acil yönlendirilmesi gerekiyor.   

‘EN BÜYÜK SOPAYI BİZ YİYORUZ’

- AB ile Hindistan kapsamlı bir serbest ticaret anlaşması imzaladı. Bu kapsamda gümrük vergilerinin tamamen kaldırılması veya kademeli düşürülmesi, ihracatın artması planlanıyor. Bu anlaşma Türkiye’nin AB pazarındaki rekabet gücünü nasıl etkileyecek, pazar kaybı riski var mı?

Osmanlı’nın son zamanları için “hasta adam” denirdi bize göre şu anda Avrupa sanayisi hasta adam. Çünkü 40 yaşına gelmiş insanlar bile çalışmak için erken olduğunu düşünüp dünyayı gezmeyi planlıyor. Zenginleşmek için üretmek lazım ama Avrupa üretim kabiliyetini çok hızlı bir şekilde yitiriyor. Türkiye’nin en büyük pazarı Avrupa olduğu için en büyük sopayı bu ve benzer hamlelerle biz yiyoruz. Hindistan ve diğer ülkelerle yapılan serbest ticaret anlaşmaları, Türkiye’nin pazarını günden güne küçültür. Dolayısıyla da Türkiye bu tip konularda yeni pazarlar aramak zorunda.

- Avrupa’nın yerini neresi alabilir?

Amerika çok büyük bir pazar ama o da kendi sınırlarını kapattı. İşin doğrusu yeni dünya düzeni, küreselleşmeden sonra sınırlarına çekilerek kendine yeten ülkelerin başarılı olacağı bir düzene gidiyor. Globalleşme artık bir soru işareti. Ama şu hali bile çok sıkıntılı. Bugün bazı ürünlerde Amerika’ya ihracat yaparken, Amerikan Hükümeti’nin bir gecede vergileri yüzde 20 artırmasıyla o pazar sizin için kapanmış oluyor. Amerika pazarı dünyanın üçte bir tüketiminin olduğu devasa bir pazar. Bu tip pazarlarda biz de AB/Hindistan örneğini benzer serbest ticaret anlaşmaları yapmalıyız. Bu bir çıkış yolu.

- İktidara yakınlığı bilenen MÜSİAD’ın Başkanı Burhan Özdemir fiyatların kontrol edilemediğini söyledi, toplumun gelir seviyesindeki makasa dikkat çekti ve bu saatten sonra sıkı para politikası ile sonuç alınamayacağını anlattı. Bu eleştirinin etkisi olur mu?

İnşallah olur. Neticede biz sanayiciler olarak işe hükümete yakın veya değil diye bakmıyoruz, daha realist bakıyoruz. Çünkü sanayi politikaları öyle 3/5 yılda değişmez. Tabi MÜSİAD’ın da bunu söylemiş olması sanayici için çok kıymetli ve değerli.

- Eski TÜSİAD Başkanının dahi gözaltına alındığını gördük. İş adamları kendilerini ne kadar güvende hissediyor, sanayicinin siyasetle kurduğu ilişki nasıl, sizlerde endişe var mı?

İşin açıkçası herkes kendi cephesinden bakmaya çalışıyor. Burada ortak noktalara odaklanmak lazım. Sanayici bir şey istiyorsa ve bu istek TÜSİAD gibi bir kurumdan geliyorsa bence değerlendirilmeli. Bu elbette ki her talebin karşılanması anlamına gelmiyor. Ama hem TÜSİAD hem MÜSİAD aynı şeyi söylüyorsa demek ki ciddi bir sıkıntı var demektir.

PORTAL

1981’de doğdu. Ankara Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Ankara Sanayi Odası (ASO) meclis üyeliği, ASO Çevre Komisyon Başkanlığı, İç Anadolu Sanayicileri ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu (İÇASİFED) Yönetim Kurulu Üyeliği, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Delegeliği ve OSİAD Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Hisarcıklılar 34. Olağan Genel Kurul’da OSİAD Başkanı seçildi.

Image

İlgili Konular: #üretim