Adalet yoktu da artık hukuk da yok...

24 Şubat 2020 Pazartesi

Gezi davasıyla ilgili son mahkeme kararı ile hukuka yapılan son müdahale gösterdi ki “artık hukuk da yok”.

Davanın bütün sanıkları için “beraat” kararı verip davanın tek tutuklusu Osman Kavala için de tahliye kararı veren mahkeme sürpriz yapıp beklenmedik bir sonuca mı imza atmıştı?

Yoksa, iktidar baskısıyla açılan bir davada suçsuzlar yargılanırken değişen rüzgârlar bir pazarlığa mı işaret ediyordu?

Bunları bilemeyeceğiz.

Ama sürpriz olmayan bir Cumhurbaşkanı müdahalesiyle “bir manevra ile beraat ettirmeye kalktılar” sözüyle açıklanan bir iktidar hamlesiyle Osman Kavala bütün hukuk kuralları çiğnenerek tahliye edildiği bir konu ile yeniden tutuklandı. Son kararı veren mahkeme heyeti de inceleme ve soruşturmaya alındı.

Bitti gitti mi? “İşte adalet!” diye sevinenlerin sevinci yerini gene üzüntüye mi bıraktı? 

Hayır, elbette hayır. Hiç de öyle olmadı.

Bir kere daha ortaya çıktı ki bu ülkede bütün hukuk sistemi siyasal iktidarın ve onun başı olan Cumhurbaşkanı’nın iradesi altında ipoteklidir.

Ortaya çıkan bu durum, ülkenin ekonomisini de, eğitimini de, ticaretini de, tarımını da, endüstrisini de, dış politikasını da etkileyecek önemdedir.

Çünkü:

Bütün mahkeme duvarlarına yazıldığı gibi,

ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR.

Eğer adalet yoksa, devlet de yoktur, toplum da yoktur, hiçbir şey yoktur ve olamaz.

Adalet yoksa, toplumun hiçbir kesiminde güven olamaz.

Adalet yoksa, toplumun hiçbir bireyinde güven olamaz.

İnsanın canı, malı, ailesi, işi, geleceğinin hepsi güvene bağlıdır.

Eğer bir toplumda güven kaybolursa geride hiçbir şey kalmaz.

Bu toplumda hiçbir varlığın, hiçbir kazanımın güvencesi kalmamıştır.

Bu toplumun en büyük kaybı güven kaybıdır.

Daralan güç çemberi

İktidar gücü bir çember olarak daraltıldığı zaman “çemberin içi ve çemberin dışı” kesin çizgilerle ayrılır.

Bu ayrım giderek “bizden olan-bize karşı olan” ayrımına dönüşür.

Çember daraldıkça “biz” giderek “ben” olur.

Ben”, giderek “Şahsım”a dönüşür.

Bugün, iktidar çemberinin geldiği nokta budur.

Çember daraldıkça iktidarın kaybedilme olasılığı bir travma olarak kabul edilir.

Bu travmadan kurtulmak için de artık her türlü strateji ve taktik uygulanabilir.

Günümüzde anlamsız gibi görünen birçok uygulamanın asıl anlamı budur.

Şahsım iktidarı” her türlü karşı çıkışı “düşmanlık” olarak görmek zorundadır. 

Çünkü bu karşı çıkışlar iktidara karşı tehdittir.

İktidar ise artık kutsaldır.

İktidara karşı çıkmak kutsala karşı çıkmaktır.

İktidarı bir biçimde sarsacak hareketler, bu hareketlerin içindeki kişiler “kutsalı kirleten hedefler” olarak işaretlenir.

Elbette bu gerçekleri görenlerin içinde iktidar yandaşları da vardır.

Onlar bu durumu göre göre, neler olduğunu bile bile bu durumun ortaklığını yapmaktadırlar.

Çünkü bütün kazanımları, yetkileri, çıkarları hep bu durumun sürmesine bağlıdır.

Karşı olanların bir bölümü de susmaktadır. 

Bir kenara çekilip olan bitene karışmamak zarar görmemenin önlemidir. 

Bütün bunlara karşın neden kimse ağzını açamıyor?

Çünkü, İKTİDAR ARTIK KUTSALLAŞMIŞTIR.

İktidara karşı çıkmak, kutsala saygısızlık sayılıyor. FETÖ yandaşlığından vatan hainliğine kadar uzanan bir yelpazede yer bulunarak suçlanıyor.

Soru sormak yasaktır.

İktidarı eleştirmek günahtır.

Karşı çıkmak vatan hainliğidir.

Sakın ha!

Ama gerçekler kaybolmaz

Ama ne yapalım ki “gerçekler kaybolmaz”.

Zulüm bir gün biter, zalim o gün çöker.

Tarihin kanunu budur.

Bugün hesap soranlar yarın hesap verir.

Bugün yatan yarın çıkar.

Zulüm kendini ele verir.

KAN KONUŞUR. 

Bir gün, mutlaka... 


Yazarın Son Yazıları

İllüzyon... 19 Ekim 2020
Atatürk fenomeni... 21 Eylül 2020
30 Ağustos’u kutlamak... 31 Ağustos 2020
Müjde!... 24 Ağustos 2020
Lider-başkan -yönetici... 17 Ağustos 2020
Uğur Celasun’u yazmak... 3 Ağustos 2020