Attilâ İlhan, Türkan Saylan ve Mustafa Koç

26 Ocak 2016 Salı

Üç ölüm, ayrı çevrelerden üç insanın kaybının ortak toplumsal yansımaları;
• Attilâ İlhan öldüğünde çok yakınındaydım, Tüyap’tan sonra Bilgi Yayınevi’nin sahibi Ahmet Küflü ile evine telefon ettik, sağlığını merak ediyorduk.
 Türkan Saylan öldüğünde Ergenekon kumpasından tutukluydum, sadece televizyondan seyrettim.
 Mustafa Koç vefat ettiğinde toplumsal tepkiyi, evimde medyadan izledim.
Üçü de olağanüstü etkiliydi ve üçü de ilginç bir ortak özellik gösteriyordu.
Çok geniş bir kesim: siyaset, sanat, elit, iş çevresi hep birlikte sahiplendiler. Medyanın trolleri hariç herkes.
Neydi bu ortak yön? Bu apayrı çevrelerden gelen insanların toplumsal boyuttaki ortaklıkları ve kesişmelerinin arkasında ne vardı?
 Türkiye’nin ihtiyacı olan sağduyu mu?
 Cumhuriyete ve Atatürk’e sahip çıkmak mı?
 Divan Oteli’nin Gezi’deki insani ve uygar tutumu mu?
 Kadın-erkek eşitliğinden çağdaş yaşama uzanan ortak duruş mu?
 Topluma değişik alanlarda sundukları mutluluk ve yarar mı?
Bunların hepsinin de payı var. Üçünü de uğurlarken, bütün bu katkıları ile, toplumda birleştirici, bütünleştirici ve çağdaşlaştırıcı etkilerini de yaşadık. Hiç tanımayanlar bile olumlu baktılar.

Koç ailesi ile kesişmelerim
Koç ailesi ile hayatım boyunca ilginç “nokta kesişmelerim” oldu:
 Vehbi Koç 1979’da beni Yeniköy’deki evine davet etti. Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET), bugünkü AB konusundaki görüşlerimi, düşüncelerimi duymak istiyordu. Sade bir çay davetiydi bu. Vehbi Bey’le 2 saat kadar sohbet ettik.(*)
 Rahmi Koç ile medya vasıtasıyla kesişmem oldu; 1988 yılında Tercüman’da ünlü Beşiktaşlılar(!) olarak ikimizin yan yana karikatürü çıktı.
 Rahmetli Mustafa Koç’la kesişmelerim daha yoğundu; son 12 yıl içinde en az 5-6 defa onun “Gümrük Birliği Anlaşması” konusunda, benimle örtüşen açıklamalarına “Bıçak Sırtı” köşemde yer verdim.
Kendisi TÜSİAD temsilcisi olarak, mevcut tek yanlı anlaşmanın, “Türkiye’nin, AB dışı iş dünyası ile ilişkilerinde, ticarette haksız rekabete yol açtığını; bunun Türkiye ekonomisi aleyhine işlediğini; düzeltilmesi gerektiğini” belirtiyordu.
Bu durum, benim daha en başta, “Türkiye AB dışında tutulurken, ülkeyi tek yanlı olarak bağlayacağını ve zarara sokacağını” savunduğum görüşle örtüşüyordu. Tam üyelik ve gümrük birliği beraberce olmalıydı.
Mustafa Koç aramızdan ayrılırken bile olumlu toplumsal katkısını ortaya koydu. Aynen Attilâ İlhan ve Türkan Saylan’ın uğurlanışında olduğu gibi.
Toplumun uygar ve çağdaş tarafında duranlar ilginç bir biçimde bütünleştiler.

(*) Konunun ayrıntılarına, “Ortak Pazar’dan Avrupa Birliği’ne” adlı kitabımda geniş yer verdim: Syf 203-208, Cumhuriyet Kitap-2009  


Yazarın Son Yazıları