Arif Kızılyalın

Bakanlığın değil halkın doktoru

15 Haziran 2013 Cumartesi

Başbakan ve Vali’nin, “Size 24 saat süre, gelin çocuklarınızı alın” mesajları sonrası Taksim’e çıkan binlerce “anne”, kızları, oğulları ve hiç tanımadıkları “yavruları” için, çevik kuvvet birliklerinin önünde canlı kalkan oluştururken, Gezi direnişini insani boyutuyla tüm dünyaya duyurmuşlardı. Birçok yabancı TV kanalı, haber bültenlerinde, “Türk anneler, Arjantin’deki hemcinsleri gibi gözyaşı dökmemek için bedenlerini polisin önüne kalkan yaptı” yorumu ile İstanbul’daki olaylara dikkat çekmiş, Sicilyalı piyanist Davide Martello da kimi zaman lirik, kimi zaman coşkulu dokunuşlarıyla belki de sanat yaşamının en renkli resitalini vermişti.

Ve ertesi gün...

Sabah saatlerinde Gezi’yi fena halde ıslatan yağmur, öğleden sonra yüzünü gösteren güneşle direnişçileri sevindiriyordu. Gerçi, revir bölgesinde konuşlanan Gezi yönetimi branda, yağmurluk ve yeni çadırlarla direnişçilerin korunmasını sağlamıştı ama güneş, ıslanan tişört ve gömleklerin kuruması demekti bir anlamda. Ve dün parka adımını atanları koskocaman bir Atatürk posteri ile dev boyutlarda Türk bayrakları karşılıyordu. Bir gece önce, “Parktaki en büyük bayrak Türk bayrağı olmalıdır” diyen grupla buna karşı çıkanlar arasındaki tartışma, “bayrak”ın arkasında duranların zaferi ile sonuçlanmıştı. Önceki gün annelerin nöbet tuttuğu Gezi Parkı girişinde dün ellerinde karneler olan çok sayıda genç vardı. Kimi, Taksim ve civarındaki okullardan erken çıkıp servislere binmeyip Gezi Parkı’nın yolunu tutmuş, kimi çadırlardaki ağabey ve ablalarına karneleri’ni gösterip “harçlık” almaya gelmiş, kimi yaşı kemale ermiş öğrenci de, “Hadi abi, al karnemi git, Gezi nöbeti sırası 3 ay bende” diye ısrar eder olmuştu.

Hafta başı baskını sonrası zarar gören kütüphaneyle sıcak yemek dağıtan çadırlar ise dün en hareketli bölümlerdi. Ve elbette revir. Büyük sağlık çadırında sabah saatlerinde gerginlik hâkimdi. Sağlık Bakanlığı’nın, “Gezi’de gönüllü çalışan personel hakkında fişleme yapılacak” yazısının fotokopileri elden ele dolaşırken, görevliler de çalışan doktorların “fotoğraf yoluyla” fişlenmesine engel olmak için, “Lütfen bu alanda fotoğraf çekmeyin” anonsları yapıyorlardı. Haksızlar mıydı bu anonslarda? Hayır. Çünkü orası onların “özel” alanlarıydı. Bir tıp fakültesi öğrencisinin haklı isyanı da bunu belgeliyordu: “Gerçi kimseden korkum yok, ama bu ürkütme politikasına de izin veremem. Fotoğrafımızı kimlerin çektiğini çok iyi biliyoruz; en fazla devlet hastanesinde çalışmayız, sonuna kadar buradayız.” Akşam saat 21.00’i gösterdiğinde ise elinde megafonla bir doktor, “Sağlık Bakanlığı geri adım attı, Baş denetçi fişleme yazısını geri çekti” anonsu ile tüm reviri sevince boğuyordu. Doktorları ilk kutlayan tiyatrocu Cengiz’di. Birbirlerine sarıldılar. Gerçekten bakanlık yazıyı çekmiş miydi, çekecek miydi netleşmedi ama bir gerçek var ki, doktorlarla, sanatçılar gezi direnişinin önderleri. Ayrıca fişlenmekten de zerre korkmuyorlar.


Yazarın Son Yazıları

Gazoz olma efsane ol! 17 Kasım 2020
Pandemi, loca ve menajer 11 Kasım 2020
Deprem vergileri nerede? 4 Kasım 2020
Futbolda para bitti! 14 Ekim 2020
TFF’nin üst aklı kim? 18 Ağustos 2020