Adana Cumhuriyeti Günleri

21 Eylül 2014 Pazar

250’nin üstünde film, üç büyük sergi, yarışmalar, konserler ve yağmur... 14 Eylül’den bu yana Adana Cumhuriyeti’ndeydim. Öyledir, kim ki Adana’ya gelir, farklı bir cumhuriyete ayak basar. Adana abartılı sevinçlerin, abartılı acıların ve yüzlerce hikâyenin anayurdudur.
İşte şimdi, yolumun üstündeki Abidin Dino Sanat Parkı’na şöyle bir uğruyorum. Dostlarım Altın Koza sergiler küratörü Mehmet Emin Arıcı ve Aslı Selçuk’un (gazetemiz yazarı) birlikte gerçekleştirdiği “Orhan Kemal 100 Yaşında” başlıklı bir açıkhava sergisi var. Önce parkta oturan, koyu bir sohbete dalmış Yaşar Kemal, Orhan Kemal ve Abidin Dino masasına uğruyorum. Abidin Dino, Yaşar Kemal’in İnce Memed’ini hemen oracıkta çiziyor. Orhan Kemal, Taşköprü’nün üstünde iş bekleyen ırgatları anlatıyor, Abidin Dino az sonra onları da çizecek. Ben masaya bir selam verip, kendimi 21. Uluslararası Altın Koza Film Festivali kapsamında açılan “Orhan Kemal 100 Yaşında” sergisine vuruyorum. Ve sergiyi dolaştıkça Orhan Kemal’in Türk sinemasına katkılarını görüp heyecandan gözlerim yaşarıyor. Murtaza, Bereketli Topraklar Üstünde, El Kızı, Gurbet Kuşları, Hanımın Çiftliği, Eskici ve Oğulları, Üç Tekerlekli Bisiklet, Devlet Kuşu ve 72. Koğuş. Mutlaka yazmayı unuttuklarım vardır. Bir yazın emekçisi, Türk edebiyatının mihenk taşlarından biri Orhan Kemal, Türk sinemasına ne kadar da çok hikâye sunmuş. Bunca katkıyı topluca görmek olağanüstü bir keyif. Bir onur. Benim bütün sinema okullarına bir önerim var: Bu yılı Orhan Kemal yılı ilan etsinler ve öğrenciler (ne yazık ki) pek bilmedikleri bir dünyayla tanışsınlar! Adana’nın genç Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü ve tüm Altın Koza ekibi, kendi has evlatlarını bağırlarına basmışlar. Diğer bütün Adanalı sanatçılar gibi…
Devam edeceğim ama önce buralarda ne yapıyorum ondan söz etmeliyim. Bu yıl da festival bünyesinde 4. kez gerçekleştirdiğimiz ve bir hafta süren Altın Koza Film Atölyesi’ni yönetiyorum. Bu yıl atölye epey kalabalık, her yaştan ve meslekten yaklaşık altmış kişi, tam altı gün filmle yattık filmle kalktık. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Dilek Tunalı, oyuncu ve cast yöneticisi Arzu Gamze, Amerikalı yapımcı Davit Eliot, kurgu yönetmeni Bora Gökşingöl ve görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki mesleki bilgilerini, anılarını atölyeyle paylaştılar ve son günde atölye öğrencilerinin oluşturduğu bir ekiple, pazar günü evde canı sıkılan bir ailede, küçük bir kızın bu can sıkıntısını aşmak için nasıl çabaladığını anlatan “Mavi” adlı kısa bir film çektik. Tabii bu arada çok güzel şeyler oldu, atölyemizin ilk günden beri takipçileri Selçuk Üniversitesi öğrencilerinden Mehmet Emre Gül, Ulusal Öğrenci Filmleri yarışmasında “Benden Önce” adlı filmiyle en iyi belgesel dalında birinci oldu. Gene Selçuk Üniversitesi’nden “02 Oksijen” filmiyle Naci Anıl Konyalı deneysel dalda birincilik aldı. Gene atölyenin müdavimlerinden Selçuk Üniversitesi öğrencisi Ali Avlar’a da Safranbolu Belgesel Filimler Festivali’nden bir birincilik ödülü geldi.
Bunların hepsini cuma günü öğrendik, o gün benim de doğum günümdü, pastalar çoğaldı ve ben yaşamımın belki de en güzel armağanlarını aldım. Hepsini kutluyorum.
Bir film festivaline gelip de hiç film görmeden dönmek olur mu? Oluyor, bu yıl atölye çok sıkıydı ve ben hiçbir filme gidemedim. Oysa on iki tane yarışma filmi var. Gidenlere çaktırmadan sordum, aynı otelde kaldığımız jüri hiç açık vermedi. Ama çok değerli bir dostumdan şöyle bir tiyo aldım. Yönetmen Nesimi Yetik’in “Tuz Ruhu” ve yönetmen Murat Düzgünoğlu’nun “Neden Tarkovski Olamıyorum” beğenilen filmler arasında. Siz benim yazımı okurken seçilenleri göreceksiniz. Bakalım tutturmuş muyum? Bu arada “Neden Tarkovski Olamıyorum” adını çok sevdim. Baştan sona ironi kokuyor.
Adana en çok bir sinema kenti. Bütün salonların dolu olduğunu çalışanlardan öğrendim. Öyle ki bazı filmler için ikinci bir seans yapmak zorunda kalınmış. Bu arada bir başka sergi daha hayata geçirildi: “Türk Sineması 100 Yaşında.” Doğrusu gene Emin ve Aslı’nın gerçekleştirdiği bu sergide birazcık Adanalı sanatçılara torpil yapılmıştı. Ama Yılmaz Güney’den başlayıp Kıvanç Tatlıtuğ’a kadar pek çok sinema sanatçısı Adana Cumhuriyeti’nden çıkmış ki, bu kadarcık torpil elbette olacaktı. Festivalde seyirci olmak güzel de arkada neler oluyor? Altı yüzden fazla sanatçının, oyuncunun geliş gidişlerinden b i r i n c i d e r e c e s o r u m l u Mehmet Sarıca, Festival Genel Koordinatörü Candan Yaygın, Sinema Programları Genel Koordinatörü Kadir Beycioğlu ve Altın Koza ekibinin iki saat uykuyla durduklarına bizzat tanığım ama 22.’sinde buluşmak üzere bizleri uğurlarken, yüzlerinde güller açıyordu.
Adana Cumhuriyeti’nden dönmek zor olacak. Ama çaresiz İstanbul’un yolunu tutuyorum. Ve beni ve festivalin peşini hiç bırakmayan yağmur ufaktan çiseliyor.  


Yazarın Son Yazıları

Belleğimdeki deprem 1 Kasım 2020
Koronayla söyleşi (3) 13 Eylül 2020
Alkollüydüm abi! 23 Ağustos 2020